Blog Arşivleri

Kansere karşı yeni umut!

Yıllardır kansere çare bulmak için gecesini gündüzüne katan bilim insanları yılanın başını daha küçükken ezmek için bir kanser aşısı üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırıyor.

Sağlıklı bir organizmada bağışıklık sistemi, vücuda potansiyel olarak zarar verebilecek bakteri, mantar, parazit ve virüs gibi birçok yabancı maddeye karşı koruma sağlar. Vücuda yabancı bir mikroorganizma girdiğinde vücudun bağışıklık sistemi bu mikroorganizmayı yüzeyindeki değişik yapılardan tanır. Böyle bir mikroorganizma tespit edildiğinde önce antikorlar tarafından çevrelenerek işaretlenir, ardından yutar hücreler tarafından yutularak zararsız hale getirilir.

Amsterdam’daki Kanser Enstitüsü’nden John Haanen gibi birçok araştırmacının hedefi, vücudumuzun hayat boyu sayısız defa uygulamaya koyduğu bu özel sistemi kanser tedavisinde kullanabilmek. Uzmanların hedefi, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerinin zararlı hücreler olduğunu tespit etmesini ve yok etmesini sağlamak. Zira kanser hücreleri, organizmanın kendi hücrelerinden oluştuğu için bağışıklık sistemi çoğu kez bu hücrelerin zararlı olduğunu tespit edemiyor.

John Haanen üzerinde çalıştıkları yöntem hakkında “Vücudu, kanser hücrelerinin yüzeyindeki değişik yapılarla karşılaştığında bağışıklık yanıtı vermesi için harekete geçirmeyi hedefliyoruz. Elbette en makbulu bağışıklık sisteminin, tümör hücrelerinin yaşamak için gereksindikleri kısımlarına saldırması. Hücre bu kısmından saldırıya maruz kaldığında hayatta kalamayacaktır ” bilgisini veriyor.

Bağışıklık sistemine yol gösteriyorlar

Sadece kanser hücrelerinin yüzeyinde bulunan, özgün yapılar genellikle proteinlerden oluşuyor. John Haanen ve ekibi kanser hücrelerinin yüzeyindeki bu yapıları bağışıklık sistemine tanıtmak için, vücuda zararsız kanser proteinleri üretmesini sağlayacak bir nevi yapım kılavuzu olan DNA’lar enjekte ediyor. Bu işlem sonrasında hücreler kanser proteinleri üretiyor ve bu proteinleri çevre dokulara gönderiyor. Kanser proteinleri burada yabancı madde olarak tanımlanıyor ve bağışıklık sistemi bunlara karşı savunma mekanizmasını uygulamaya geçiriyor. Bu noktadan itibaren bağışıklık sistemi aynı proteinlere sahip kanser hücreleriyle karşılaştığında onlara da saldırmaya başlıyor.

Araştırmacılar bu işlemde plazmidleri kullanıyor. John Haanen henüz nasıl olduğunu çözemeseler de, vücuttaki hücrelerin plazmidleri kabul ettiğini ve içerdikleri genetik bilgileri protein üretmek için kullandıklarını belirtiyor. Haanen genetik bilgiler plazmidde kaldığı ve hücre çekirdeğine taşınmadığı için plazmidlerin kullanılmasının büyük avantajlar sağladığına işaret ediyor:

“Bu çok önemli bir faktör… Çünkü aksi halde hücre kansere neden olan özellikleri her bölünme sırasında diğer hücrelere de taşıyor. Bu yüzden bizim yöntemimiz, genetik bilgilerin virüsler yoluyla hücrelere taşındığı diğer yöntemlere göre çok daha güvenli. Zira virüsler söz konusu DNA’yı kalıcı olarak canlının genetik yapısına ekliyor.”

Hayvanlar üzerinde başarı sağlandı

Plazmidler kullanılarak yapılan aşılama hayvanlar üzerindeki çalışmalarda başarılı sonuçlar elde etti. Henüz ileri seviyedeki kanser hastalarında tümörlerle mücadelede istenilen sonuçlara ulaşamamış olsalar da John Haanen yöntemden umutlu. Haanen “Bunun nedenini bilemiyoruz. İnsanlarda görülen kanser çok karmaşık bir yapıya sahip. Bazı tümörler çok uzun zamandan beri vücutta varlığını sürdürüyor ve bunlar bağışıklık sistemiyle mücadele edebilmek için kendi özel stratejilerini oluşturmuş durumda. Bağışıklık hücrelerini kendilerinden uzak tutmak için özel moleküller üretiyorlar ya da etraflarında bir mikroortam yaratarak onları engelliyorlar” açıklamasını yapıyor.


Reklamlar

İnternette yeni dönem başlıyor!

Güvenli internet uygulaması ile ilgili 22 Ağustosta başlayan üç aylık test dönemi 22 Kasım salı günü sona erecek.

İnternet kullanıcıları, bu tarihten itibaren güvenli internet hizmetini isteğe bağlı ve ücretsiz olarak kullanabilecek.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), Güvenli internet hizmetinin, çocukların ve gençlerin internet üzerindeki bilgi kirliliğinden ve zararlı içeriklerden korunmaları amacıyla geliştirdiği bir proje olarak ortaya çıktı.

Düzenleme, internet kullanıcılarının BTK’ya ilettikleri talepler ve şikayetler dikkate alınarak yapıldı. BTK’nın işletmecilerle yapılan teknik çalışmalar sonucunda ”İnternet’in Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar”ın Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu tarafından belirlenerek yayımlanmıştı.

Bu esaslara göre, ”güvenli internet” ile ilgili 22 Ağustos’ta başlayan 3 aylık test süreci 22 Kasım Salı günü sona erecek ve Türkiye’de güvenli internet dönemi başlayacak. Salı gününden itibaren internet kullanıcıları güvenli interneti, isteğe bağlı ve ücretsiz olarak kullanılabilecek.

Güvenli internet hizmetinin alt yapısı erişim sağlayıcılar tarafından oluşturuldu. Tamamen isteğe bağlı ve ücretsiz verilecek hizmeti, talep edecek abonelerin isteklerini internet servis sağlayıcılarına bildirmeleri gerekiyor.

Hiçbir talepte bulunmayan kullanıcılar ise mevcut internetlerini kullanmaya devam edecekler. Güvenli internet hizmetinde çocuk ve aile profili olmak üzere iki profil bulunuyor. Aboneler diledikleri an internet servis sağlayıcılarından temin ettikleri parola ve kullanıcı adı ile profiller arasında geçiş yapabilecekler ya da hizmetten memnun kalmamaları veya ihtiyaç hissetmemeleri durumunda güvenli internet hizmeti almayı kesebilecekler.

-Sistem nasıl işleyecek?-

Güvenli internet konusunda yapılan düzenleme 28 Temmuz 2010 tarihinde yayımlanan tüketici hakları yönetmeliğinde yer alan bir maddeye dayanıyor. Buna göre kişi eğer isterse güvenli internet kullanma hakkına ücretsiz sahip olabilecek.

Türkiye’de 11,5 milyona yaklaşan aktif internet kullanıcısından 22 bini güvenli internet profili kullanıyor.

Düzenlemeyle ücretsiz, hızı düşük olmayan ve herhangi bir başvuru yapmaya gerek kalmayan güvenli internete sahip olunabilecek. Bu konudaki istemlerini belirten kullanıcılara bir kullanıcı adı ve şifresi verilecek. Güvenli internet hizmetinden yararlanmak isteyen kullanıcılar, bu kullanıcı adı ve şifre ile hizmetten kullanmaya başlayabilecekler. Güvenli internet hizmeti alan kullanıcılar istedikleri zaman çocuk seçeneğine, aile profiline ve birtakım alt profillere geçebilecek.

İnternet servis sağlayıcıları kullanıcı istediği takdirde güvenli internet profillerini temin etmekle yükümlü olacak


ABD’den Fatih projesine övgü!

ABD Başkanlık Yenilik ve Teknoloji Danışmanları Komitesi üyesi Stephen Brobst, Türkiye’de eğitimde tablet kullanılması yönünde başlatılan projeye övgüler yağdırdı.

ABD Başkanlık Yenilik ve Teknoloji Danışmanları Komitesi üyesi Stephen Brobst, önümüzdeki dönemde tablet bilgisayarlar gibi mobil araçların, sağlık, eğitim, finans gibi alanlarda bireyler için çok daha önemli hale geleceğini belirterek, “Bu nedenle Türkiye’nin ilk ve orta dereceli eğitim kurumlarına Fatih Projesi kapsamında yapacağı teknoloji yatırımı, ileriye dönük olarak çok istikrarlı bir yatırım” dedi.

“Veri ekonomisi”ne ilişkin açıklamalarda bulunan Brobst, son dönemde ekonominin, tedarik zincirinden sağlık sektörüne kadar her alanda bugüne kadar hiç olmadığı kadar veri merkezli yönetildiğini belirtti.

Veri ambarı alanında faaliyet gösteren Teradata Şirketinin teknoloji sorumlusu da olan Brobst, üyesi bulunduğu komitenin, her federal organizasyonun muhakkak bir veri stratejisi olması gerektiğini ısrarla vurguladığını aktararak, günümüzde veri altyapısının artık çok daha kritik hale geldiğini dile getirdi.

Brobst, “Çünkü yeni ürünler, yeni beklentiler tamamen verilerin yönlendirmesiyle şekillenecek. Dolayısıyla ekonomiyi de bir noktada verilerin yönlendireceğini ifade edebiliriz” diye konuştu.

Teradata şirketinin bölgede en çok Türkiye ve Rusya pazarına yatırım yapacağını söyleyen Brobst, veri ekonomisi açısından bakıldığında Türkiye’deki birçok kurumundünya standartlarında olduğunu ifade etti.

Brobst, Türkiye’deki ilköğretim ve orta öğretimdeki sınıflara akıllı tahta uygulaması ve öğrencilere tablet bilgisayarlar dağıtılmasını hedefleyen Fatih Projesi’ne ilişkinsoru üzerine, eskiden, teknolojik yeniliklerle çoğunlukla iş yerlerinde tanışan insanların günümüzde artık bu alandaki gelişmeleri evlerinde tanıyabildiklerini anlattı.

Teknolojik yenilik beklentisinin artarak devam edeceğini ifade eden Brobst, önümüzdeki dönemde internet ve bilgiye erişimin tamamen tablet bilgisayarlar ve akıllı telefonlar üzerinden gerçekleşeceğini söyledi.

Önümüzdeki dönemde bilginin çok daha yüksek bir oranda mobil araçlardan talep edileceğine işaret eden Brobst, “İnsanlar ileriye dönük kişisel kararlarını almadan önce ilgili bilginin kendilerine mobil araçlarla ulaştırılmasını isteyecekler. Tablet bilgisayarlar gibi mobil araçlar, sağlık, eğitim, finans gibi alanlarda bireyler için çok daha önemli hale gelecek” şeklinde konuştu.

“Bu nedenle Türkiye’nin ilk ve orta dereceli eğitim kurumlarına yapacağı bu teknoloji yatırımı, ileriye dönük olarak çok istikrarlı bir yatırım” diyen Brobst, kitapların tabletbilgisayara taşınmasının yanında sistem üzerinden bilgi analizi yapılabilmesinin de çok önemli olduğunu vurguladı.

2013’de toplam bilginin üçte birine tablet bilgisayarlarla erişileceğine ilişkin öngörüyü hatırlatan Brobst, kendisinin öngörüsünün ise toplam bilginin yarısına tablet bilgisayarlar üzerinden erişileceği yönünde olduğunu belirtti.

-“Artık algı sosyal medya ortamlarında yönetiliyor”-

Günümüz dünyasında çok fazla veri oluştuğuna dikkati çeken Brobst, bu noktada sosyal medyada oluşturulan veriler kullanılarak yapılacak analizlerin önemine değinerek, şunları kaydetti:

“Hükümet olsun şirket olsun, sosyal medyada hakkınızda nasıl bir algının oluştuğunu analiz etmeniz gerekiyor. Sosyal medya verilerini toplayarak, hakkınızda iyi mi kötü mü konuşulduğunun, yaptığınız bir konuşmanın etkisinin nasıl oluştuğunun analizini yapabiliyorsunuz. Diğer taraftan, sosyal medya ortamlarında bir kişinin düşünce liderliği yapıp yapmadığını, hakkınızda yazdığı şeyin sizi ya da pazarınızı nasıl etkilediğini yine bu sosyal medya analizleriyle öğrenebiliyorsunuz. Aslında artık algı sosyal medya ortamlarında yönetiliyor. Yaptığınız bir açıklamayla ilgili algıyı, twitter’da, facebook’taki yankısıyla anlayabiliyorsunuz.”

Eskiden verilerin sadece iş kararlarını yönlendirdiğini anımsatan Brobst, günümüzde ise bireylerin de kararlarını verilerin yönlendirmesiyle alacağı bir yapıya doğru gidildiğini vurguladı.

-“Finansal kriz gelirlerimizi arttırdı”-

Hükümetin bir internet sitesi üzerinden ABD vatandaşlarının kendileriyle ilgili bilgilere şeffaf şekilde ulaşabildiklerini aktaran Brobst, ABD Başkanı Obama’nın diğer başkanlara göre teknolojiye çok daha fazla önem verdiğini ve teknolojiyi kullandığını ifade etti.

Brobst, “Özellikle de vatandaşların yaşam kalitesinin arttırılması konusunda teknolojinin nasıl kullanılabileceğine önem veriyor. Önceki başkanlar güvenlik ve askeri alanda daha çok teknoloji yatırımı yaparken, Obama ise teknolojinin sağlık, ulaşım, gibi sosyal alanlarda da kullanılmasına önem veriyor. Başkan Obama’ya teknoloji danışmanlığı yapan ve 3’ü ticaret dünyasından, 9’u da akademik yaşamdan gelen 12 kişilik kurulda bulunmak benim için çok önemli ve bir onur. Kurulumuz, sadece taktiksel olarak değil, uzun dönemde Amerikan vatandaşlarının hayat kalitesinin arttırılması için hükümetin neler yapması gerektiğinin çalışmasını yapıyor” şeklinde konuştu.

Finansal krizin bir çok kişi ve kurumu olumsuz etkilediğini anımsatan Brobst, “Tabiki finansal kriz çok kötü bir şey ama Teradata şirketi için olumlu sonuçlar doğurdu. Çünkü bankalar geleneksel şekilde veriyi kullanmadan, analiz etmeden artık iş yapamayacaklarını anladılar. Sadece Türkiye’de değil tüm dünyada finansal kriz sırasında Teradata’nın gelirleri arttı” dedi.


Nokia Türkiye’nin “En Samimi Marka”sı.

MediaCat En Samimi Markalar 2011 araştırmasında Nokia, birinci oldu.

MediaCat dergisi ile Ipsos KMG işbirliğiyle yapılanEn Samimi Markalar 2011 araştırmasının sonuçlarına göre tüketici nezdinde en samimi marka Nokia oldu. En Samimi Markalar araştırması, tüketicilerin hangi markaların iletişim mesajlarını kendilerine daha yakın bulduğunu, hangi markaların kendileri ile daha samimi bir iletişim yürüttüğünü düşündüğünü ortaya çıkarmayı amaçladı.

Cep telefonlarında Nokia, rakiplerine açık ara fark atarak yüzde 69 oranla en samimi bulunan marka oldu. Nokia böylece yine MediaCat dergisi tarafından yapılan Lovemark araştırmasında hem tüm kategoriler hem de cep telefonu kategorisinde 4 yıldır kaybetmediği birinciliğini pekiştirmiş oldu.

Araştırma, Türk tüketicisinin hayatında yer tutan 29 kategoride en samimi markaları öğrenmek için 22 Ağustos-23 Eylül 2011 tarihleri arasında, Türkiye’de kent nüfusunu temsil eden 1200 kişi ile görüşülerek gerçekleştirildi. Bu amaç çerçevesinde görüşülen kişilerden her kategori için en samimi buldukları 1 marka belirtmeleri istendi. Türkiye’yi temsil edecek şekilde 12 ilde gerçekleştirilen araştırma sonucunda 15-60 yaş arası kadın (yüzde 50) ve erkek (yüzde 50) bireylerle görüşüldü. Görüşmeler, Bilgisayar Destekli Telefon Görüşmesi (CATI) tekniği kullanılarak yapıldı.

Nokia Türkiye Genel Müdürü Çiçek Uyansoy İcan, Nokia’nın en samimi bulunan marka seçilmesinde Nokia kullanıcılarıyla kurdukları uzun yıllara dayanan güçlü bağın önemli rol oynadığını ifade etti. Bunun yanı sıra Nokia’nın güvenilir, dayanıklı, kaliteli, yenilikçi ve çevreci marka kimliğinin yanı sıra kullanıcılarıyla kurduğu çift taraflı iletişimin ve iletişimde kullandıkları samimi dilin en samimi marka seçilmelerinin nedenleri arasında yer aldığına inandığını belirtti. Uyansoy İcan şunları ekledi: “Müşterilerimizle özellikle sosyal medyada samimi bir dil kullanmaya çalışıyor ve bir teknoloji firması olarak buna büyük önem veriyoruz. Müşterilerle güçlü bir bağ kurmak ve bunu korumak için satış öncesinden başlayıp satış sonrası desteğe ve iletişim faaliyetlerine kadar bütün süreçlerde yüksek bir kalite ve doğru bir iletişim ile öne çıkmak gerektiğini düşünüyoruz. Dört yıl üst üste en sevilen marka seçilmemizin ardından bu yıl da en samimi marka seçilmemizin, bu çabalarımızın başarısını gösterdiği inancındayız. Gerek tasarım-üretim süreçlerinde, gerekse satış ve satış sonrası hizmetlerde müşteriyi ilk plana alan ve kaliteyi her zaman daha yükseltmeye yönelik çalışmalarımıza ve yatırımlarımıza devam ediyoruz.”

İnsan beyni kopyalanacak!

Beyin bilgisayara aktarılacak, insanların genlerini değiştirilecek ve yeni ırklar ortaya çıkacak. Ünlü fütüristler İstanbul’daki toplantıda beynin bilgisayara aktarılacağını, insanların genlerinin değiştirileceğini ve yeni ırklar ortaya çıkacağını iddia etti. Geleceğe şekil vermek ve insanlığı yönlendirmek için çalışan bilim adamları dün İstanbul’da bir araya geldi. İnsanla bilgisayarın bütünleşeceğini açıklayan ve kitabı milyonlar satan ABD’li Ramez Naam soruları yanıtladı. 21’inci yüzyılı “İnsanlığın son yüzyılı” olarak tanımlayan Naam, gelecekte insan beyninin bilgisayarlara aktarılacağını belirterek şunları ileri sürdü:

– İnsanlar artık dünyayı yöneten ırk olmayacak. Teknolojiyle beraber yeni ırklar ortaya çıkacak.

– Gen dizilimini ortaya çıkarmanın maliyeti azalacak.

– Milyarlarca canlının gen dizilimi ortaya çıkınca insanların genleri değiştirilebilecek.

– İnsan geninin kopyaları artırıp azaltılabilecek.

– İnsanlarda olmayan genlerden istenileni eklenebilecek.

– Genler editlenince bağışıklık sistemi kuvvetlenecek.

– Kanserli hücreler çıkartılacak.

– Hastalıklı hücreler değiştirilecek.

– Beyinler taranıp, hücrelerin birbirleriyle olan ilişkisi ve bağlantısı ortaya çıkarılacak. Bu bağlantıları kapsayan bir yazılım geliştirilecek. Trilyonlarca bilgiyi kapsayan yazılım dev bilgisayarlarda depolanacak. IBM Blue Gene projesi bunu yapıyor. Böylece beynin yedeği alınacak. Zihin yeniden programlanacak.

– Zihin yeni bir vücuda ve bilgisayara aktarılacak.

– Beyin aracılığıyla iletişim gerçekleşecek.

– Genetik değişimile insanlar ruh hallerini değiştirecek. Çok mutsuz bir adam neşelenecek. Çekingen ve korkak birisi macera sporu yapıyormuş gibi hissedebilecek.

– Beynin kopyalanmasıyla ölümsüzlüğe bir adım daha yaklaşılacak ama ölümsüzlüğe henüz zaman var. Yaşam uzatılabilse bile bir otobüsün altında kalma riski var.


İlk yerli helikopter hazır

Yerli yapım helikopterin 2 – 3 yıl içinde uçuşa hazır hale geleceği  bildirildi Türkiye tarihinin ilk yerli helikopteri için sona geldi. ‘Arıkopter’ adı verilen projeye sertifikasyon alacaklarını söyleyen Rektör Prof. Dr. Şahin, “2-3 yıl içinde Türkiye yerli helikopterle uçabilecek” dedi. 238 yıllık İTÜ’de, tarihinin ilk yerli helikopter projesi ‘Arıkopter’ İTÜ’lü bilim insanlarının ellerinde yükselmeye hazırlanıyor. Vatan gazetesinde yer alan habere göre; Türkiye’nin ilk elektrikli minibüsü, ilk LPG yakıtlı dizel motor, ilk küp uydu ve ilk insansız helikopter projelerinin altında Rektör Muhammet Şahin’in imzası var.

“3 YIL İÇİNDE TÜRK HELİKOPTERİYLE UÇACAKSINIZ”
“Arıkopter’ projesi 2002 yılında tasarlanmış, ancak bütçe yetersizliği nedeniyle rafa kaldırılmıştı. Rektör olunca ‘Arıkopter’ ekibini topladım. Maddi olarak DPT’den destek aldık. Proje üniversiteye ait. Yakın bir zamanda ilk prototipin deneme uçuşları yapılacak. Sertifakasyon için başvurup onay bekleyeceğiz. 2-3 yıl içinde Türkiye yerli helikopterle uçabilecek. Projenin maliyeti 25 milyon lira.”
“SAVUNMA SANAYİ İÇİN İNSANSIZ HELİKOPTER”
“Kendi olanaklarımızla insansız helikopter yaptık. Kara Kuvvetleri Komutanlığı ve savunma sanayi şirketleri gelip inceledi. Önemli bir savunma şirketinden insansız helikopter için sipariş aldık. Beş adet helikopter önümüzdeki ay teslim edilecek. Doğu ve Güneydoğu’da teröre karşı bizim ürettiğimiz insansız helikopterler kullanılabilir. Helikopterlerin maliyeti bir milyon lira.”
“UÇAK PROJESİ YAKIN ZAMANDA HAYATA GEÇECEK”
“Uçak yapmak zor değil. Zor olan helikopter ve uydu üretmek. İnsansız uçak yapan birkaç kurum var. Zaten mühendislerin çoğu İTÜ’lü. Uçak projesini Ulaştırma Bakanı Yıldırım’la konuştum. Bölgesel uçak yapımı için ilk çalıştay İTÜ’de yapıldı. Yurtdışı ortaklığı için görüşmeler sürüyor. Yakın zamanda İTÜ’nün öncülüğünde uçak projesi de hayata geçecek.”
“LPG’Lİ DİZEL MOTOR YÜZDE 30 TASARRUFLU”
“TÜMOSAN desteğiyle 2009 yılında LPG yakıtlı dizel motor ürettik. Şuan bu motorlar kullanılıyor. Yabancı traktöre göre yüzde 30 yakıt tasarrufu sağlıyor.”
“ÖĞRENCİLERE PROJE BAŞINA 50 BİN LİRA DESTEK”
“Proje başına öğrencilere 50 bin lira destek veriyoruz. 35 bin lirası bütçeden, 15 binİ vakıflarımızdan temin ediliyor. İTÜ öğrencileri son yıllarda başarılı projelere imza attılar. Güneş teknesi projemiz Amerika’da Dünya üçüncüsü oldu. Mikro uydu ekibimiz Haziran ayında ABD’de Dünya birincisi oldu. Gençlerimiz çok yetenekli. Tek eksiğimiz para.”
“DEVLETİN GÜVENLİK ŞEMSİYESİ OLMALI”
“Araştırma merkezimiz ‘ROTAM’a özel bir statü verilmesini istiyoruz. Mistik projeler üretiyoruz. Çalışanların güvenliği çok önemli. Pojelerde görev alanlara kampüs lojmanlarında kalmasını öneriyorum. Devletin güvenlik şemsiyesi altına girmemiz gerekli. İTÜ’lü öğrencilere savunma şirketlerinden transfer teklifleri yağıyor. İdealist olanlar İTÜ’de çalışmaya devam ediyor. Savunma Sanayi Müsteşarlığı İTÜ’ye farklı bir misyon biçmeli.”

En küçük işitme cihazına büyük ilgi!

Türk firması üretti, üç kıtadan talep yağıyor.  Ear Teknik’in ürettiği ve piyasaya sunduğu dünyanın en küçük işitme cihazı Earnet Nano’ya yoğun talep var. 1 Temmuz’da piyasa çıkan ve 5 kuruştan bile küçük (yarım gram ağırlığında) olan NANO2 daha piyasaya çıkmadan haziran ayından itibaren dünyanın 5 kıtasından siparişler gelmeye başladı. Amerika’dan Rusya’ya Mısar’dan Almanya’ya kadar). Firma yurtiçinden gelen talepleri karşılamanın yanı sıra NANO 2’yi ihraç etmeye başladı.

Kulağın içerisine yerleştirilen cihaz, dışarıdan farkedilmiyor. Bu özelliği ile, işitme kaybı olan ancak bilinmesini istemeyen kişilerden de büyük talep gelmeye başladı.

ÇINLAMAYA DA ÇARE
NANO2, çip şeklinde ve kulağın içine (KANAL İÇİ) konuluyor. Dışarıdan görünmeyen cihazın kalıbı standart. Herkes rahatlıkla kullanabiliyor. Yani önceki cihazlar gibi kullanıcı kişinin kulağının kalıbının alınması gerekmiyor. Kullanımı çok pratik olan Earnet NANO2 de işitme cihazı olmasının yanı sıra çınlamayı da kontrol altında tutuyor.

Bu arada, bazı meslek mensupları içerisinde (özellikle iş dünyası, sanatçılar, sporcular gibi) işitme sorunu yaşadıkları halde işitme cihazı kullanmaktan kaçınanların sayısı az değil. Kulağın dışında  bir cihazın görünmesi tercih edilmiyor.

ESTETİK KAYGISI OLANLAR DA RAHATLIKLA KULLANACAK
EAR TEKNİK Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Emin Ağaç, Earnet NANO2’nin estetiğe önem verenler için somut çözüm sunduğunu belirterek, “İşitme kaybı olan ancak estetik ve görsel kaygılar nedeniyle işitme cihazı kullanmak istemeyen insanlar var. Özellikle toplum önünde olanlar, genç insanlar, kulak arkasına takılan işitme cihazını kullanmayı ihmal ediyor. Yeni cihaz ile estetik desteği sağladık. Artık işitme cihazını rahatlıkla kullanabilirler. Ayrıca normal cihazlardaki dışarıdaki ses, gürültü gibi sıkıntılarda Earnet NANO2’ de yok. Ses kalitesi çokyüksek. Sesin doğal gelişini sağladık. Ayrıca, yeni cihaz, ortama göre kendini adapte ediyor, analiz ediyor. Yani ortamdaki sesi algılıyor ve ona göre 4 programdan birini şekillendiriyor.” Mehmet Emin Ağaç; işitme problemi olan insanların artık işitme cihazını rahatlığı ve doğallığından dolayı severek kullanacaklarını kaydetti.


Cep Telefonunuzun dinlendiğini nerden anlarsınız

TİB Başkanı Fethi Şimşek “Faturanızda göndermediğiniz SMS varsa telefonunuzda casus yazılım olabilir” dedi.
Mesajlara Bakın
Telekomünikasyon İletişim Başkanı Fethi Şimşek, cep telefonuna gönderilen casus yazılımla kayıt yapmanın mümkün olduğuna dikkat çekti.Bir kişinin Bu yazının geri kalanını okuyun

İTÜ, 'elektrikli minibüs' yaptı

electric car,vehicle,automobile,technology,energy,science,universityİstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Mekatronik Eğitim ve Araştırma Merkezi, 10-12 saniyede 75 kilometrelik hıza ulaşabilen, Türkiye’nin ilk elektrikli minibüsünü yaptı. İTÜ’den yapılan yazılı açıklamada, yüzde 100 elektrikli minibüs projesinin, Türkiye’nin elektrikli araç alanında, gerek bilimsel gerek endüstriyel olarak önemli kilometre taşlarından birini oluşturduğu belirtildi. Açıklamada, toplu taşımacılıkta temiz çevre ve Bu yazının geri kalanını okuyun

Toprak sıcaklığıyla ısınan konut

Toprağın sıcaklığıyla ısınan konutta fatura yüzde 80 azalıyor. Doğalgaza ve kömüre gelen zamlar, ısınmada farklı yolların geliştirilmesini beraberinde getiriyor. Bir artezyen kuyusu veya yerin 2 metre kadar altına döşenecek borularla evlerde kışın ısınma, yazın da soğutma yapılabiliyor. Binaları bu yöntemle ısıtmak, yüzde 80′in üzerinde yakıt tasarrufu sağlıyor. Böyle bir sistemi konutlara kuran Euro-House Genel Müdürü Hakkı Kocakülah, Türkiye’de fazla tanınmayan ancak yeni yeni kullanılmaya başlanan bu teknolojiden ABD ve Avrupa ülkelerinde yıllardır binlerce ev, işyeri ve okulun ısıtması ve soğutmasında faydalanıldığını söyledi. Bu yazının geri kalanını okuyun

%d blogcu bunu beğendi: