Blog Arşivleri

İlk yüz naklinin faturası belli oldu

Arka arkaya yapılan yüz nakilleri Türkiye’nin gündemine oturdu. Türkiye’de ilk yüz nakli operasyonunun faturası da SosyalGüvenlik Kurumu’na gönderildi.

Akdeniz Üniversitesi’nde ameliyatı gerçekleştiren Prof. Dr. Ömer Özkan, 19 yaşındaki Uğur Acar’a nakledilen yüzün bedelini 250 bin lira olarak belirledi. SGK fiyatlandırma komisyonu yüz nakli için ödenecek bedeli önümüzdeki hafta belirleyecek.

Türkiye’nin ilk yüz nakli operasyonu – Foto Galeri

Rakamın 60-70 bin lira arasında sabitlenmesinin beklendiği, fiyatın bundan sonraki yüz nakilleri için de referans olacağı öğrenildi. Milliyet Gazetesi’nin haberine göre, Antalya Akdeniz Üniversitesi’ndeki Türkiye’nin ilk yüz naklinin ardından Türkiye’yi gururlandıran bir haber de Ankara Hacettepe Üniversitesi’nden geldi. Geçirdiği kazada hayatını kaybeden N.A’nın yüzü, 5 yaşında televizyonun patlaması sonucu yüzünün yüzde 70’i hasar gören 25 yaşındaki Cengiz Gül’e nakledildi. İlk yüz nakli olan Uğur Acar’dan sonra Türkiye’nin ikinci yüz nakli kahramanları N.A ve Cengiz Gül oldu. N.A.’nın bağışladığı kol ve bacaklar da başka bir hastaya nakledildi.

TEDAVİ AMAÇLI YÜZ NAKİLLERİNİ DEVLET ÖDEYECEK

Dünyanın da konuştuğu operasyonların ardından yüz nakillerinin ödenip ödenmeyeceği tartışılırken Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı Fatih Acar, “Yüz nakli çok ciddi bir emek istiyor. Bir doktor 5 saat ameliyat odasında, 24 saat hastanın başında bekliyor. Bunun karşılığı ödenmeli.” diyerek, tedavi amaçlı yüz nakillerini karşılayacaklarını müjdelemişti. Acar’ın açıklamasının ardından SGK yetkilileri yüz nakli yapan Prof. Ömer Özkan ve ekibine tebrik ziyareti de gerçekleştirdi.

Yüz nakillerine ödenecek rakamın belirlenebilmesi için Özkan’dan fiyat istendi. Özkan’ın gönderdiği fiyata Cihan Haber Ajansı (Cihan) ulaştı. 21 Ocak 2012 tarihinde 19 yaşındaki Uğur Acar’a Ahmet Kaya’dan alınan yüzü nakleden Prof. Dr. Ömer Özkan ameliyatın bedelini 250 bin lira olarak tespit etti. Söz konusu fiyatı SGK’ya da gönderen Özkan’ın teklifi Çalışma, Maliye, Kalkınma ve Sağlık bakanlıkları ile Hazine’den temsilcilerin katıldığı Fiyatlandırma Komisyonu’nun ilk toplantısında gündeme alınacak.

KALP NAKLİ 56 BİN LİRA, KARACİĞER 77 BİN LİRA

Yüz naklinde 250 bin lira talep edilmesi dikkatleri diğer organ nakillerine çevirdi. Yaşamsal önem arz eden kalp, karaciğer ve akciğer nakillerindeki fiyatlar, yüz nakline talep edilen fiyatın çok altında kaldı.

Devlet, insanın hayatta kalabilmesi için yapılan kalp nakli ameliyatlarına 56 bin lira, karaciğer nakli için 77 bin lira paket fiyat ödüyor. Yine hastaları diyalizden kurtaran ve 1 milyar liralık diyaliz masrafının Hazine’de kalmasını sağlayan böbrek nakline 31 bin lira veriliyor. Hastalara yapılan ince bağırsak ve akciğer nakillere ise 70 bin lira ödeniyor. Bu operasyonlarda doktora ayrı hastaneye ayrı para ödenmiyor.

Hastanın bütün masrafları SGK tarafından karşılanıyor. Kalp, karaciğer, böbrek, akciğer gibi hastaların yaşama tutunmasına vesile olan nakillere en fazla 77 bin lira ödenirken, yüz nakline verilecek rakam merak ediliyor. Alınan bilgiye göre, organ bağışlarını da etkileyecek yeni fiyatta her türlü denge gözetilecek. 250 bin lira istenen yüz nakillerinin devamının gelebilmesi için fiyatlandırma komisyonu 60 ile 70 bin lira arasında bir paket fiyat belirlemesi bekleniyor. Bu fiyatın hayati önem taşıyan nakillerin üzerine çıkmasına izin verilmeyecek.

Reklamlar

Tam gün’ün bilançosu

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, ”Tam Gün Yasası”ndan bu yana Sağlık Bakanlığında 31 bin 484 uzman hekimden 422’sinin emekli olarak veya istifa ederek görevlerinden ayrıldığını belirterek, üniversitelerde ise 12 bin 784 öğretim üyesinden 765’inin sadece eğitim hizmetlerinde kalmayı tercih ettiğini, 18 kişinin istifa ettiğini ve 53 kişinin de yaş haddinden emekli olduğunu bildirdi.

MHP Manisa Milletvekili Erkan Akçay‘ın soru önergesine yanıtlayan Akdağ, hekimlerin tüm zamanlarını kendi kurumlarındaki sağlık, eğitim ve araştırma hizmetlerine ayırmalarını esas kabul ettiklerini ifade etti.

Akdağ, hastaların hekime ulaşmak için muayenehaneye veya özel hastaneye gidip sonra kamuya ait hastanede aynı hekime ulaşabildiği bir sitem yerine; hocanın tüm hastalarına aynı adreste randevu verdiği; Tıp fakültesi hastanelerinde asistanların öncelikle hocanın muayenehanesinden gelen hastaların işlemlerini takip etmek durumunda oldukları bir sistem yerine; hastanelerine başvuran hastaları sadece tıbbi öncelik durumuna göre takiplerini yaptıkları bir sistem oluşturmayı amaçladıklarını belirtti.

Tam Gün Yasası”nın uygulamaya girdiği tarihten bu yana Sağlık Bakanlığında 31 bin 484 uzman hekimden 422’sinin emekli olduğunu veya istifa ederek görevlerinden ayrıldığını ifade eden Akdağ, üniversitelerde ise 12 bin 784 öğretim üyesinden 765’inin sadece eğitim hizmetlerinde kalmayı tercih ettiğini, 18 kişinin istifa ettiğini ve 53 kişinin de yaş haddinden emekli olduğunu bildirdi.

Tam Gün Yasası” çıkmadan önce Tıp Fakültesindeki öğretim üyelerinin kayıtlı muayenehane sayısının 630 olduğunu ifade eden Akdağ, 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) sonrası üniversitelerde öğretim görevlisi olup da muayenehane açmak isteyen 94 hekimin başvuruda bulunduğunu kaydetti.

AMELİYATLAR ARTTI
650 sayılı KHK sonrası üniversite hastanelerinde yapılan ameliyatların düştüğünün iddia edildiğini belirten Akdağ, ”Ameliyatlar zorluk dereceleri dikkate alınarak zor ve karışık olanlardan başlamak üzere A, B, C, D ve E olmak üzere beş gruba ayrılmaktadırlar. Bunlardan nispeten daha zor ve karışık olan A, B, C grubu ameliyat sayılarını dikkate aldığımızda; Temmuz ayı ameliyat sayısı 44 bin 296, Ağustos ayı ameliyat sayısı 45 bin 977, Eylül ayı ameliyat sayısı 48 bin 619, Ekim ayı ameliyat sayısı 49 bin 937’dir. Ameliyatların azalmadığını bilakis arttığını görüyoruz” dedi.

Akdağ, 650 sayılı KHK sonrası henüz yurtdışında tedavi için başvuruda bulunulmadığını bildirdi..

Nükleerden beter virüs.

Hollandalı bilim insanları, 2009’da dünyada yaklaşık 9 bin insanın ölümüne yol açan kuş gribi virüsünün “çok daha bulaşıcı ve öldürücü” bir türünü geliştirdi.

Güncelleme:28 Kasım 2011 11:42

Erasmus Tıp Merkezi’nde, kuş gribine yol açan H5N1’in genetiği üzerinde oynayan Ron Fouchier liderliğindeki ekip, sadece beş mutasyonun (gen değişimi), virüsü dünya nüfusunu silip süpürecek kadar bulaşıcı hale getirebileceğini keşfetti. İnsanlara benzer solunum yollarına sahip dağ gelincikleri üzerinde test edilen yeni virüs, çok kısa sürede milyonlarca kişiye bulaşabilme kapasitesine sahip.

Yanlış ellere bulaşırsa…

Araştırma, bilim dünyasında büyük tartışma yarattı. Genetiği değiştirilmiş virüsün “yanlış ellere düşmesi” halinde biyolojik savaşa yol açmasından endişe duyuluyor. Daily Mail Gazetesi, virüsün “şarbondan beter” olduğunu ve tüm uygarlığı tehdit edebilecek potansiyele sahip olduğunu yazdı. Araştırmayı H5N1’i daha iyi anlamak için yapan Fouchier, “yapılabilecek en tehlikeli virüs” dese de, yöntemini yayımlamaya kararlı. Konu bilimsel yayın özgürülüğünü de tartışmaya açtı. Hollanda Ulusal Biyogüvenlik Danışma Kurulu ise makaleyi yasal olarak engelleyemese de basından yayınlamamasını rica etmeyi değerlendiriyor.

Nar’ın faydaları saymakla bitmiyor.

Günde bir bardak nar suyu tüketilmesinin sağlık açısından son derece önemli olduğu belirtildi.

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbı Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Coşkun Usta, “Nar, özellikle çocuklarımızın okul çağı dönemlerinde tüketilmesi gereken bir meyvedir” dedi.

Latince adı ‘Punica granatum’ olan narın diğer meyvelerden oldukça farklı, antik çağlardan beri bilinen mistik özelliklere de sahip bir meyve olduğunu söyleyen Prof.Dr. Coşkun Usta, narın ayurveda tıbbında eczane bitki olarak anıldığını ve antik çağlarda değişik hastalıklarda şifa amacıyla kullanıldığını hatırlattı. “Narın çok eski dönemlerde ishal, ağız yaraları, ülser tedavisinde kullanıldığına ait kanıtlar vardır” diyen Usta, günümüzde ise nar üzerine çok sayıda bilimsel çalışma yapıldığını dile getirdi.

Eldeki veriler ışığında narın kanser, kalp damar hastalıkları ve şeker hastalığı olmak üzere birçok hastalıkta kullanılma olasılığına sahip olduğunu anlatan Prof. Dr. Usta, “bu konularda oldukça ciddi ve kanıt düzeyi yüksek birçok bilimsel çalışma söz konusudur” dedi.

Narın temel olarak tohumu, suyu ve kabuk bölgesi olmak üzere 3 bölümden oluştuğunu bildiren Prof.Dr. Usta, her bir bölümde ayrı ayrı birçok yararlı maddeler bulunduğunu aktararak, sağlığa yararlı bu maddeler arasında flavonoidler, punusik asid ve elagik asidin yer aldığını söyledi. Prof.Dr. Usta, “Nar ayrıca, vitaminler ve kadınlık hormonu dediğimiz östrojenden oldukça zengin bir meyvedir. Bilimsel çalışmalara baktığımızda prostat kanseri üzerinde yapılan çok sayıda klinik ve hayvan deneyleri vardır, oldukça iyi sonuçlar elde edilmektedir” dedi.

Narın kolon ve meme kanseri üzerinde de olumlu etkiler oluşturduğuna dair kanıtlar söz konusu olduğunu belirten Usta, şunları söyledi: “Bunun yanı sıra damar sertliği, şeker hastalığı, kalp üzerine koruyucu etkileri mevcuttur. Yapılan başka bir bilimsel çalışmada yağ yaktığı gösterilmiş ve kilo verdirici etkisi üzerinde durulmaktadır. Erkeklerde nar suyu tüketilmesinin sperm sayısını ve kalitesini artırdığı da gösterilen kanıtlar arasındadır. Bizimde yaptığımız hayvan çalışmalarında nardaki bir etken maddenin damarlar üzerine gevşetici etkisinin olduğuna dair bulgularımız söz konusudur ve bu konudaki çalışmalarımız devam etmektedir”

Narın tüketilmesi sırasında alerjik reaksiyonların söz konusu olabileceğinin de unutulmaması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Coşkun Usta, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bütün bu bilgilerin ışığında mevsiminde günde bir bardak nar suyu tüketilmesinin vücudumuzda ne kadar olumlu sonuç doğuracağı ortadadır. Nar ülkemizde bolca yetişen ve oldukça ucuz bir meyve olarak özellikle çocuklarımızın okul çağı dönemlerinde tüketilmesi gereken bir meyvedir. Bir meyve ve sebze cenneti olan ülkemizin bu nimetlerinden faydalanmak vatandaşlarımız açısından oldukça şanslı bir durumdur.”

İHA

Alzheimer’a karşı çay ve kahve!

Kahve içmenin, çağın hastalığı alzheimerın oluşma riskini yarı yarıya azalttığı belirtildi.

Reem Nöroloji Merkezi kurucusu nöroloji uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, tüm dünyada 20 milyon kişinin alzheimer nedeniyle kronik unutkanlık yaşadığını, Türkiye’de de 300 bin alzheimer hastası bulunduğunu belirtti.

Konuya ilişkin açıklama yapan Yavuz, günlük yaşamın koşuşturmacası, internet, yeteri kadar kitap okumamak gibi bir sürü nedenden kaynaklanan unutkanlığın pek çok kişinin yaşadığı bir sorun olduğunu, teknoloji sayesinde bilgiye kolayca ulaşabilmenin rahatlığın da zihni tembelleştirerek unutkanlığı daha da artırdığını aktardı.

Unutkanlığa karşı beyni, kelimenin tam anlamıyla çalıştırmak, yormak gerektiğini vurgulayan Yavuz, ”Tüm dünyada 20 milyon kişi, alzheimer hastalığı nedeniyle kronik bir unutkanlık yaşıyor. Türkiye’de de yaklaşık 300 bin alzheimer hastası bulunuyor. Hastalık, sadece hatırlama güçlüğü yaratmakla kalmıyor, kişiyi zihinsel karmaşaya sürüklüyor, günlük yaşamını her zamanki gibi idame ettirmesini engelliyor” diye konuştu.

Alzheimer hastalığında, unutkanlık ile ortaya çıkan hafıza ve bellek fonksiyonlarında başlayan dejenerasyonun, zamanla diğer beyin fonksiyonlarına da sıçrayarak, başta konuşma ve yürüme olmak üzere tüm kişisel ve sosyal faaliyetleri tedrici olarak bozabildiğini belirten Yavuz, bu hastalığın zaman içinde hastanın aile yakınlarının destek ve bakımına ihtiyaç duyduğu ilerleyici, düşkünleştirici bir beyin hastalığı olduğunu kaydetti.

-Teknoloji hafıza düşmanı-

Alzheimer hastalığının, günümüzde tıp dünyasının en çok bütçe ayırdığı ve üzerinde en çok uğraş verdiği hastalıkların başında geldiğini belirten Dr. Yavuz, sadece ABD’de her yıl 100 milyar dolar civarında bütçenin alzheimer ve tedavisi için harcandığına dikkat çekiyor. Nöroloji uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, ”Sağlık alanındaki gelişmelerle birlikte ortalama insan ömrünün uzaması yanında, teknolojinin gelişimi ile beraber dev bir problem şeklinde ortaya çıkan elektromanyetik kirlilik de alzheimer hastalığını tetiklemektedir” dedi.

Yavuz, şöyle devam etti:

”Dünyamız gittikçe şehirleşmekte ve kırsal nüfus gittikçe azalmaktadır. Elektromanyetik kirlilik ise şehirlerde ve büyük metropollerde had safhadadır. Maalesef gelişen teknoloji ile paralel olarak elektromanyetik yoğunluk ta artmaktadır. Özellikle çarpık ve yoğun yapılanmanın olduğu İstanbul gibi şehirlerde tehlike daha da büyüktür. Cep telefonu sinyalleri, TV ve radyo, telsiz dalgaları, kablosuz internet ve telefon ortamları, yüksek gerilim hatları ve elektronik cihazlar tehlikeli elektromanyetik kirliliğe neden olmakta bu ise beynimizin her taraftan elektromanyetik saldırılara maruz kalmasına neden olmaktadır.”

-”Kahve ve çay alzheimer oluşma riskini yüzde 50 oranında azaltıyor”-

Uzman doktor Yavuz, bilim adamlarının kahve-çay ve alzheimera ilişkin çalışmasına değinerek, İsveç ve Finli nörologların, 10 yıl boyunca 1400 hasta üzerinde yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi verdi.

Yavuz, şunları ifade etti:

”İsveçli ve Finli nörologların, 10 yıl süren çalışmalar sonucunda, kahve içmenin, çağın hastalığı alzheimerın oluşma riskini yarı yarıya azalttığını buldular. 1400 gönüllü hasta üzerinde yaptıkları çalışmalar sonucu günde 3 ila 5 fincan kahve içenlerde, içmeyenlere göre yüzde 50 oranında alzheimer oluşma riskinin azaldığının belirlendi.

Kahvenin içerdiği kafein maddesinin, alzheimer oluşumunda rol oynayan beta amiloid birikimini önemli ölçüde azalttığı ve böylece alzheimer gelişmesini önlediği tahmin ediliyor.”

Dr. Yavuz, daha önceki yıllarda birçok bilimsel makalede yer alan fareler üzerinde yapılan çalışmalarda da farelere içirilen kahvenin, beyinde alzheimera neden olan beta amiloid birikimini önlediğinin tespit edildiğini hatırlattı.

Birçok araştırmacının ortak fikri olarak kahvenin, sinir sistemini koruyucu bir özelliğe sahip olduğunun bilindiğini vurgulayan Yavuz, kahvenin içinde çok miktarda barındırdığı kafeinin, sinir sisteminin düzenleyici bir uyaranı olduğunu belirterek, ”Unutkanlığı toparlayıcı, ayrıca hafıza ve önbellek fonksiyonları üzerinde olumlu etkileri biliniyor. Yani, asırlardan beri birçok insanın, zinde ve uyanık kalmak için her gün kahve içmesi boşuna değil. Kahvenin aynı zamanda diyabet hastalığı, parkinson ve karaciğer hastalıkları üzerinde de koruyucu rol oynadığı iddia ediliyor” diye konuştu.

-”Alzheimer hastalarında kahve ve çay tüketimi fakir”-

Nöroloji uzmanı Yavuz, 2 fincan kahvenin, ihtiva ettiği kafein bakımından, yaklaşık 10 fincan çaya eş değer olduğunu, çay ve alzheimer ilişkisine yönelik bir çalışma bulunmamasına rağmen kahve gibi çayın da hafıza fonksiyonları üzerinde olumlu etkiler gösterdiği söylenebileceğini vurguladı.

Yavuz, ”Kendi klinik gözlemlerime dayanarak, alzheimer tanısı almış hastalarda, oldukça zayıf çay ve kahve tüketimi izlenimi ediniyoruz. Dolayısıyla her ne kadar bilimsel kesin bir veri olmamakla beraber, çayın da alzheimer hastalığında koruyucu rol oynadığını söyleyebiliriz” diye konuştu.

-Yeşil çay da faydalı-

Yeşil çayın da barındırdığı antioksidanlar ve flavnoid maddesi ile alzheimer hastalığına neden olan beta amiloid birikimini azalttığını kaydeden Dr. Yavuz, ”Bilinen en iyi ve etkili antioksidanlardan biri olan EGCG (epigallocatechin-3-gallate) yeşil çay içinde bolca bulunmaktadır. EGCG’nin ise unutkanlığa neden olan beta amiloid birikimini önleyici etkisi mevcuttur” dedi.

Nöroloji uzmanı Yavuz, sözlerini şöyle tamamladı:

”Gerek siyah, gerekse de yeşil çay, alzheimer hastalığında rol oynayan asetilkolinesteraz enziminin aktivitesini yok etmektedir. Halbuki kahvenin bu enzim üzerinde bir etkisi yoktur. Şu an günümüzde tek tedavi girişimi, ilaçlarla asetilkolinesteraz enzimini yok etme amacına yöneliktir. Maalesef beyinde ki amiloid madde birikimini önleyen kesin bir ilaç henüz keşfedilmemiştir. Hülasa olarak, alzheimer hastalığı üzerinde aynı kahve gibi koruyucu ve önleyici bir etki gösterdiğini düşündüğümüz geleneksel çayımızla alakalı olarak uzun vadeli bilimsel araştırmaların yapılmasına ihtiyaç vardır. Ancak çayın da alzheimer hastalığından koruması kuvvetle muhtemeldir.”


Ölümsüzlük artık çok yakın!

Gelecekte bilim tarafından yaşlanmanın yavaşlatılarak, insan vücudunun daha dayanıklı ve sağlıklı bir hale getirilebileceği düşünülüyor. Üstelik bu çok da uzak değil… İşte yıllara göre hedefler: Bu yazının geri kalanını okuyun

Akciğer kanserinin tedavisi bulundu

ALMANYA’daki Köln Üniversitesi ve Max Planck Enstitüsü’nde görevli bilim insanları en sık rastlanan akciğer kanseri türü olan epitel hücreli akciğer kanserine neden olan geni tanımladı. Araştırmaya göre “FGFR1” genlerindeki bozukluk akciğer kanserine yol açıyor. Uzmanlar araştırma için 155 kanser hastası üzerinde inceleme yaptı. Bu yazının geri kalanını okuyun

İşte kalbiniz için en doğal ilaç

Ülkemizin birçok yöresinde yetişen, kış aylarının başlamasıyla birlikte olgunlaşmaya başlayan ‘Alıç’ meyvesi her yörede kalbin en iyi ilacı olarak biliniyor.

Alıç, dağlarda kendi başına yabani olarak taşlık ve kayalık yerlerde yetişiyor.

Aynı zamanda bu meyve kışın habercisi olarak da biliniyor. Sarı, kırmızı renkteki meyve ekşimsi tadı ile ekşi muşmula olarak da biliniyor. Bu yazının geri kalanını okuyun

Bilimadamlarından mucizevi buluş!

80 yaşında 20 yaşındaki gibi kaslarınız olacak. Bilimadamları öyle başarılı bir deneye imza attı ki yaşlansanız da kaslarınız güçlü kalacak…

Yaşlılar da artık delikanlılara taş çıkartabilecek.

ABD’nin Colorado Boulder Üniversitesi bilimadamları, farelere aşıladıkları kök hücreyle, kemirgenlerin kaslarında birkaç günde iki misli onarım ve büyüme kaydetti.

Science Tran Bu yazının geri kalanını okuyun

Gençlik iksiri arayışı

Alman Max Planck Enstitüsü’nde bilim insanları, yaşlılığı önleyecek buluşa doğru küçük adımlarla da olsa ilerliyor. Bilim dünyası ayrıca ilerleyen yaşlarla baş gösteren hastalıkların önlenmesi için çabalıyor.

Max Planck Enstitüsü’nün Biyolojik Yaşlanma Bölümü çalışanları, üzerinde çalıştıkları ipliksi solucanları bir çeşit solucan ayrıştırma makinesine yerleştiriyor. Bilim insanları bu mikroskobik canlılar sayesinde insanların neden yaşlandıkları sorusuna yanıt bulmaya çalışıyor. Bu yazının geri kalanını okuyun

%d blogcu bunu beğendi: