Blog Arşivleri

Maya takvimiyle ilgili en son iddia!

Yeni yıla girilmesiyle, Maya takviminin kehanetleri hakkında sayısız teori de ortaya döküldü.

Yaygın görüşler 2012’de dünyanın yok olacağı ya da insanlığın mutluluk ve gelişim çağına gireceği yönünde. En son teori ise sanılanın aksine takvimin hiç de önemli bir olaya işaret etmediğini öne sürüyor.

Time dergisinde Robert Landau imzasıyla yayımlanan habere göre, Maya takvimi kozmik bir olayın başlangıcınıve sonunu göstermiyor. Aksine, takvim, M.S 603 ile 683 yılları arasında yaşamış Maya Kralı Büyük Pakal’ın doğum gününe göre ayarlanmış.

Landau’nun, Latin Amerikalı arkeologların bulgularına dayandırdığı iddiası şöyle:

“Haab” adıyla bilinen, 5 bin 125 yıllık Maya takviminin, 21 Aralık 2012’de sona ermesi, birçok uzman tarafından yaratılış döngüsünün sonu olarak kabul ediliyor. 394,26 yıla denk gelen “baktun” adındaki dönemlere bölünen Maya takvimi, bu tarihte 13’üncü “baktun”u tamamlamış olacak.

Ancak takvimin sona eriş tarihi, sanıldığı gibi kozmik bir olaya değil, tamamen politik bir karara dayanıyor olabilir. Meksika’nın Chipas eyaletindeki antik Maya kenti Palenque’de çalışmalar yapan Alonso Mendez, Büyük Pakal’ın doğum gününü, “ilahi bir dönüm noktası” olarak işaretlemek istediği için “baktun”ları oluşturduğunu savunuyor.

TAKVİMİ YENİDEN UYARLADILAR

Mendez, matematik ve astronomi alanında çok ileri olan Mayaların, krallarının isteğini yerine getirmek için Orion takımyıldızının hareketlerini inceleyerek baktunları belirlediği görüşünde.

Aynı zamanda gökbilimci olan Mendez, “Mayalar, bu takvimi yapabilmek için, bir önceki yaratılış döngüsünü belirlemek zorundaydı. Palenque kalıntılarında, bu dönemin ‘kozmosun yeniden organizasyonuyla’ sona erdiği belirtiliyor. Buna, ‘bir evin metaforik olarak yeniden oluşturulması’ da denebilir. Bu dönem, 13 “baktun”la sona erdiği için, yeni dönem de 13’üncü “baktun”la tamamlandı” dedi.

NASA tarafından California Üniversitesi’nde yürütülen araştırmanın da bir parçası olan Mendez, “Mayalar sadece geçmiş için değil, gelecek için de konuşan bir takvim hazırladı… Bana göre, Pakal, Maya mitolojisini yeniden uyarlayarak, kendisine ilahi bir yer açmak istedi” yorumunu yaptı. Kısaca, Büyük Pakal siyasi kararların tarihinasıl değiştirebileceğine yönelik önemli bir örnek oluşturmuş olabilir.

Chipas’ta çalışmalar yapan bir diğer arkeolog Nancy Orr ise “İnsanlar Maya takviminin sona ermesini Dünya’nın sonu olarak kabul ediyor. Oysa bu tarih, yeni bir ruhani dönemin başlangıcına işaret ediyor” ifadesini kullandı.


Reklamlar

NASA’dan kıyamet açıklaması.

Maya takviminde sözü edilen dünyanın sonunun 21 Aralık’ta geleceği söylentilerine NASA açıklık getirdi…

ABD Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’dan, “Mayatakviminin sonu geldiği için bu yıl 21 Aralık’ta dünyanın da sonunun geleceği” gibi hurafelere inananları rahatlatacak, sevindirici bir haber geldi.NASA’da görevli gökbilimciler, 2012’de korkulacak hiçbir astronomik olayın olmayacağını açıkladı. Yapılan açıklamada, “21 Aralık’ta, yılın en uzun gecesinin yaşanacak olmasından başka özel bir durum olmayacak; hiçbir olumsuzluk beklenmiyor” denildi. Maya takviminin 144 bin gün sonra sona ermesinden yola çıkılarak ortaya atılan kıyametgünü teorileri arasında Dünya’ya bir gezegenin çarpması, güneş fırtınalarının Dünya’nın sonunu getirmesi veya kutupların kayarak yer değiştirmesi gibi teoriler yer alıyor.

NASA şaşkın!

Güneş’in sıcaklığına ölümcül düzeyde yaklaşan kuyrukluyıldız hayrete düşürdü.

ABD’nin Ulusal Havacılık-Uzay Dairesi NASA‘nın astronomları Güneş‘in sıcaklığına ölümcül düzeyde yaklaşan kuyrukluyıldızın “tamamen erimekten” kurtulmasını büyük şaşkınlık içinde izledi.

“Lovejoy” adlı “kartopu” kuyrukluyıldızGüneş‘e milyonlarca dereceye varan mesafede 121 bin kilometre “çok yaklaştığı halde” eriyip yok olmadan Güneş‘in öteki yüzünde teleskoplarda göründü.

Gökbilim uzmanları, bunun, Lovejoykuyrukluyıldızının sanılandan çok daha büyük olmasından kayaklanmış olabileceğini belirttiler.

-Kısa tanım-

Evrenin sonsuz ilginç varlıklarındankuyrukluyıldızlar, az katı ve kararlı olan çekirdek, su buzu ve diğer donmuş gazlarla az miktarda kozmik toz ve diğer katı cisimlerden oluşuyor.

“Koma: diğer adıyla “yıldızsaçı”, çekirdekten buharlaşan su, karbondioksit ve diğer nötr gazların yoğun bulutu.

Kuyrukluyıldız özü ışık topu şeklinde görülüyor.

Hidrojen bulutu: Çok büyük (milyonlarca km) ancak son derece seyrek nötr hidrojen zarfı.

Toz kuyruk: 10 milyon km’yi aşan uzunlukta, çekirdekten kaçan gazlarla taşınan mikroskobik toz

zerrelerinden oluşmuş duman. Kuyrukluyıldızın, çıplak gözle görülebilen en belirgin özelliğini teşkil eder.

İyon kuyruk: Kuyrukluyıldızın, yüzlerce milyon km’ye varan uzunlukta, güneş rüzgarıyla reaksiyon

sonucu iyonize olmuş gazlardan oluşan plazma kuyruğu.”

AA

Kuyruklu yıldızları ‘zıpkın’la avlayacaklar

NASA’daki bilim insanları, saatte 240 bin kilometre hıza ulaşabilen kuyruklu yıldızlardan güvenli birşekilde toprak örneği alabilmek için ‘zıpkın saplama’ yöntemi üzerinde çalışıyor.

ABD’nin Maryland eyaletindeki NASA Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nde yapılan araştırmalarda, buz, kaya ve toz parçaları saçarak ilerleyen gök cisimleri üzerine insanlı ya da insansız araçların inişinin riskli olması sebebiyle yeni bir yol haritası belirlendi. Buna göre, kuyruklu yıldıza mümkün olduğunca yaklaşan bir uzay aracı, yüzeye zıpkın fırlatacak ve elde edilen yüzey numunelerini yukarı çekecek. Bu sayede gök cisminin yüzeyi ne kadar riskli ya da karmaşık olursa olsun istenilen her yerden örnek toplanabilecek.

Laboratuar testleri sırasında, yaklaşık 2 metre uzunluğundaki metal mancınıktan fırlatılan 1,27 santimetre kalınlığındaki çelik kablo, 454 kilogramlık bir itiş gücü ve saniyede 30 metrelik bir hızla kum, çakıl ve tuz dolu hedef kaba saplandı. Uzaydaki gerçek görevlerde, zıpkının yaklaşık 1,6 kilometre yüksekliktenfırlatılacağı belirtildi. Bilim insanlarının cevabını bulmaya çalıştığı soru ise, fırlatma işlemi için ne kadar gücün uygulanması gerektiği. Çünkü kuyruklu yıldızlar, kaya,kum, buz ve değişik sertlikte madenlerden oluşabiliyor ve yer çekimi farklılık gösterebiliyor.

 

Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nden Joseph Nuth, “Kuyruklu yıldızlar gezegenlere göre çok küçükler ve en fazla Dünya’dakinin milyonda biri yer çekimi gücünesahip olabiliyorlar. İniş yapmak ve üzerinde çalışmak çok zor. Bu sebeple bir zıpkın projesi üzerinde çalışıyoruz” dedi.

Bilim insanları, kuyruklu yıldızlar üzerinde yapılacak analizler sayesinde evrenin,Güneş Sistemi’nin ve Dünya’nın oluşumu hakkında önemli bilgiler elde edilebileceğini belirtiyor.

 

Bu gezegenlerin yarısı elmas!

ABD’de yapılan bir araştırmada, Samanyolu galaksisinde dünyamızın 15 katı büyüklüğünde ve yarısı elmastan oluşan bazı gezegenlerin var olabileceği belirtildi.

Amerikan GeoFizik Topluluğu‘nun düzenlediği konferansta konuşan, Ohio Üniversitesinden Wendy Panero’nun başkanlığında yapılan araştırmanın üyelerinden Cayman Unterborn, “Dünya gezegeninden 15 kat daha büyüklükte ve yarısından fazlası elmastan oluşan gezegenlerin olabileceğini” söyledi.

Wendy Panero araştırmaya ilişkin yaptığı açıklamada, Samanyolu galaksisindeki bazı yıldızların çevresindeki karbon yoğunluklugezegenlerde oluşacak çekirdek ve mantonun ağırlıklı olarak elmastan oluşabileceğini saptadıklarını belirtti.

Panero, elmasların oluşum sürecine ilişkin yaptıkları ve yerkürenin mantosundaki sıcaklık ve basınca uygun koşulların oluşturulduğu laboratuvar araştırmaları sonucunda, dünya ve karbonla zengin diğer gezegenlerde minerallerin meydana gelme sürecini simule eden bilgisayar modelleri geliştirdiklerini söyledi.

Karbon zengini gezegenlerin yapısının farklı olabileceğini, elmasın ısı geçirgenliği nedeniyle çok çabuk soğuyabileceğini belirten Panero, “elmas” gezegenlerde jeotermal enerji, tektonik tabaka, manyetik alan ve atmosferin olamayacağını söyledi.

Panero, “Elmas gezegenin soğuk ve karanlık olacağını tahmin ediyoruz” dedi.

Daha önce de, Avustralya’nın Melbourne Swinbourne Teknoloji Üniversitesi astronomi uzmanları, Güneş Sistemi’nden çok uzakta nötron yıldızı etrafında dönen bir gezegenin karbon kütlesinin ihtimal hesaplamalarına göre muazzam basınç altında elmastan müteşekkil olması gerektiğini bildirmişti.

Science bilim dergisinde de yayınlanmış konuya ilişkin makalede, 4 bin ışık yılı uzaklıktaki “elmasgezegen”in hafif elementler olan hidrojen ve helyumu hiç içermediği ifade ediliyordu.

AA

“2023’te uzaydayız”!

Türk Hava Kurumu (THK) Genel Başkanı Osman Yıldırım, Türkiye’nin en geç 2023 yılına kadar uzaya insanlı mekik göndereceğini belirterek, “Uzayda yeni bir Türkiye kuracağız” dedi.

Türk Hava Kurumu bölge toplantısına katılmak üzere sabah saatlerinde kuruma ait uçakla Sinop’a gelen THK Genel Başkanı Osman Yıldırım, Vira Otel’de basın toplantısı düzenledi.

Toplantıda Türk Hava Kurumu’nun projelerinden bahseden Osman Yıldırım, Türkiye’nin uzay programını açıkladı. Türk Hava Kurumu’nun Havacılık ve Uzay Üniversitesi kurulduğunu hatırlatan Yıldırım, “Arkadaşlar biliyorsunuz kurumuzun bu dönemde yaptığı en önemli faaliyetlerinden birisi Türk Hava Kurumu Havacılık ve Uzay Üniversitesi oldu. Üniversitemiz bu yıl eğitime başladı. Ankara ve İzmir’de toplam 236 öğrenci ile ülkemizin değerli gençlerine eğitim veriyor. Üniversitemizin en büyük özelliği bir ihtisas üniversitesi, havacılık ve uzay üniversitesi olması. Dünyada bu konuda eğitim yapan 37. üniversite var. Amerika’da bulunan en önemli havacılık ve uzay üniversitesi ile öğrenci mübadelesi yapıyoruz. Biz Amerika’ya, Amerika da bize öğrenci gönderiyor. Tabii eğitimin bir özelliği de bizim üniversitemizde okuyan öğrenciler 1 veya 2 yıl bağlı bulundukları bölümlere göre Amerika’da okuyacaklar. Mezun olurlarken hem Türk Hava Kurumu üniversitesinin diplomasını alacaklar hem de Amerikan Havacılık ve Uzaycılık Üniversitesi’nin diplomasını alacaklar. Türk Hava Kurumu Üniversitesi hem uçak mühendisi hem uydu mühendisi hem de astronot mühendisliği eğitimleri yaptıracak bir üniversite. ABD’de işbirliği yaptığımız üniversite dünyadaki hava araçlarının tasarlanmasında çok önemli bir üniversite. Biz de tabii kendi imkan ve kabiliyetimizi biliyoruz. Gerçekten Türkiye’de öğretim üyeleri ve bilim adamlarını biz geri getirdik. Yani beyin göçü geri döndü” dedi.

Türkiye en geç 2023’e kadar uzaya insanlı uzay aracı gönderebilecek

Türkiye’nin kısa süre içerisinde uzaya insanlı uzay aracı göndereceğini kaydeden Yıldırım, “Bu gün uydu diyoruz ya da uzay gemisi diyoruz. Bunların hepsinin Türkiye’de yapılmaması için hiç bir neden yok. Çünkü bu imkan ve kabiliyet Türkiye’de var. Hem uçak üretimi, hem uydu projesi ve hem de uzay mekiği projesinin Türkiye’de gerçekleşmesi mümkün. Projesini biz yöneteceğiz. Gövdesini, motorlarını ve ana bilgisayarının yazılımını Türkiye’deki mevcut sanayi kuruluşlarıyla, şirket ve organizasyonlarla birlikte THK Üniversitesi yapacak. Elimizde her türlü imkan var. Türkiye en geç 2023’e kadar uzaya insanlı uzay aracı gönderebilecek. Cumhuriyetimizin 100. yılına kadar Türkiye kendi yaptığı mekikle uzaya gidecek ve dönecek. Onun için diyoruz ki, ‘uzayda yeni bir Türkiye kuracağız’. Artık THK Türkiye’nin sınırları dışına çıktı. Bunun yanında uzayda da yerimize alacağız” diye konuştu.

Uzay üssünün yine Türkiye’de olacağını dile getiren Osman Yıldırım, şöyle konuştu:

“Bizim uzay mekiğimiz Ankara’daki Türk Kuşu Tesisleri’nden kalkacak ve görevini yaparak tekrar tesislere inecek. Uydumuzu belki mekiğimiz uzaya götürecek ve yörüngesine yerleştirecek. Uzayda kendi uzay laboratuvarımızı kuracağız. Bunu da gerçekleştirmemek için hiç bir neden yok. Ben şuna inanıyorum, hedefi olan hedefine varır. Zaten o hedefe ulaşmak için gerekli programını yapar. Bunları başarmak için her şeye sahibiz. Bir kere arkamızda Türk milleti ver. Arkamızda bir devletimiz ve hükümetimiz var. Sloganımız ‘gelin hep beraber uzayda bir Türkiye kuralım’. Bu projelerin hepsi kısa sürede hayata geçecek.”

Mars’ın 2.5 milyar dolarlık yeni kâşifi! GALERİ

Nükleer motorlu aracın yolculuğu 8.5 ay sürecek.

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA) “Kızıl Gezegen” Mars‘ın bir zamanlar yaşam için uygun ortam olup olmadığını araştırmak amacıyla geliştirdiği 2,5 milyar dolar değerindeki yeni tekerlekli robotu “Mars Science LaboratoryCuriosity” rampada fırlatılmayı bekliyor. Mars‘a, 8.5 ay sürecek yolculuğun ardından inecek olan, küçük bir otomobil büyüklüğündeki “Curiosity” (Meraklı),Cape Canaveral Üssü‘nden insansız “Atlas 5” roketiyle önümüzdeki cumartesi günü fırlatılacak.NASA, cuma günü yapılacak olan fırlatmayı bir gün ertelediğini açıkladı.

NÜKLEER MOTORU VAR
Radyoaktif plütonyumun parçalanması sonucu açığa çıkan enerjiyle çalışan Curiosity‘nin, Kızıl Gezegen’de bir “Mars yılı” (687 Dünya günü) geçireceği ve içinde 5 kilometre yüksekliğinde bir dağ bulunan 150 kilometrekare genişliğindeki Gale Krateri‘ne ineceği bildirildi. Taşıdığı 10 bilimsel cihazla dev kraterdeki kaya parçalarının kimyasal tahlilini yapacak olan Curiosity, bir zamanlar yaşam olduğnu kanıtlayacak organik unsurlar bulmaya çalışacak. Curiosity‘nin dışında, Mars‘ta 2004’ten beri keşiflerini sürdüren “Opportunity” ile gezegenin yörüngesinden araştırma yapan “Mars Reconnaissance Orbiter” (MRO) ve Avrupa Uzay Ajansı ESA‘nın “Mars Express” uzay araçları da araştırma yapıyor.

Gazete Habertürk

NASA: 2012’de ne olacak ?!

Kötü bir kehanet gibi rapor.

NASA’nın yeni ortaya çıkan raporu, ilk kez farklı bir felaketi öngörüyor ve olası bir tarih de veriliyor: 12 Eylül 2012.

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi’nce (NASA) hazırlanan raporda, şimdiye kadar pek de düşünülmeyen, farklı bir felaketten söz ediliyor. Raporda ne küresel ısınma, ne depremler, ne süper-volkan, ne göktaşı çarpması var.

Raporda, Güneş’te meydana gelmesi beklenen büyük bir fırtınadan söz ediliyor. Bunun, Dünya’da yaratacağı etkiler ise “kötü bir kehanet” ya da bir korku filmi senaryosundan farksız…

Güneş yüzeyinde meydana gelen büyük fırtınalarla ortaya çıkan plazma toplarının Dünya’daki enerji şebekelerini çökerterek insanlığı mutlak bir çöküşe sürükleyebileceği uyarısı yapılıyor.

NASA’nın Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi’yle ortaklaşa hazırladığı raporda, Güneş’te meydana gelen enerji patlamalarının bugüne kadar Dünya’daki enerji ve iletişim hatlarında görece kısa süreli ve küçük çaplı hasarlara yolaçtığı, ancak büyük çaplı bir patlamanın Dünya’nın manyetik alanına muazzam bir hasar verebileceği kaydedidildi.

Bahsi geçen patlamalardan bugüne kadar kayıtlara geçen tek örneğin 1859’da yaşanan “Carrington Olayı” olduğu belirten uzmanlar, benzer bir patlamanın Kuzey Amerika, İskandinavya, Avrupa ve Çin üzerinde on yıllarca onarılamayacak tahribata yolaçabileceğini söylüyor.

Güneş yüzeyindeki olası bir büyük patlamanın, Dünya’da saatler içerisinde tüm enerji hatlarını eriterek kullanılamaz hale getirebileceği, bunun sonucunda da altyapının çökeceği ve insanlığın Taş Devri’ne dönüş yaşayacağı öngörülüyor. NASA’nın raporunda böyle bir felaket için olası bir tarih de veriliyor: 12 Eylül 2012…


Ay’ı hiç böyle görmediniz!

Ay’ın bugüne kadar pek çok açıdan fotoğrafını gördünüz; ancak bu kadarını eminiz görmediniz!

Lunar Reconniaissance Orbiter’ı kullanan NASA, Ay’ın yüzeyini gösteren en yüksek çözünürlüklü fotoğrafı ortaya çıkardı. Bugüne kadarki Ay fotoğraflarına nazaran en yüksek çözünürlüğe sahip bu topografik harita, Arizona Devlet Üniversitesi’ndeki bir ekip tarafından oluşturuldu.

Fotoğrafa bakıldığında Ay’ın yüzeyindeki kraterler de dahil hemen her şekil çok rahat bir şekilde gözlemlenebiliyor. NASA, bu haritanın daha da iyileştirileceğini ifade ederken, mevcut haritadaki küçük boşlukların doldurulacağını da kaydetti.

Ay’ın yüksek çözünürlüklü bu fotoğrafına ulaşmak için resmin üzerine tıklamanız yeterli.

Çin’in Gobi Çölü’ndeki fotoğrafın sırrı çözüldü!

Çin’in Gobi Çölü’nde tanımlanamayan dev yapılar ortaya çıkmıştı. Ve sırları çözüldü…

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nde (NASA) araştırma teknisyeni ve görev planlamacısı olan Jonathan Hill, Çin’in Gobi Çölü’nde uydu fotoğraflarıyla ortaya çıkarılan devasa zikzaklı sembolün, Çin casus uydularının konumlandırılmasını ayarlamak için kullanıldığını belirtti.

NASA’nın Mars görevindeki kameraları yöneten ve aynı zamanda Arizona State Üniversitesi’nde akademisyen olan Hill, zikzak çizerek ilerleyen metalik şeritlerin, “uydu konumlama hedefleri” olduğunu belirtti.

NASA uzmanı, “uydulardaki kameraların 1 ile 1.8 km uzunluğundaki şeritlere odaklanarak, uzaydaki konumlarını ayarladıklarını” ifade etti. Hill, yaptığı açıklamalarla, esrarengiz yapılarla ilgili uluslararası basında yer alan birçok iddiaya bilimsel açıklık getirdi.

Uluslararası basın, Gobi Çölü’nde ortaya çıkarılan esrarengiz yapılar arasında en çok zikzak halindeki şeritlere dikkat çekmiş ve bu şeritlerin ABD’nin başkenti Washington D.C. ile en büyük kentlerinden New York’un sokak haritası olabileceği öne sürülmüştü. Ancak Hill, “Çin’in casus uydulara sahip olduğunun zaten bilindiğine” dikkat çekti ve bu uydular için ABD’de konumlama hedefleri inşa edildiğini söyledi.

“UYDULARIN KAMERASI ÇOK ZAYIF”

Hill, örnek olarak 1960’larda Arizona eyaletinde Corona casus uyduları için inşa edilen konumlama hedeflerini örnek verdi. NASA uzmanı, basında öne sürüldüğünün aksine, “zikzaklı yapının yansıtıcı yüzeye sahip metalden yapılmadığını” belirtti. Hill, şeritlerin aralarında boşluklar bulunduğunu ve yüzeylerinin çok iyi kaplanmadığını, hatta bir tür boya kullanıldığını ifade etti.

Şeritlerin genişliğinin 20 metre veya daha fazla olabileceğini belirten Hill, “konumlama yapmaya çalışan uyduların kameralarının şaşırtıcı derecede kötü bir çözünürlüğe sahip olduğuna” dikkat çekti.

“ASKERİ BÖLGEYE İŞARET EDİYOR”

Hill, merkezinde savaş uçaklarının bulunduğu ve dışa doğru genişleyen çember şeklindeki yapıya da değindi. Yapının, “dünyanın yörüngesindeki radar sistemleri için konumlama/test hedefi olarak kullanıldığını” söyleyen Hill, Çinlilerin yaptığı düşünülen testi şöyle açıkladı:

“Savaş uçaklarının etrafındaki alanı engebeli bir hale getirerek, radar sinyallerinin nereye kadar ulaşabildiğini görmek istiyorlar. Kısaca, uydulardan uçağa gönderilen ve geri yansıyan radar sinyallerinin, ne tür arazi ve şartlarda engellendiğini belirlemeye yönelik bir test.”

Hill, diğer ilginç yapıların ise “silah denemesi, yüksek irtifalı atmosfer çalışması, uzaydaki havanın gözlemlenmesi ve diğer amaçlar için inşa edilmiş olabileceğini” söyledi. NASA uzmanı, tüm bu yapıların birbirlerine yakın bir bölgede bulunduğuna dikkat çekerek, “bir askeri bölgeyi temsil ediyor olabilirler” dedi.


%d blogcu bunu beğendi: