Blog Arşivleri

Uzay savaşına Çin de katılıyor

1999’da uzaya ilk aracını gönderen Çin, şimdi de uzay istasyonu kurmanı ve Ay’a ayak basmanın peşinde.

Dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Çin, gelişen ekonomisine paralel olarak uzay alanında da yaptığı çalışmalarla dikkatleri üzerine çekiyor. Son dönemde başladığı araştırmalar sonucunda uzaya insanlı istasyon kurma çalışmalarına başlayan Çin, 5 yıl içinde istasyonu tamamlamayı hedefliyor.

AYA İNMEYİ PLANLIYORLAR
Ay’a uzay aracı göndermek ve daha sonra insanlı uçuşlar gerçekleştirmek de Çin’in gelecek yıllarda tamamlamayı planladığı hedefler arasında yer alıyor. Ekim 2007’de Çang’ı -1’mekiğini göndererek Ay çalışmalarına başlayan Çin, Ekim 2010’da Çang’ı-2’yi başarıyla fırlatmış ve Ay’ın tam haritasını çıkarmış, ayrıca yüksek çözünürlükte Sinus İridyum’un imajını elde etmişti.

Ülkede yayımlanan Beyaz Kitabın ardından gündeme gelen uzay laboratuvarı kurulumu, insanlı uzay araçları, uzay taşımacılığında kullanılan yük araçları gibi konuları planlayan Çin, ABD ve Rusya’nın ardından Ay’a ayak basmak için temel araştırmalar yapmayı hedefliyor. Çin uzayın derinliklerinde yapacağı çalışmaları açıklarken bunun üç ana aşamadan oluşacağını belirtirken bunların yörüngeye girme, inme ve geri dönüş olarak sıralıyor.

Ülke gelecek 5 yıl içinde Ay’a uzay araçları göndermeyi, ay üzerinde araştırma yapmayı ve oradan aldığı örnekleri dünyaya getirmeyi planlıyor.

Uzun vadede ise Ay’a ayak basmak için çalışmalara hızla devam edileceği kaydediliyor.

YENİ UYDULAR YOLDA
Bu tür çalışmaların yanı sıra konumlandırma çalışmalarına son yıllarda büyük önem veren Çin, “ABD’nin küresel konumlandırma sistemine (GPS) olan bağımlılığından kurtulmak için” 2000 yılında Beydou konumlandırma sistemini inşa etmeye başlamıştı. Ülke bu çerçevede Beydou Navigasyon Uydu sistemini göndermiş ve çalışmaya başladığını bildirmişti.

Çin yakın gelecekte konumlama sistemini daha da genişleterek, dünya gözlem uyduları, haberleşme uyduları, ayrıca navigasyon ve konumlandırma uydularından oluşan bir uzay altyapısı inşa hedeflemeyi planlıyor. Ülke bu bağlamda Asya-Pasifik bölesinde “görüş alanını genişletmek” için bu yıl 6 tane daha uydu göndermeyi hedefliyor.

Çin’de hali hazırda 3 adet uydu fırlatma merkezi bulunuyor.

AA

Reklamlar

İşte Türkiye’nin ilk yerli piyade tüfeği.

Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKE) tarafından geliştirilen ve dünyada kullanılan piyade tüfeklerinin en iyi özelliklerini üzerinde toplayan Milli Modern Piyade Tüfeğinin 3 adet prototipi üretildi. AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, 22 Ocak 2009 yılında Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM) ile Milli Modern Piyade Tüfeğinin ”tasarım ve geliştirme” sözleşmesini imzalayan MKE, tüfeğin prototip çalışmalarını Kırıkkale’deki fabrikasında tamamladı.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin taktik ve teknik istekleri doğrultusunda üretilen 3 adet prototip tüfek, önümüzdeki günlerde kalifikasyon testlerine tabi tutulacak. Türk ordusu tarafından kullanılan G3′lerin yerini alması planlanan modern piyade tüfeği, testlerden başarıyla geçmesi halinde 2011 yılının Haziran ayında seri üretime hazır hale getirilecek.

Tasarımından itibaren tamamen yerli olan ve hiç bir ülkeden teknoloji transferi yapılmadan üretilen modern piyade tüfeği, şu anda dünyada kullanılan üçüncü jenerasyon piyade tüfeklerinin en iyi özelliklerini üzerinde topluyor.

MKE yetkilileri, gece ve gündüz her türlü arazi ve hava şartlarında en iyi performansı sağlayacak şekilde tasarlanan Milli Modern Piyade Tüfeği’nin, bir çok özelliğinin G3′ten daha iyi olduğunu belirttiler.

Prototipin önümüzdeki günlerde kamuoyuna gösterileceğini ifade eden yetkililer, tüfeğin isminin de henüz belirlenmediğini kaydettiler.

Şu anda TSK tarafından kullanılan G3 piyade tüfeklerinin daha çok düzenli ordu savaşları için üretildiğini, ağır ve bakımı zor olan bu tüfeklerin yerine daha hafif ve bakımı kolay olan yeni nesil bir piyade tüfeğine ihtiyaç duyulduğunu belirten yetkililer, bu nedenle Milli Modern Piyade Tüfeğinin tasarlandığını söylediler.

Modern piyade tüfeğinin G3′e göre daha hafif, namlu ömrünün daha uzun, boyunun daha kısa olduğuna işaret eden yetkililer, şu bilgileri verdi:

”Tasarımdan itibaren tamamen yerli, hiç bir ülkeden teknoloji transferi yapılmadan Kara Kuvvetleri Komutanlığının verdiği teknik şartnameye uygun olarak üretimi başlatılan piyade tüfeklerinin ilk prototiplerinden 3′ü üretildi. Bundan sonra parça parça kalifikasyonu yapılacak, çalışabilirliği test edilecek. Bütün parçaların kalifikasyonu yapıldıktan sonra seri üretime geçilecek. Tüfek, 2011 yılının Haziran ayında seri üretime hazır hale gelecek. Gaz piston sistemi ile çalışan bu tüfek, şu anda dünyada kullanılan üçüncü jenerasyon piyade tüfeklerinin en iyi özelliklerini üzerinde topluyor.”

Yetkililerin verdiği bilgiye göre yüzde 100 yerli olarak yapılan yeni piyade tüfeği 7,62 mm olacak ve NATO mermisi kullanacak. Ağırlığı 3 kilo 700 gram, uzunluğu 920 mm, etkili menzili 400 metre olan tüfeğin üzerine gece görüş dürbünü, ışıldak, laser, bomba atar gibi aksesuarlar takılabilecek. Namlu ömrü minimum 10 bin atım olarak tasarlanan tüfek, tek ve seri atışlar yapabilecek.

-MKE’NİN KESKİN NİŞANCI TÜFEKLERİ-

Bu arada, MKE’nin son 2 yılda geliştirdiği keskin nişancı tüfeklerinin de yurt içi ve yurt dışında büyük ilgi gördüğü belirtildi. MKE’nin Jandarma Genel Komutanlığı ile birlikte geliştirdiği 7.62 mm çapındaki Bora 12 keskin nişancı tüfeği, bin 200 metre etkili menzile sahip. Jandarma tarafından kullanılan Bora 12, yurt dışına da ihrac ediliyor.

MKE tarafından geliştirilen diğer yarı otomatik keskin nişancı tüfeği ise T-12. Etkili menzili 600 metre olan tüfek, yapılan testlerde hedefleri kusursuz bir şekilde vurduğu için T-12 adını aldı. T-12, daha çok hareketli hedefleri vurmak için tasarlandı.

-G3 PİYADE TÜFEĞİ-

G3, 1950′lerde Alman silah üreticisi HK (Heckler & Koch GmbH) ile İspanyol devletine ait dizayn ve geliştirme ajansı CETME (Centro de Estudios Técnicos de Materiales Especiales) tarafından geliştirildi. Değişik versiyonları dünyadaki bir çok NATO üyesi ülkeler tarafından kullanılıyor. Ağırlığı 4,25 kilo olan G3 piyade tüfeğinin etkili menzili 400 metre.

Milli Modern Piyade Tüfeği ile G3′ün teknik özellikleri ise şöyle:

MİLLİ MODERN PİYADE TÜFEĞİ G3 PİYADE TÜFEĞİ

————————– —————-

KALİBRE: 7,62 mm 7,62 mm

AĞIRLIK: 3,7 kg 4,25 kg

ETKİLİ MENZİL: 400 metre 400 metre

BOY: 92 cm 102 cm

NAMLU ÖMRÜ: 10 bin atım 6 bin atım

MERMİ NAMLU ÇIKIŞ HIZI: 500 m/sn 750 m/sn

ŞARJÖR KAPASİTE: 20 mermi 20 mermi


ODTÜ’lülerden zihni sinir projeleri!

ODTÜ Robot Topluluğu dünyada azalan petrole karşı çevre dostu temiz enerjili araçlar üzerine çalışıyor.

Üstelik araçlar iki çeşit, hem güneş enerjisiyle hem de hidrojenle çalışan araçlar var. Topluluk savunma sanayinde kullanılabilecek “mayın tarlası” adlı buluşun da üzerinde çalışıyor.

Petrol azalıyor, doğal kaynaklar tükeniyor…. ODTÜ Robot Topluluğu öğrencileri ise bu tükenmişliğe çare olarak temiz enerjili araçlar geliştiriyor. Hidrojen ve güneş enerjisiyle çalışan araçlar önümüzdeki yıllarda alternatifolacak. Üstelik araçlar çevre dostu.

Arabaların üzerinde 4 yıldır çalışılıyor. Her yıl daha da geliştiriliyor. Topluluk, yeni yapacakları güneş enerjisiyle çalışan araba ile de dünya çapında düzenlenen yarışlara katılacak ve Türkiyeyi temsil edecek.

ODTÜ Robot Topluluğu her yıl Mart ayında Uluslararası Robot Yarışması düzenliyor ve farklı kategorilerde dahi fikirlilerin tasarladığı robotlar yarışıyor. Bu yıl yeni bir kategorileri daha var. İsmi “Mayın tarlası.” Üstelik savunma sanayinde kullanılabilecek bir proje.

Fikirler çok, ama destek yok. Kendi imkanlarıyla çalışmalarını sürdüren topluluk öğrencileri hem üretttiklerini geliştirmek hem de yeni fikirlerini somutlaştırmak içinmaddi destek bekliyor.


Kansere karşı yeni umut!

Yıllardır kansere çare bulmak için gecesini gündüzüne katan bilim insanları yılanın başını daha küçükken ezmek için bir kanser aşısı üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırıyor.

Sağlıklı bir organizmada bağışıklık sistemi, vücuda potansiyel olarak zarar verebilecek bakteri, mantar, parazit ve virüs gibi birçok yabancı maddeye karşı koruma sağlar. Vücuda yabancı bir mikroorganizma girdiğinde vücudun bağışıklık sistemi bu mikroorganizmayı yüzeyindeki değişik yapılardan tanır. Böyle bir mikroorganizma tespit edildiğinde önce antikorlar tarafından çevrelenerek işaretlenir, ardından yutar hücreler tarafından yutularak zararsız hale getirilir.

Amsterdam’daki Kanser Enstitüsü’nden John Haanen gibi birçok araştırmacının hedefi, vücudumuzun hayat boyu sayısız defa uygulamaya koyduğu bu özel sistemi kanser tedavisinde kullanabilmek. Uzmanların hedefi, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerinin zararlı hücreler olduğunu tespit etmesini ve yok etmesini sağlamak. Zira kanser hücreleri, organizmanın kendi hücrelerinden oluştuğu için bağışıklık sistemi çoğu kez bu hücrelerin zararlı olduğunu tespit edemiyor.

John Haanen üzerinde çalıştıkları yöntem hakkında “Vücudu, kanser hücrelerinin yüzeyindeki değişik yapılarla karşılaştığında bağışıklık yanıtı vermesi için harekete geçirmeyi hedefliyoruz. Elbette en makbulu bağışıklık sisteminin, tümör hücrelerinin yaşamak için gereksindikleri kısımlarına saldırması. Hücre bu kısmından saldırıya maruz kaldığında hayatta kalamayacaktır ” bilgisini veriyor.

Bağışıklık sistemine yol gösteriyorlar

Sadece kanser hücrelerinin yüzeyinde bulunan, özgün yapılar genellikle proteinlerden oluşuyor. John Haanen ve ekibi kanser hücrelerinin yüzeyindeki bu yapıları bağışıklık sistemine tanıtmak için, vücuda zararsız kanser proteinleri üretmesini sağlayacak bir nevi yapım kılavuzu olan DNA’lar enjekte ediyor. Bu işlem sonrasında hücreler kanser proteinleri üretiyor ve bu proteinleri çevre dokulara gönderiyor. Kanser proteinleri burada yabancı madde olarak tanımlanıyor ve bağışıklık sistemi bunlara karşı savunma mekanizmasını uygulamaya geçiriyor. Bu noktadan itibaren bağışıklık sistemi aynı proteinlere sahip kanser hücreleriyle karşılaştığında onlara da saldırmaya başlıyor.

Araştırmacılar bu işlemde plazmidleri kullanıyor. John Haanen henüz nasıl olduğunu çözemeseler de, vücuttaki hücrelerin plazmidleri kabul ettiğini ve içerdikleri genetik bilgileri protein üretmek için kullandıklarını belirtiyor. Haanen genetik bilgiler plazmidde kaldığı ve hücre çekirdeğine taşınmadığı için plazmidlerin kullanılmasının büyük avantajlar sağladığına işaret ediyor:

“Bu çok önemli bir faktör… Çünkü aksi halde hücre kansere neden olan özellikleri her bölünme sırasında diğer hücrelere de taşıyor. Bu yüzden bizim yöntemimiz, genetik bilgilerin virüsler yoluyla hücrelere taşındığı diğer yöntemlere göre çok daha güvenli. Zira virüsler söz konusu DNA’yı kalıcı olarak canlının genetik yapısına ekliyor.”

Hayvanlar üzerinde başarı sağlandı

Plazmidler kullanılarak yapılan aşılama hayvanlar üzerindeki çalışmalarda başarılı sonuçlar elde etti. Henüz ileri seviyedeki kanser hastalarında tümörlerle mücadelede istenilen sonuçlara ulaşamamış olsalar da John Haanen yöntemden umutlu. Haanen “Bunun nedenini bilemiyoruz. İnsanlarda görülen kanser çok karmaşık bir yapıya sahip. Bazı tümörler çok uzun zamandan beri vücutta varlığını sürdürüyor ve bunlar bağışıklık sistemiyle mücadele edebilmek için kendi özel stratejilerini oluşturmuş durumda. Bağışıklık hücrelerini kendilerinden uzak tutmak için özel moleküller üretiyorlar ya da etraflarında bir mikroortam yaratarak onları engelliyorlar” açıklamasını yapıyor.


İnternette yeni dönem başlıyor!

Güvenli internet uygulaması ile ilgili 22 Ağustosta başlayan üç aylık test dönemi 22 Kasım salı günü sona erecek.

İnternet kullanıcıları, bu tarihten itibaren güvenli internet hizmetini isteğe bağlı ve ücretsiz olarak kullanabilecek.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), Güvenli internet hizmetinin, çocukların ve gençlerin internet üzerindeki bilgi kirliliğinden ve zararlı içeriklerden korunmaları amacıyla geliştirdiği bir proje olarak ortaya çıktı.

Düzenleme, internet kullanıcılarının BTK’ya ilettikleri talepler ve şikayetler dikkate alınarak yapıldı. BTK’nın işletmecilerle yapılan teknik çalışmalar sonucunda ”İnternet’in Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar”ın Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu tarafından belirlenerek yayımlanmıştı.

Bu esaslara göre, ”güvenli internet” ile ilgili 22 Ağustos’ta başlayan 3 aylık test süreci 22 Kasım Salı günü sona erecek ve Türkiye’de güvenli internet dönemi başlayacak. Salı gününden itibaren internet kullanıcıları güvenli interneti, isteğe bağlı ve ücretsiz olarak kullanılabilecek.

Güvenli internet hizmetinin alt yapısı erişim sağlayıcılar tarafından oluşturuldu. Tamamen isteğe bağlı ve ücretsiz verilecek hizmeti, talep edecek abonelerin isteklerini internet servis sağlayıcılarına bildirmeleri gerekiyor.

Hiçbir talepte bulunmayan kullanıcılar ise mevcut internetlerini kullanmaya devam edecekler. Güvenli internet hizmetinde çocuk ve aile profili olmak üzere iki profil bulunuyor. Aboneler diledikleri an internet servis sağlayıcılarından temin ettikleri parola ve kullanıcı adı ile profiller arasında geçiş yapabilecekler ya da hizmetten memnun kalmamaları veya ihtiyaç hissetmemeleri durumunda güvenli internet hizmeti almayı kesebilecekler.

-Sistem nasıl işleyecek?-

Güvenli internet konusunda yapılan düzenleme 28 Temmuz 2010 tarihinde yayımlanan tüketici hakları yönetmeliğinde yer alan bir maddeye dayanıyor. Buna göre kişi eğer isterse güvenli internet kullanma hakkına ücretsiz sahip olabilecek.

Türkiye’de 11,5 milyona yaklaşan aktif internet kullanıcısından 22 bini güvenli internet profili kullanıyor.

Düzenlemeyle ücretsiz, hızı düşük olmayan ve herhangi bir başvuru yapmaya gerek kalmayan güvenli internete sahip olunabilecek. Bu konudaki istemlerini belirten kullanıcılara bir kullanıcı adı ve şifresi verilecek. Güvenli internet hizmetinden yararlanmak isteyen kullanıcılar, bu kullanıcı adı ve şifre ile hizmetten kullanmaya başlayabilecekler. Güvenli internet hizmeti alan kullanıcılar istedikleri zaman çocuk seçeneğine, aile profiline ve birtakım alt profillere geçebilecek.

İnternet servis sağlayıcıları kullanıcı istediği takdirde güvenli internet profillerini temin etmekle yükümlü olacak


ABD’den Fatih projesine övgü!

ABD Başkanlık Yenilik ve Teknoloji Danışmanları Komitesi üyesi Stephen Brobst, Türkiye’de eğitimde tablet kullanılması yönünde başlatılan projeye övgüler yağdırdı.

ABD Başkanlık Yenilik ve Teknoloji Danışmanları Komitesi üyesi Stephen Brobst, önümüzdeki dönemde tablet bilgisayarlar gibi mobil araçların, sağlık, eğitim, finans gibi alanlarda bireyler için çok daha önemli hale geleceğini belirterek, “Bu nedenle Türkiye’nin ilk ve orta dereceli eğitim kurumlarına Fatih Projesi kapsamında yapacağı teknoloji yatırımı, ileriye dönük olarak çok istikrarlı bir yatırım” dedi.

“Veri ekonomisi”ne ilişkin açıklamalarda bulunan Brobst, son dönemde ekonominin, tedarik zincirinden sağlık sektörüne kadar her alanda bugüne kadar hiç olmadığı kadar veri merkezli yönetildiğini belirtti.

Veri ambarı alanında faaliyet gösteren Teradata Şirketinin teknoloji sorumlusu da olan Brobst, üyesi bulunduğu komitenin, her federal organizasyonun muhakkak bir veri stratejisi olması gerektiğini ısrarla vurguladığını aktararak, günümüzde veri altyapısının artık çok daha kritik hale geldiğini dile getirdi.

Brobst, “Çünkü yeni ürünler, yeni beklentiler tamamen verilerin yönlendirmesiyle şekillenecek. Dolayısıyla ekonomiyi de bir noktada verilerin yönlendireceğini ifade edebiliriz” diye konuştu.

Teradata şirketinin bölgede en çok Türkiye ve Rusya pazarına yatırım yapacağını söyleyen Brobst, veri ekonomisi açısından bakıldığında Türkiye’deki birçok kurumundünya standartlarında olduğunu ifade etti.

Brobst, Türkiye’deki ilköğretim ve orta öğretimdeki sınıflara akıllı tahta uygulaması ve öğrencilere tablet bilgisayarlar dağıtılmasını hedefleyen Fatih Projesi’ne ilişkinsoru üzerine, eskiden, teknolojik yeniliklerle çoğunlukla iş yerlerinde tanışan insanların günümüzde artık bu alandaki gelişmeleri evlerinde tanıyabildiklerini anlattı.

Teknolojik yenilik beklentisinin artarak devam edeceğini ifade eden Brobst, önümüzdeki dönemde internet ve bilgiye erişimin tamamen tablet bilgisayarlar ve akıllı telefonlar üzerinden gerçekleşeceğini söyledi.

Önümüzdeki dönemde bilginin çok daha yüksek bir oranda mobil araçlardan talep edileceğine işaret eden Brobst, “İnsanlar ileriye dönük kişisel kararlarını almadan önce ilgili bilginin kendilerine mobil araçlarla ulaştırılmasını isteyecekler. Tablet bilgisayarlar gibi mobil araçlar, sağlık, eğitim, finans gibi alanlarda bireyler için çok daha önemli hale gelecek” şeklinde konuştu.

“Bu nedenle Türkiye’nin ilk ve orta dereceli eğitim kurumlarına yapacağı bu teknoloji yatırımı, ileriye dönük olarak çok istikrarlı bir yatırım” diyen Brobst, kitapların tabletbilgisayara taşınmasının yanında sistem üzerinden bilgi analizi yapılabilmesinin de çok önemli olduğunu vurguladı.

2013’de toplam bilginin üçte birine tablet bilgisayarlarla erişileceğine ilişkin öngörüyü hatırlatan Brobst, kendisinin öngörüsünün ise toplam bilginin yarısına tablet bilgisayarlar üzerinden erişileceği yönünde olduğunu belirtti.

-“Artık algı sosyal medya ortamlarında yönetiliyor”-

Günümüz dünyasında çok fazla veri oluştuğuna dikkati çeken Brobst, bu noktada sosyal medyada oluşturulan veriler kullanılarak yapılacak analizlerin önemine değinerek, şunları kaydetti:

“Hükümet olsun şirket olsun, sosyal medyada hakkınızda nasıl bir algının oluştuğunu analiz etmeniz gerekiyor. Sosyal medya verilerini toplayarak, hakkınızda iyi mi kötü mü konuşulduğunun, yaptığınız bir konuşmanın etkisinin nasıl oluştuğunun analizini yapabiliyorsunuz. Diğer taraftan, sosyal medya ortamlarında bir kişinin düşünce liderliği yapıp yapmadığını, hakkınızda yazdığı şeyin sizi ya da pazarınızı nasıl etkilediğini yine bu sosyal medya analizleriyle öğrenebiliyorsunuz. Aslında artık algı sosyal medya ortamlarında yönetiliyor. Yaptığınız bir açıklamayla ilgili algıyı, twitter’da, facebook’taki yankısıyla anlayabiliyorsunuz.”

Eskiden verilerin sadece iş kararlarını yönlendirdiğini anımsatan Brobst, günümüzde ise bireylerin de kararlarını verilerin yönlendirmesiyle alacağı bir yapıya doğru gidildiğini vurguladı.

-“Finansal kriz gelirlerimizi arttırdı”-

Hükümetin bir internet sitesi üzerinden ABD vatandaşlarının kendileriyle ilgili bilgilere şeffaf şekilde ulaşabildiklerini aktaran Brobst, ABD Başkanı Obama’nın diğer başkanlara göre teknolojiye çok daha fazla önem verdiğini ve teknolojiyi kullandığını ifade etti.

Brobst, “Özellikle de vatandaşların yaşam kalitesinin arttırılması konusunda teknolojinin nasıl kullanılabileceğine önem veriyor. Önceki başkanlar güvenlik ve askeri alanda daha çok teknoloji yatırımı yaparken, Obama ise teknolojinin sağlık, ulaşım, gibi sosyal alanlarda da kullanılmasına önem veriyor. Başkan Obama’ya teknoloji danışmanlığı yapan ve 3’ü ticaret dünyasından, 9’u da akademik yaşamdan gelen 12 kişilik kurulda bulunmak benim için çok önemli ve bir onur. Kurulumuz, sadece taktiksel olarak değil, uzun dönemde Amerikan vatandaşlarının hayat kalitesinin arttırılması için hükümetin neler yapması gerektiğinin çalışmasını yapıyor” şeklinde konuştu.

Finansal krizin bir çok kişi ve kurumu olumsuz etkilediğini anımsatan Brobst, “Tabiki finansal kriz çok kötü bir şey ama Teradata şirketi için olumlu sonuçlar doğurdu. Çünkü bankalar geleneksel şekilde veriyi kullanmadan, analiz etmeden artık iş yapamayacaklarını anladılar. Sadece Türkiye’de değil tüm dünyada finansal kriz sırasında Teradata’nın gelirleri arttı” dedi.


Kartlar dijital cüzdana giriyor.

BKM Genel Müdürü Canko, 2012’nin ilk çeyreğinde dijital cüzdanı tanıtacaklarını söyledi.

Canko, “Cüzdanımızda sadece kredi kartları vebanka kartları yok, marka kartları da entegre olacak. Sadece ödemelerinizi değil tasarruflarınızı da bu cüzdanla yapacaksınız” dedi.

Bankalararası Kart Merkezi (BKM) GenelMüdürü Soner Canko, dünyada kartlı ödeme sistemlerinde Türkiye’nin birçok ilke imza attığını ifade ederek bunun son örneğinin temassız kart sistemleri olduğunu söyledi. Canko, “Avrupa’da temassız kredi kartıTürkiye’de başladı. İlk temassız kartı yaptıkama bu yeterli değil, potansiyel yüksek. Temassız uygulamalarda önümüz çok açık” dedi.

Ödeme sistemleri alanında tüm dünyadan katılımcıların biraraya geldiği Cartes Fuarı, 15- 17 Kasım2011 tarihleri arasında Fransa’da Paris Nord Villepinte Exhibition Center’da düzenlendi. Türkiye’nin ödeme sistemlerindeki başarısı bu fuarda da tescillendi. Türkiye ilk defa Cartes’in onur konuğu ülkesioldu.

Canko, Türkiye’nin ödeme sistemlerinin 2012-2023 yol haritasını da Paris’te açıkladı. Türkiye’de ‘nakitsiz ödemeler dünyası’ yaratma hedefleri olduğunu vurgulayan Canko, şöyle devam etti: “Ödeme sistemlerinde 2012-2023 dönemi hedefimiz; 2023 yılında nakitsiz ödeme yapan bir Türkiye. Bu yoldatüketici ve perakende sektörünü bilinçlendirme çalışmaları yapmamız lazım. Temassız kart uygulamalarında potansiyel büyük. Bunun bir adım sonrası NFC. Dijital cüzdan ise beni en heyecanlandıran bölüm. 2012’nin ilk çeyreğinde dijital cüzdanla ilgili ilk tanıtımımızı yapacağız. Önceinternet üzerinden bunu açacağız, zamanla yapı tüm bankalara açık olacak. Dijital cüzdan, ulusal veoperatör bağımsız bir uygulama olacak. Dünyada ilk defa bir ülke kendi ulusal cüzdanını duyurmuş olacak.”

TÜM KARTLAR TEK CÜZDANDA
Tüm ödeme kartlarının entegre edileceği tek bir cüzdan olacağını ifade eden Canko, “Cüzdanımızda sadece kredi kartları ve banka kartları yok, marka kartları da entegre olacak. Sadece ödemelerinizi değil tasarruflarınızı da bu cüzdanla yapacaksınız. Bu konuda çok detay vermek istemiyoruz ama Ocak-Şubat gibi açıklamayı yapacağız. Amacımız, internet üzerinden yapılan alışverişin süresini kısaltmak” değerlendirmesinde bulundu.

Vatan’da yer alan habere göre Canko, dijital cüzdan hakkında konuşurken bir araştırmaya da atıfta bulundu. Canko, bireylerin ortalama cüzdan yoklama sıklığının 6-7 saat olduğunu, buna karşılık cep telefonunu ise 16 dakikada bir kontrol ettiğini aktardı.

Ödeme sistemlerinde biometrik uygulamaların da yaygınlaşacağı öngörüsünde bulunan Soner Canko, “ATM ve POS’ta biometrik yaygınlaşacak. 2023’te nakitsiz ödemeler yapan Türkiye istiyoruz. Kamu mevzuatı ile bizi desteklemeli” ifadesini kullandı.

AVRUPA’NIN ‘ONUR’U OLDUK
Cartes 2011’de Türkiye’nin Onur Konuğu olmasının önemine değinen Soner Canko, “Her yıl onur konuğu olmuyor ve her ülkeye bu tanım yapılmıyor. Türkiye’nin 2011’de onur konuğu ülke olarak seçilmesi gerçekten çok önemli. Türkiye, ödeme sistemlerinde elde ettiği başarılarla tüm dünyanın da dikkatini çekiyor. Buraya kolay gelmedik, geçen 20 yılda yapılan çalışmaların, doğru zamanda yapılan doğru yatırımların bir sonucu oldu. Türk vatandaşları olarak AB ülkelerine vize ile girerken ve vize alabilmek için de onlarca evrak hazırlamak durumunda kalıyoruz. Şimdi kartlı ödeme sistemlerinde Türkiye geldiği nokta itibarıyla AB’nin kapısından içeri girmiş oluyor. Bu yönüyle Onur Konuğu olmak da ayrı bir önem taşıyor” dedi.

2012’de memur kaç gün tatil yapacak

Gelecek yıl resmi ve dini bayram tatillerinin hafta sonuna denk gelmesiyle, uzun tatiller sona erecek..

Ramazan Bayramı tatilinin 9 güne çıkarılmasıyla bu yıl hafta sonu ve resmi ve dini bayram tatilleriyle birlikte 113 gün tatil yapanlar, gelecek yıl dini ve resmi bayramların hafta sonunda başlaması ya da bitmesi nedeniyle Bakanlar Kurulunun karar almaması halinde iki bayramda da uzun tatil yapma imkanı bulamayacak.

YILBAŞI PAZARA DENK GELİYOR

Gelecek yılın ilk tatili, yıl başının ertesi günü olan 1 Ocak Pazar günü yani hafta sonu tatil gününe denk geliyor. Gelecek yıl pazartesi gününe denk gelen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda ve salı günü kutlanacak 1 Mayıs Emek ve Dayanışma gününde çalışanlar birer gün tatil yapacak. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı’nın cumartesi gününe rastlaması nedeniyle bu gün hafta sonu tatilinde geçirilecek.

RAMAZAN’DA 2 MESAİ GÜNÜ TATİL

Ramazan Bayramı’nda arife günü 18 Ağustos Cumartesi gününe, bayramın ilk günü ise pazar gününe rastlıyor. Salı günü sona erecek Ramazan Bayramı’nda yalnızca iki mesai günü tatil yapılmış olacak.

30 Ağustos Zafer Bayramı ise mesai gününe denk geliyor. Perşembe günü bir gün tatil yapılacak.

Kurban Bayramı 29 Ekim ile birleşiyor

24 ile 29 Ekim arasında, Kurban Bayramı’nda yılın en uzun tatili yapılacak. 3. ve 4. günü yine hafta sonu tatiline denk gelen Kurban Bayramı’nda tatil, arife günü olan 24 Ekim Çarşamba günü öğleden sonra başlayacak. Tatil 28 Ekim Pazar günü sona erecek ancak 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı nedeniyle 5,5 gün tatil yapma imkanı bulunacak.

Gelecek yıl 14,5 günlük resmi ve dini bayram tatilinin 5 günü hafta sonu tatiline denk geliyor. Yıllık izinler dışında, bu yıl hafta sonu tatilleri, resmi ve dini bayramlar dahil olmak üzere toplam 113 gün tatil yapılacak.

2012 yılı resmi tatil günleri şöyle:

”Yılbaşı (1 Ocak Pazar),
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı (23 Nisan Pazartesi),
Emek ve Dayanışma Günü (1 Mayıs Salı),
Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı (19 Mayıs Cumartesi),
Ramazan Bayramı arifesi (18 Ağustos Cumartesi),
Ramazan Bayramı (19 Ağustos Pazar-21 Ağustos Salı),
Zafer Bayramı (30 Ağustos Perşembe),
Kurban Bayramı arifesi (24 Ekim Çarşamba),
Kurban Bayramı (25 Ekim Çarşamba-28 Ekim Pazar),
Cumhuriyet Bayramı (29 Ekim Pazartesi).”

Uzaydan Türkiye Görüntüsü

Uzaya ilk ayak basan ABD’li kadın Astronot Kathryn Sullivan, Türkiye’nin uzaydan kesinlikle büyüleyici gözüktüğünü belirterek, ”Hepimizin okul yıllarından beri öğrendiği Türkiye’nin coğrafi konumu ve Boğaz’ı, uzaydan aynı gerdanda duran gümüş kolyenin üzerindeki değerli taş gibi görünüyor” dedi.

TÜBİTAK’ın ev sahipliğinde İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenen Küresel Yer Gözlem Grubu (GEO)’nun 8. Devletlerarası Genel Kurulu’na katılmak üzere İstanbul’da bulunan Sullivan, uzayda yaşadığı tecrübe ve küresel ısınma ile ilgili konularda bilgi verdi.

Sullivan, bir çok kişinin hayallerini süsleyen astronotluğu küçük yaşlardan beri merak ettiğini, dünya coğrafyasına çocukluğundan beri inanılmaz derecede ilgi duyduğunu, okul yıllarında ise bu ilgisinin özellikle fen ve deniz bilimi derslerinde ortaya çıktığını söyledi.

Sullivan, insanlar arasında ”uzayda yürümek” diye bilinen tabirin ”uzayda yüzmek” diye düşünüldüğünde daha mantıklı olabileceğini belirterek şunları söyledi:

”Uzayda bulunmak gerçekten de harika bir tecrübe. Ben 1984 yılında çıktığım uzayda 10 gün kaldım ve 3 buçuk saat yürüdüm. Uzaydayken sanki yüzüyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Dünyayı çerçevesiz yanı başınızda hareket ederken izlemek inanılmaz bir duygu. Fakat biz oraya görev icabı gittiğimiz için zamanımızı iyi kullanarak yapmamız gereken işleri halletmemiz de gerekiyordu. Uzaya gitmek çok iyi organize edilmiş bir koreografi. Arkadaşlarınızla belli bir koreografi içerisinde çalışmanız gerekiyor. Yani aynı tek koreografide bulunan dansçılar gibi oluyorsunuz. Çok meşgul ve konsantre oluyorsunuz ama aynı zamanda da harika bir yerdesiniz. Yani birçok şeyi tek seferde yaşama fırsatı yakalıyorsunuz.”

Türkiye Uzaydan Nasıl Görünüyor?

İstanbul’a ilk gelişi olduğunu dile getiren Sullivan, ”Türkiye’ye ilk defa gelmeme rağmen ben aslında uzaydan Türkiye’nin her yerini gördüm. Türkiye uzaydan kesinlikle büyüleyici gözüküyor. Hepimizin okul yıllarından beri öğrendiği Türkiye’nin coğrafik konumu ve boğazı aynı gerdanda duran gümüş kolyenin üzerindeki değerli taş gibi görünüyor. Tarih kitaplarını okuyup bunları öğrenmek uzun zaman alıyor ancak uzaya gidip görmek sadece dakikanızı alıyor” dedi.

İklim Değişikliği Uzaydan Görünebiliyor

Son zamanlarda daha çok hissedilen iklim değişikliği hakkında da değerlendirmelerde bulunan Sullivan, uzaydan da iklim değişikliğinin görülebildiğini, bunu birden fazla uzaya gitme fırsatı bulan astronot arkadaşlarının daha rahat görebilme fırsatı bulduğunu anlattı.

Sullivan, uzaydan, iklim değişikliğinin toprak kullanımı ve kıyı boylarındaki şekil değişikliği ile de fark edilebilir olduğuna dikkati çekerek, ancak 6 ay yada 1 yıl kalan astronotların dünyadaki renk ve mevsimlerin değişmesine, yaklaşan fırtınanın ardından gelecek kara da şahit olabileceklerini, yani iklim değişikliğinin tüm sinyallerini uzaydan görmenin mümkün olduğunu kaydetti.

Kathryn Sullivan, örnek vermek gerekirse küçüklüğünde gördüğü uzay fotoğraflarındaki Orta Batı Afrika’nın belirgin bir şekli, mavi ve yeşil renkleri olduğuna dikkati çekerek, uzaydan kendi gözleriyle baktığında ise parmak izine benzeyen ve etrafında çok az bir su bulunan bir yer gördüğünü anlattı.


Dünyanın kopyasını yaptılar!

Bilimadamları, Dünya’nın çekirdeğindeki koşulları laboratuvar ortamında oluşturabilmek için bir deney başlattı.

Fransa’daki Avrupa Sinkrotron Işınımı Tesisi’nde (ESRF) yapılan deneyde bilimadamları, demir ve diğer materyalleri olağandışı derecede sıcaklık ve basınca maruz bırakmak için X ışınlarını kullanıyor.

X ışınlarının nasıl emildiği, Dünya’nın çekirdeğindeki gizemli süreçlere ışık tutacak.

Böylece Dünya’nın manyetik alanının nasıl oluştuğu, neden değiştiği ve depremler sırasında oluşan şok dalgalarının nasıl yayıldığı gibi sorular yanıtlanabilecek.

Deniz seviyesinin yaklaşık 3 bin kilometre altında yer alan çekirdeğe doğrudan ulaşılması olanak dışı.

Bilimadamlarının Dünya’nın en üstteki katmanını oluşturan kabuğu delme girişimleri ise hala devam ediyor. Okyanus tabanlarında en ince seviyesine inen kabuğun kalınlığı, 70 kilometre ile 10 kilometre arasında değişiyor.

ID24’te yapılacak deneylerin merkezinde dikkatle kesilmiş iki elmasın uçları arasına çok küçük örnekler yerleştirerek yüksek basınç oluşturmak için kullanılan elmas örs hücre bulunuyor.

Örnekler, Dünya’nın yüzeyindekinden milyonlarca kez daha fazla olan bir basınca maruz bırakılıyor.

Daha sonra örnekler, yüksek güce sahip lazerlerle 10 bin dereceye kadar ısıtılıyor. Ardından örneklerin kesin bileşimlerini ve kimyalarını belirlemek için X ışınları kullanılıyor.

Geliştirilen ID24, X ışınlarının metrenin milyonda biri küçüklüğündeki nesnelere odaklanmasına olanak tanıyor.

ID24, bilimadamlarının maddenin ısıtılıp sıkıştırılırken verdiği reaksiyonu saniyenin milyonda birindeki görüntülerle gözlemesine de olanak tanıyor.


%d blogcu bunu beğendi: