Blog Arşivleri

Kredi kartı kullananlara müjde!

Kredi kartı aidatlarının 10 yıl geriye dönük olarak alınabileceğini açıklayan Tüketici Hakları Derneği, “Eskiden geriye dönük 2 yıl olan süre 10 yıla çıktı” dedi.

Kredi kartı aidatlarının 10 yıl geriye dönükolarak alınabileceğini açıklayan Tüketici Hakları Derneği, “Eskiden geriye dönük 2 yıl olan süre 10 yıla çıktı. Derneğimiz, haklarını aramak isteyen vatandaşlara yardımcı olacak” dedi.

Yargıtay’ın kredi kartları aidatları konusunda tüketicileri sevindirin bir karara imza attığını belirten Tüketici Hakları Derneği, yaptığı yazılı açıklamada, haklarını aramak isteyen tüm vatandaşlara yardımcı olma sözü verdi.

Açıklamada, bugüne kadarki uygulamalarda, bankalar tarafından yıllık üyelik aidatı adı altında kart sahiplerinden talep edilen tüm aidatların hakem heyetleri ve mahkemeler tarafından sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre değerlendirilerek, 2 yıllık zaman aşımına tabi tutulduğu anımsatıldı.

Aidatların 10 yıllık zaman aşımına tabi olması gerektiğinin altı çizilen açıklamada, “Yargıtay, bu konuda çok önemli yeni ilke kararı verdi. Buna göre, tüketiciler tarafından aidatlar 10 yıl geriye dönük olarak talep edilebilecek.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin bir uyuşmazlıkla ilgili verdiği kanun yararına bozma kararı uyarınca ‘kendi kartlarından yıllık üyelik aidatı tahsil edilmesinin haksız şart niteliğinde olduğu ve geriye dönük olarak 10 yıl boyunca talep edilebileceği’ sabit oldu” denildi.

“HAKLARINI ARAMAK İSTEYENLERE YARDIMCI OLACAĞIZ”
Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı Turhan Çakar, Yargıtay’ın kararının emsal niteliğinde olduğunu belirterek, tüketicilerin bankaların aldığı yıllık kredi kartı kullanım ücretinin 10 yıl geriye dönük olarak talep edebileceklerini kaydetti.

Haklarını aramak isteyen tüm vatandaşlara yardımcı olunacağının ifade edildiği açıklamada, “Tüketiciler geçmişte bankalara ödemiş oldukları geriye dönük 10 yıllık üyelik aidatlarının defaten kendilerine iade edilmesini istemeli. Ödenmeyen bedellerin, faizi ile tahsili için yasal yollar tüketicilere açık” denildi.

Reklamlar

ABD’den Fatih projesine övgü!

ABD Başkanlık Yenilik ve Teknoloji Danışmanları Komitesi üyesi Stephen Brobst, Türkiye’de eğitimde tablet kullanılması yönünde başlatılan projeye övgüler yağdırdı.

ABD Başkanlık Yenilik ve Teknoloji Danışmanları Komitesi üyesi Stephen Brobst, önümüzdeki dönemde tablet bilgisayarlar gibi mobil araçların, sağlık, eğitim, finans gibi alanlarda bireyler için çok daha önemli hale geleceğini belirterek, “Bu nedenle Türkiye’nin ilk ve orta dereceli eğitim kurumlarına Fatih Projesi kapsamında yapacağı teknoloji yatırımı, ileriye dönük olarak çok istikrarlı bir yatırım” dedi.

“Veri ekonomisi”ne ilişkin açıklamalarda bulunan Brobst, son dönemde ekonominin, tedarik zincirinden sağlık sektörüne kadar her alanda bugüne kadar hiç olmadığı kadar veri merkezli yönetildiğini belirtti.

Veri ambarı alanında faaliyet gösteren Teradata Şirketinin teknoloji sorumlusu da olan Brobst, üyesi bulunduğu komitenin, her federal organizasyonun muhakkak bir veri stratejisi olması gerektiğini ısrarla vurguladığını aktararak, günümüzde veri altyapısının artık çok daha kritik hale geldiğini dile getirdi.

Brobst, “Çünkü yeni ürünler, yeni beklentiler tamamen verilerin yönlendirmesiyle şekillenecek. Dolayısıyla ekonomiyi de bir noktada verilerin yönlendireceğini ifade edebiliriz” diye konuştu.

Teradata şirketinin bölgede en çok Türkiye ve Rusya pazarına yatırım yapacağını söyleyen Brobst, veri ekonomisi açısından bakıldığında Türkiye’deki birçok kurumundünya standartlarında olduğunu ifade etti.

Brobst, Türkiye’deki ilköğretim ve orta öğretimdeki sınıflara akıllı tahta uygulaması ve öğrencilere tablet bilgisayarlar dağıtılmasını hedefleyen Fatih Projesi’ne ilişkinsoru üzerine, eskiden, teknolojik yeniliklerle çoğunlukla iş yerlerinde tanışan insanların günümüzde artık bu alandaki gelişmeleri evlerinde tanıyabildiklerini anlattı.

Teknolojik yenilik beklentisinin artarak devam edeceğini ifade eden Brobst, önümüzdeki dönemde internet ve bilgiye erişimin tamamen tablet bilgisayarlar ve akıllı telefonlar üzerinden gerçekleşeceğini söyledi.

Önümüzdeki dönemde bilginin çok daha yüksek bir oranda mobil araçlardan talep edileceğine işaret eden Brobst, “İnsanlar ileriye dönük kişisel kararlarını almadan önce ilgili bilginin kendilerine mobil araçlarla ulaştırılmasını isteyecekler. Tablet bilgisayarlar gibi mobil araçlar, sağlık, eğitim, finans gibi alanlarda bireyler için çok daha önemli hale gelecek” şeklinde konuştu.

“Bu nedenle Türkiye’nin ilk ve orta dereceli eğitim kurumlarına yapacağı bu teknoloji yatırımı, ileriye dönük olarak çok istikrarlı bir yatırım” diyen Brobst, kitapların tabletbilgisayara taşınmasının yanında sistem üzerinden bilgi analizi yapılabilmesinin de çok önemli olduğunu vurguladı.

2013’de toplam bilginin üçte birine tablet bilgisayarlarla erişileceğine ilişkin öngörüyü hatırlatan Brobst, kendisinin öngörüsünün ise toplam bilginin yarısına tablet bilgisayarlar üzerinden erişileceği yönünde olduğunu belirtti.

-“Artık algı sosyal medya ortamlarında yönetiliyor”-

Günümüz dünyasında çok fazla veri oluştuğuna dikkati çeken Brobst, bu noktada sosyal medyada oluşturulan veriler kullanılarak yapılacak analizlerin önemine değinerek, şunları kaydetti:

“Hükümet olsun şirket olsun, sosyal medyada hakkınızda nasıl bir algının oluştuğunu analiz etmeniz gerekiyor. Sosyal medya verilerini toplayarak, hakkınızda iyi mi kötü mü konuşulduğunun, yaptığınız bir konuşmanın etkisinin nasıl oluştuğunun analizini yapabiliyorsunuz. Diğer taraftan, sosyal medya ortamlarında bir kişinin düşünce liderliği yapıp yapmadığını, hakkınızda yazdığı şeyin sizi ya da pazarınızı nasıl etkilediğini yine bu sosyal medya analizleriyle öğrenebiliyorsunuz. Aslında artık algı sosyal medya ortamlarında yönetiliyor. Yaptığınız bir açıklamayla ilgili algıyı, twitter’da, facebook’taki yankısıyla anlayabiliyorsunuz.”

Eskiden verilerin sadece iş kararlarını yönlendirdiğini anımsatan Brobst, günümüzde ise bireylerin de kararlarını verilerin yönlendirmesiyle alacağı bir yapıya doğru gidildiğini vurguladı.

-“Finansal kriz gelirlerimizi arttırdı”-

Hükümetin bir internet sitesi üzerinden ABD vatandaşlarının kendileriyle ilgili bilgilere şeffaf şekilde ulaşabildiklerini aktaran Brobst, ABD Başkanı Obama’nın diğer başkanlara göre teknolojiye çok daha fazla önem verdiğini ve teknolojiyi kullandığını ifade etti.

Brobst, “Özellikle de vatandaşların yaşam kalitesinin arttırılması konusunda teknolojinin nasıl kullanılabileceğine önem veriyor. Önceki başkanlar güvenlik ve askeri alanda daha çok teknoloji yatırımı yaparken, Obama ise teknolojinin sağlık, ulaşım, gibi sosyal alanlarda da kullanılmasına önem veriyor. Başkan Obama’ya teknoloji danışmanlığı yapan ve 3’ü ticaret dünyasından, 9’u da akademik yaşamdan gelen 12 kişilik kurulda bulunmak benim için çok önemli ve bir onur. Kurulumuz, sadece taktiksel olarak değil, uzun dönemde Amerikan vatandaşlarının hayat kalitesinin arttırılması için hükümetin neler yapması gerektiğinin çalışmasını yapıyor” şeklinde konuştu.

Finansal krizin bir çok kişi ve kurumu olumsuz etkilediğini anımsatan Brobst, “Tabiki finansal kriz çok kötü bir şey ama Teradata şirketi için olumlu sonuçlar doğurdu. Çünkü bankalar geleneksel şekilde veriyi kullanmadan, analiz etmeden artık iş yapamayacaklarını anladılar. Sadece Türkiye’de değil tüm dünyada finansal kriz sırasında Teradata’nın gelirleri arttı” dedi.


Kartlar dijital cüzdana giriyor.

BKM Genel Müdürü Canko, 2012’nin ilk çeyreğinde dijital cüzdanı tanıtacaklarını söyledi.

Canko, “Cüzdanımızda sadece kredi kartları vebanka kartları yok, marka kartları da entegre olacak. Sadece ödemelerinizi değil tasarruflarınızı da bu cüzdanla yapacaksınız” dedi.

Bankalararası Kart Merkezi (BKM) GenelMüdürü Soner Canko, dünyada kartlı ödeme sistemlerinde Türkiye’nin birçok ilke imza attığını ifade ederek bunun son örneğinin temassız kart sistemleri olduğunu söyledi. Canko, “Avrupa’da temassız kredi kartıTürkiye’de başladı. İlk temassız kartı yaptıkama bu yeterli değil, potansiyel yüksek. Temassız uygulamalarda önümüz çok açık” dedi.

Ödeme sistemleri alanında tüm dünyadan katılımcıların biraraya geldiği Cartes Fuarı, 15- 17 Kasım2011 tarihleri arasında Fransa’da Paris Nord Villepinte Exhibition Center’da düzenlendi. Türkiye’nin ödeme sistemlerindeki başarısı bu fuarda da tescillendi. Türkiye ilk defa Cartes’in onur konuğu ülkesioldu.

Canko, Türkiye’nin ödeme sistemlerinin 2012-2023 yol haritasını da Paris’te açıkladı. Türkiye’de ‘nakitsiz ödemeler dünyası’ yaratma hedefleri olduğunu vurgulayan Canko, şöyle devam etti: “Ödeme sistemlerinde 2012-2023 dönemi hedefimiz; 2023 yılında nakitsiz ödeme yapan bir Türkiye. Bu yoldatüketici ve perakende sektörünü bilinçlendirme çalışmaları yapmamız lazım. Temassız kart uygulamalarında potansiyel büyük. Bunun bir adım sonrası NFC. Dijital cüzdan ise beni en heyecanlandıran bölüm. 2012’nin ilk çeyreğinde dijital cüzdanla ilgili ilk tanıtımımızı yapacağız. Önceinternet üzerinden bunu açacağız, zamanla yapı tüm bankalara açık olacak. Dijital cüzdan, ulusal veoperatör bağımsız bir uygulama olacak. Dünyada ilk defa bir ülke kendi ulusal cüzdanını duyurmuş olacak.”

TÜM KARTLAR TEK CÜZDANDA
Tüm ödeme kartlarının entegre edileceği tek bir cüzdan olacağını ifade eden Canko, “Cüzdanımızda sadece kredi kartları ve banka kartları yok, marka kartları da entegre olacak. Sadece ödemelerinizi değil tasarruflarınızı da bu cüzdanla yapacaksınız. Bu konuda çok detay vermek istemiyoruz ama Ocak-Şubat gibi açıklamayı yapacağız. Amacımız, internet üzerinden yapılan alışverişin süresini kısaltmak” değerlendirmesinde bulundu.

Vatan’da yer alan habere göre Canko, dijital cüzdan hakkında konuşurken bir araştırmaya da atıfta bulundu. Canko, bireylerin ortalama cüzdan yoklama sıklığının 6-7 saat olduğunu, buna karşılık cep telefonunu ise 16 dakikada bir kontrol ettiğini aktardı.

Ödeme sistemlerinde biometrik uygulamaların da yaygınlaşacağı öngörüsünde bulunan Soner Canko, “ATM ve POS’ta biometrik yaygınlaşacak. 2023’te nakitsiz ödemeler yapan Türkiye istiyoruz. Kamu mevzuatı ile bizi desteklemeli” ifadesini kullandı.

AVRUPA’NIN ‘ONUR’U OLDUK
Cartes 2011’de Türkiye’nin Onur Konuğu olmasının önemine değinen Soner Canko, “Her yıl onur konuğu olmuyor ve her ülkeye bu tanım yapılmıyor. Türkiye’nin 2011’de onur konuğu ülke olarak seçilmesi gerçekten çok önemli. Türkiye, ödeme sistemlerinde elde ettiği başarılarla tüm dünyanın da dikkatini çekiyor. Buraya kolay gelmedik, geçen 20 yılda yapılan çalışmaların, doğru zamanda yapılan doğru yatırımların bir sonucu oldu. Türk vatandaşları olarak AB ülkelerine vize ile girerken ve vize alabilmek için de onlarca evrak hazırlamak durumunda kalıyoruz. Şimdi kartlı ödeme sistemlerinde Türkiye geldiği nokta itibarıyla AB’nin kapısından içeri girmiş oluyor. Bu yönüyle Onur Konuğu olmak da ayrı bir önem taşıyor” dedi.

Gelecekteki hastalığı teşhis eden cihaz!

Rus fizikçilerin, kozmonotların sağlıklarıyla ilgili yaptıkları araştırmalar sonucunda geliştirilen ve dünyanın 34 ülkesinde kullanılan NLS (Non Lineer System) artık Türkiye’de. Cihaz, genetik yapınıza kadar inerek kalıtsal hastalıklarınızı ortaya çıkarıp size reçete sunmakla kalmıyor, gelecekte karşılaşabileceğiniz hastalıkların listesini de vererek dikkati sağlığınıza çekiyor. MR’DA GÖRÜLMEYENLER

Dünyada “Metatron” adıyla da bilinen NLS, var olan ve gelecekte oluşma riski yüksek hastalıkları tam olarak tespit ediyor. Genel Cerrahi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Kenan İpek, “Cihazla hastada zaten var olan ve yeni başlayıp birçok görüntüleme cihazında ortaya konulamayacak kanser oluşumlarına dair bilgiler edinilebiliyor” diyor. Kanserin ortaya çıkışı, vücutta birtakım yapıları yıkıyor ve başlangıç aşamasında MR ya da tomografi gibi görüntüleme yöntemleri bu oluşumu gösteremeyebiliyor. NLS ise vücudun tüm dokusunu okuyabilme özelliğiyle kişiye oluşabilecek kanser riskiyle ilgili bilgiler veriyor. Cihazın tanı süresi için 20-25 dakikanın yeterli olduğu, daha ciddi sağlık sorunları olanlar için ise 45 dakika ile bir saat arasında süre gerektiği belirtiliyor.

KAN TAHLİLİ YOK
NLS’nin hastalığı oluşmadan tespit etmesi “hayat kurtarıcı” olmasını sağlıyor. Kendisinde bulunan sağlık sorunlarını öğrenmek için check-up yaptırmak isteyen bir kişi, büyük efor harcayarak, kan tahlilleri yaptırmak ve bazı tanı cihazlarına girmek durumunda kalıyor. NLS tüm bu işlemleri çok basite indirgeyerek hastaya yarım saatlik tarama sürecinin sonucunda her tür sorunu göstererek “Sizin diyabetiniz var” gibi çıkarımlarda bulunuyor ve bunu tüm hastalıklara yönelik olarak yapıyor. Cihazın ortaya çıkardığı sonuçlardan sonra doktorlara düşen tedavi şeklini belirlemek ve gerçekleştirmek oluyor.

DETAYLI ARAŞTIRMA
Cihaz çalışmaya başladığı andan itibaren vücudun her noktasının kontrolünü yapıyor ve sorun gördüğü organa geri dönerek araştırmasını derinleştiriyor. Örneğin kalp damarlarında bir daralma fark etmesi durumunda o damarı tekrar kontrol ediyor ve oluşan rahatsızlığı en ince ayrıntısına kadar raporlayarak kontrolünü sürdürüyor.

BEYİNDEN YAYILAN BİLGİYE ULAŞIYOR
NLS, beynin yaymış olduğu “non lineer” dalgaları bir barkod gibi okuyarak beyinden yayılan bilgiye ulaşıyor. Nasıl ürünlerin barkodlarında bulunan çizgiler okutulduğunda, ürünün ne olduğu ve hangi ülkeden getirildiği görülüyorsa, bu cihaz da beyin dalgaları yoluyla kişinin vücudundaki tüm rahatsızlıkları okuyarak bu yolla bir check-up gerçekleştiriyor.

RADYASYON YOK
Cihazın en önemli özelliğinin tüm vücuda uygulanması ve hiç radyasyon içermemesi olduğu belirtiliyor. Sistem kontrole giren kişinin sağlık durumunu tüm yönleriyle ortaya çıkarıyor. Görüntüleme araçlarının içinde hareketsiz şekilde yatmak ve kapalı yerde kalma korkusu, çok sayıda hastanın kâbusuyken, NLS hastanın bu sıkıntıyı yaşamasını engelliyor ve kontrolünüz oturduğunuz yerde gerçekleşiyor.

TEK KURAL VAR: EL VE AYAKLARI ÇAPRAZ TUTMAYACAKSINIZ
Hasta cihaza girmeden 2 gün önce ilaç kullanımını kesiyor.

* Uygulamadan önce 15 dk dinlendiriliyor.

* Oturduğu koltukta başına kulaklık benzeri bir cihaz takıyor, istediği gibi hareket ediyor ve soru sorup konuşabiliyor.

* Sadece verilmiş olan dalga sinyallerini bozmamak için el ve ayaklarını çapraz hale getirmemesi isteniyor.

* Vücudunda platin bulunanlarda teşhiste başarı oranı az miktarda düşerken, hamilelerden yayılan çift sinyal (bebeğin varlığı nedeniyle) karışıklığa ve teşhiste yanılmalara neden olabiliyor.


İnsan beyni kopyalanacak!

Beyin bilgisayara aktarılacak, insanların genlerini değiştirilecek ve yeni ırklar ortaya çıkacak. Ünlü fütüristler İstanbul’daki toplantıda beynin bilgisayara aktarılacağını, insanların genlerinin değiştirileceğini ve yeni ırklar ortaya çıkacağını iddia etti. Geleceğe şekil vermek ve insanlığı yönlendirmek için çalışan bilim adamları dün İstanbul’da bir araya geldi. İnsanla bilgisayarın bütünleşeceğini açıklayan ve kitabı milyonlar satan ABD’li Ramez Naam soruları yanıtladı. 21’inci yüzyılı “İnsanlığın son yüzyılı” olarak tanımlayan Naam, gelecekte insan beyninin bilgisayarlara aktarılacağını belirterek şunları ileri sürdü:

– İnsanlar artık dünyayı yöneten ırk olmayacak. Teknolojiyle beraber yeni ırklar ortaya çıkacak.

– Gen dizilimini ortaya çıkarmanın maliyeti azalacak.

– Milyarlarca canlının gen dizilimi ortaya çıkınca insanların genleri değiştirilebilecek.

– İnsan geninin kopyaları artırıp azaltılabilecek.

– İnsanlarda olmayan genlerden istenileni eklenebilecek.

– Genler editlenince bağışıklık sistemi kuvvetlenecek.

– Kanserli hücreler çıkartılacak.

– Hastalıklı hücreler değiştirilecek.

– Beyinler taranıp, hücrelerin birbirleriyle olan ilişkisi ve bağlantısı ortaya çıkarılacak. Bu bağlantıları kapsayan bir yazılım geliştirilecek. Trilyonlarca bilgiyi kapsayan yazılım dev bilgisayarlarda depolanacak. IBM Blue Gene projesi bunu yapıyor. Böylece beynin yedeği alınacak. Zihin yeniden programlanacak.

– Zihin yeni bir vücuda ve bilgisayara aktarılacak.

– Beyin aracılığıyla iletişim gerçekleşecek.

– Genetik değişimile insanlar ruh hallerini değiştirecek. Çok mutsuz bir adam neşelenecek. Çekingen ve korkak birisi macera sporu yapıyormuş gibi hissedebilecek.

– Beynin kopyalanmasıyla ölümsüzlüğe bir adım daha yaklaşılacak ama ölümsüzlüğe henüz zaman var. Yaşam uzatılabilse bile bir otobüsün altında kalma riski var.


En küçük işitme cihazına büyük ilgi!

Türk firması üretti, üç kıtadan talep yağıyor.  Ear Teknik’in ürettiği ve piyasaya sunduğu dünyanın en küçük işitme cihazı Earnet Nano’ya yoğun talep var. 1 Temmuz’da piyasa çıkan ve 5 kuruştan bile küçük (yarım gram ağırlığında) olan NANO2 daha piyasaya çıkmadan haziran ayından itibaren dünyanın 5 kıtasından siparişler gelmeye başladı. Amerika’dan Rusya’ya Mısar’dan Almanya’ya kadar). Firma yurtiçinden gelen talepleri karşılamanın yanı sıra NANO 2’yi ihraç etmeye başladı.

Kulağın içerisine yerleştirilen cihaz, dışarıdan farkedilmiyor. Bu özelliği ile, işitme kaybı olan ancak bilinmesini istemeyen kişilerden de büyük talep gelmeye başladı.

ÇINLAMAYA DA ÇARE
NANO2, çip şeklinde ve kulağın içine (KANAL İÇİ) konuluyor. Dışarıdan görünmeyen cihazın kalıbı standart. Herkes rahatlıkla kullanabiliyor. Yani önceki cihazlar gibi kullanıcı kişinin kulağının kalıbının alınması gerekmiyor. Kullanımı çok pratik olan Earnet NANO2 de işitme cihazı olmasının yanı sıra çınlamayı da kontrol altında tutuyor.

Bu arada, bazı meslek mensupları içerisinde (özellikle iş dünyası, sanatçılar, sporcular gibi) işitme sorunu yaşadıkları halde işitme cihazı kullanmaktan kaçınanların sayısı az değil. Kulağın dışında  bir cihazın görünmesi tercih edilmiyor.

ESTETİK KAYGISI OLANLAR DA RAHATLIKLA KULLANACAK
EAR TEKNİK Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Emin Ağaç, Earnet NANO2’nin estetiğe önem verenler için somut çözüm sunduğunu belirterek, “İşitme kaybı olan ancak estetik ve görsel kaygılar nedeniyle işitme cihazı kullanmak istemeyen insanlar var. Özellikle toplum önünde olanlar, genç insanlar, kulak arkasına takılan işitme cihazını kullanmayı ihmal ediyor. Yeni cihaz ile estetik desteği sağladık. Artık işitme cihazını rahatlıkla kullanabilirler. Ayrıca normal cihazlardaki dışarıdaki ses, gürültü gibi sıkıntılarda Earnet NANO2’ de yok. Ses kalitesi çokyüksek. Sesin doğal gelişini sağladık. Ayrıca, yeni cihaz, ortama göre kendini adapte ediyor, analiz ediyor. Yani ortamdaki sesi algılıyor ve ona göre 4 programdan birini şekillendiriyor.” Mehmet Emin Ağaç; işitme problemi olan insanların artık işitme cihazını rahatlığı ve doğallığından dolayı severek kullanacaklarını kaydetti.


Motorda Türk devrimi!

Ay Yıldızlı benzinli Türk motoruna uluslararası patent aldı. Kayserili sanayici 65 yaşındaki Hasan Basri Özdamar 22 yıllık çalışma sonrasında geliştirdiği tek silindirli, yakıttan yüzde 35-43 arasında tasarruf sağlayan enjeksiyonlu motoruna Uluslarası Patent Enstitüsü’nden de onay aldığını söyledi. Özdamar, şimdi ise aynı motorun çift silindirli dizel versiyonu için kolları sıvadı. Yerli otomobil üretiminde de kullanılması planlanan motorun seri üretimi konusunda buluş sahibi Özdamar, General Motor başta olmak üzere birçok yabancı kuruluş ile görüşmelerini sürdürüyor.

38 YILDIR MOTORLAR ÜZERİNDE ÇALIŞIYOR

Motorlar üzerinde 38 yıldır çalışan ve birçok buluşun ve patentin sahibi olan Hasan Basri Özdamar’ın bugüne kadar gerçekleştirdiği 100’den fazla buluşun 21’i Türkiye’de ve aralarında ABD, Kanada, Avrupa Birliği, Japonya, Çin, Hindistan, Rusya, Singapur’un da bulunduğu çok sayıda ülkede uluslararası patent güvencesi altında bulunuyor. Özdamar’ın buluşların önemli bir kısmı, şu an itibarıyla kendi ürettiği ürünlerde kullanılıyor. Ayrıca bazı buluşları Türkiye’deki üniversitelerin teknik bölümlerinde ders konusu olarak işleniyor.

HBO MOTOR ORTAYA ÇIKTI

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, çok sayıda üniversite ve TÜBİTAK tarafından buğüne dek her aşaması dikkatle izlenen ve test edilen, dışarı sızmaması için özenle saklanan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de “Çalışmaya devam et,yalnız fazla dillendirme” diye uyardığı HBO motor, yasal ve teknik tüm prosüdürlerin tamamlanmasının ardından günışığına çıktı.

Benzinli, dizel ve içten yanmalı motorlarda, yakıt tasarrufu üzerine yıllardır sürdürdüğü çalışmalarını tamamlayan Özdamar, DHA’ya şunları söyledi:

“Çok şükür, yıllardır üzerinde çalıştığım yeni nesil benzinli motor ve üzerinde çalıştığım dizel motor günışığına çıktı. Her türlü teknik raporları alındı. Deneme üretimli tamamlandı. Şimdi bu projemizi seri üretime geçirebilecek hale geldik. Dünyada iki tip motor var. Birincisi ’Otto’ dediğimiz benzinli motorlar. İkincisi ise ’Dizel çevrimli’ motorlar. Bizim geliştirdiğimiz motor bunlardan çok farklı ve tasarruflu.”

Sanayici olan eski Kayseri milletvekili ve Özdamar’ın yakın arkadaşı Şaban Bayrak da, “Hasan Basri bey uzun yıllardır bunun üzerinde çalıştı ve sonunda başardı. Proje ve motorun test çalışmaları devletin büyüklerinin bilgisi dahilinde çok gizli tutuldu” diye konuştu.

ÇEVRECİ MOTOR

Gaz emisyonu az, çevreyi kirletmeyen, benzerlerinden yüzde 35-43 arasında daha az yakıtla çalıştığı belirtilen ay- yıldız armalı döner pernolu motor HBO’nun, 150 yıldan bu yana kullanılan benzinli motorların pabucunu dama atacağı öne sürüldü.

Dikine çalışan, 22 yıllık araştırmanın sonucu olan HBO motorun patentle ilgili tüm ilşemleri yapıldı.

Avusturya’daki Patent Enstitüsü’nde testten geçerek belge alan motor, seri üretime geçirildiği takdirde kara araçlarında, hava araçlarında deniz araçlarında raylı sistem araçlarında ağır sanayide kullanılacak. Tek silindirli enjeksiyonlu motor HBO’nun, benzinli modelinin testlerinin de başarıyla tamamlanması ve Uluslararası Patent Enstitütüsü PCT tarafından tescil edilmesinin ardından bu motorun iki silindirli dizel versiyonu da halen test ediliyor.

PROJEYİ BU GÜNE DEK KİMLER GÖRDÜ?

Hasan Basri Özdamar, 1990 yılında Organize Sanayi Bölgesi’nde Otoser Otomotiv Makine ve Sanayi Ticaret Anonim Şirketinde geliştirdiği HBO motorunu ve deneme çalışmalarını bugüne dek Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Sanayi Bakanı Nihat Ergün, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer yerinde izledi.

Ancak, motorla ilgili gelişmeler bir sır gibi tutulduğu için bu güne dek yetkililerce açıklama yapılmadı.

ÖZDAMAR KİMDİR?

Hasan Basri Özdamar, 1946’da Kayseri’nin Pınarbaşı İlçesi’ne bağlı Kılıçmehmet Köyü’nde doğdu. İlköğretim ve teknik liseyi ve sonra da 3 yıllık Elektrik Tekniker Okulu’nu Kayseri’de bitirdi, 1967 yılında Ankara Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi’ne girdi, 1972’de makine mühendisi oldu. Özdamar, daha sonra özel sektördeki çeşitli firmalarıa yöneticilik yaptı. Halen kurduğu otomotiv makine, elektrikli ev aletleri ve elektrik motorları alanlarında aktif olarak üretim yapan 4 şirketin Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini sürdürdüyor.

Evli ve 4 çocuk babası Hasan Basri Özdamar, 1978 yılında üretime ilk olarak mini çamaşır makineleri ile başladı.

Özdamar’ın bazı buluşları Türkiye’deki üniversitelerin teknik bölümlerinde ders konusu olarak işleniyor. Hasan Basri Özdamar’a ait buluşlardan özellikle “Döner Pernolu Motor” literatüre geçerken dünya çapında tanındı. Özdamar, konvansiyonel motorlarda silindir içinde oluşan basınçtan elde edilen gücün krank miline iletildiği klasik uygulamanın en doğru yol olmadığı düşüncesi ile 40 yılı aşkın bir zaman içerisindeki araştırmaları neticesinde bu buluşa ulaştı.


Kuraklığa çözüm: Lazerle yağmur yağdırmak!

Bilim insanları, birkaç yıldır test ettikleri ‘lazer ışınlarıyla yağmur yağdırma’ tekniğinin başarılı sonuçlar verdiğini bildirdi. Yöntem, dünyanın su sıkıntısı çeken bölgeleri için yeni bir umut oldu.İsviçre’deki Cenevre Üniversitesi’nden fizikçi Jerome Kasparian’ın önderliğindeki araştırma ekibi, lazerle nemi kontrol edebilen bir teknik geliştirdi. Cenevre’deki Rhone Nehri bölgesinde kızılötesi lazerlerle deneyler yapan ekip, değişik sıcaklıklarda, farklı nem oranlarında ve çeşitli atmosferik durumlarda, ışınların mikron (milimetrenin binde biri) boyutunda su damlacıkları oluşturduğunu keşfetti. Lazer, yüzde 70 oranında nem oluşturabilirken, gerçek bir yağmur yağması için gerekli yüzde 100 oranına henüz ulaşabilmiş değil.

Araştırmada önemli ilerlemeler kaydettiklerini belirten Jerome Kasparian, “Ancak halen gerçek bir yağmur yağdırmayı başaramadık. Lazer, bulut içerisinde su partiküllerinin oluşmasını ve hatta onların büyümesini sağlıyor. Ancak yağmurun yağabilmesi için bu zerreler 10 ila 100 kat daha büyük olmalı” dedi. Kasparian, lazerlerin hava araçlarına yerleştirilmesine gerek olmadığını, yerden gökyüzüne yansıtılan ışınların kilometrelerce yükseklikte etkili olabildiğini kaydetti.

Cenevre Üniversitesi’nin bilim insanları, önümüzdeki birkaç yıl içerisinde, üzerinde çalıştıkları tekniğin zayıf yönlerini geliştirip lazerle gerçek bir yağmur elde edeceklerini belirtiyor. Araştırma sonuçları, dün bilim dergisi Nature Communications’ta yayınlandı.


İşitme problemine çözüm: biyonik kulak!

Doğuştan işitme kaybına, doğum sonrası ateşli hastalık ya da uzun süre sarılığa, tüberküloz tedavisine ve bağışıklık sistemi bozukluğuna bağlı ortaya çıkabilen kalıcı işitme bozukluğu bulunanlara ”biyonik kulak” yüzde 70’e varan işitme şansı elde edilebiliyor. Biyonik kulak takılabilmesi için mutlaka işitme cihazından fayda göremeyeceğinin tespit edilmesi ve hastanın iç kulağında salyangozun ve işitme sinirinin bulunması gerekiyor.

Gazi Üniversitesi (GÜ) Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi kulak Burun Boğaz (KBB) Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nebil Göksu, sesin maddesel ortamdaki moleküllerin titreşimiyle ortaya çıkan enerji bir enerji türü olduğunu ve algılanabilmesi için belli bir frekans değerinde olması gerektiğini söyledi.

Sesin algılanabilmesi için dış kulak, orta kulak, iç kulak ya da sesin deşifre işleminin yapıldığı sisteminin herhangi bir basamağında engele takılmaması gerektiğinin altını çizen Göksu, bu basamakların birindeki sorunun işitme kaybına yol açabildiğini belirtti.

İşitme Kaybı Hastalık Değil ‘Bir Hastalığın Semptomu’

Orta kulak iltihabı, iç kulak zarı delikliği ve tümörler, iç kulak hastalıklarının işitme kaybına yol açabilen hastalıklar içinde yer aldığını belirten Göksu, işitme kaybının bir hastalık değil, semptom olduğunu vurguladı.

Göksu, işitme kaybının fark edildiği andan itibaren doktora başvurulması ve vakit kaybedilmemesi gerektiğini uyarısında bulundu. Yüksek ses enerjisinin de iç kulakta yer alan salyangozdaki salınan zarın üzerindeki hücrelerin tüylerinin kopmasına ve hücrelerin ölmesine neden olduğunu ifade eden Göksu, mümkün olduğunca yüksek sese maruziyetten kaçınılması gerektiğini vurguladı.

Doğuştan Gelen İşitme Problemlerine de Çözüm Buluyor

Biyonik kulağın doğuştan işitme engelli çocuklara takılabildiğini belirten Göksu, şunları kaydetti:
”Doğuştan kaynaklı işitme kaybı, genetik olabiliyor. Ana rahminde annenin kullanmış olduğu bazı ilaçlar, kimyasallar, gıdalar veya konjenkteal yani organ gelişim aşamasındaki bir sıkıntıdan dolayı bebekte işitme kaybı olabiliyor. Bu bebekler, doğduklarında hiç ses duymuyorlar. Bunun, mutlaka hemen tespit edilmesi gerekiyor. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hacettepe ve Marmara Üniversiteleri’nde başlatılan ‘Yeni Doğan İşitme Taraması’ bu açıdan çok önem taşıyor. Bu tarama ile bebeğe doğar doğmaz bir saat içinde işitmenin olup olmadığı belirleniyor.

Biyonik Kulak Cerrahi Operasyonla Takılıyor

Biyonik kulağın iç yapısı, cerrahi operasyonla takılıyor. İç parça, iç kulaktaki salyangozun içine döşenen bir elektrot özelliği taşıyor. Salyangoz açılarak ilgili elektrot deri altına gömülüyor. İç parça yerleştirildikten yaklaşık bir-iki ay sonra dış parçayı takılıyor. Dış parça ise ses işlemcisi olarak görev yapıyor. Sesi alıyor, frekanslara ayırıyor, kablolara veriyor, kablodan radyo frekans enerjisine dönüştürüyor. Dışardan deri altına konulan ayrı bir bobin aracılığıyla ve iç kulağa döşenen elektrotlarla doğrudan sinir uçları uyarılıyor. Bu şekilde, hastanın sesi duyabilmesi sağlanıyor.

İç kulağı ve işitme siniri olmayan hastalara da biyonik kulak yerine ”işitsel beyinsapı implantı” takılıyor.
Uygulama, beyin ameliyatını içeriyor. Hastanın kafatasında bir delik açılıyor ve beyin zarı kesiliyor. Beyincik itilerek, beyin soğancığının biraz aşağı kısmına elektrotlu cihaz takılıyor. Yani, elektrot doğrudan beyine saplanıyor. Elektrottun bağlantı ise iç kulağa takılıyor.



İki dil konuşmak zekayı arttırıyor

İki dil konuşmanın beynin temel fonksiyonlarını geliştirdiği bildirildi.  The Newsweek, araştırmanların düzenli, yüksek düzeyde birden daha fazla dil konuşmanın erken beyin gelişimini ilerletebileceğini öne sürdüğüne dikkat çekerken, “Beyin için gerçek süper gıda yeni dil öğrenmek” görüşüne yer verdi. İki dil konuşmanın beynin temel fonksiyonlarını geliştirdiği bildirildi. The Newsweek, araştırmanların düzenli, yüksek düzeyde birden daha fazla dil konuşmanın aslında erken beyin gelişimini ilerletebileceğini öne sürdüğünü belirterek, “Beyin için gerçek süper gıda yeni dil öğrenmek” ifadesini kullandı.

The Newsweek Dergisi, çok dil bilmenin bir avantaj olduğunu belirterek, araştırmaların düzenli, yüksek düzeyde birden daha fazla dil konuşmanın, aslında erken beyin gelişimini ilerletebileceği gibi mantıklı bir neden sunduğuna işaret etti.

Birkaç farklı araştırmaya göre, iki ya da daha fazla dile hakim olmanın, dikkat dağınıklığıyla karşılaşıldığında odaklanma, iki seçenek arasında karar verme ve konu dışı bilgileri önemsememe yeteneğini desteklediği vurgulanıyor.

Söz konusu bu temel becerilerin beyinde “yönetici fonksiyonlar” olarak adlandırıldığı ifade edilerek, araştırmaların çok dil konuşan çocuklarda bu yeteneklerin zamanından önce geliştiğini ve 3 ya da 4 yaşlarındaki çocuklarda orta çıktığını öne sürdüğü belirtiliyor.

‘HANGİ DİLİ KULLANACAĞINI SEÇMEK BEYNİ GÜÇLENDİREBİLİR’
Şuana kadar iki dil kullanmanın beynin gelişimini nasıl güçlendirdiğinin tam olarak belirlenemediği ifade edilirken, ancak beynin gelişiminde iki dil kullanan kişilerin hangi durumda hangi dili seçeceğine karar vermeye ihtiyacının olmasının etkili olabileceği görüşüne yer veriliyor.

Toronto York Üniversitesi’nde görev yapan ve alanda önde gelen araştırmacılardan Profesör Ellen Bialystok’un ise, konuşurken sürekli olarak seçim yapma sürecinin beyin için güçlü bir egzersiz olduğunu ve tek dil konuşmak için gerekli olandan daha fazla zihinsel işlem gerektirdiğini söylediği belirtiyor.

‘ÇOK DİL KULLANMAK KÜRESEL BİR BİLİNÇ KAZANDIRIYOR’
Ayrıca, birden daha fazla dil konuşmanın bir kültür ya da yaşam tarzından daha fazlasına karşı açık görüşlü yaparak küresel bir bilinç kazandırdığı ifade edilerek, aynı zamanda iki dil kullananların tek dil konuşanlara göre yeni dil öğrenme konusunda daha iyi oldukları görüşüne yer veriliyor.

‘TEK DİL KONUŞANLARIN KELİME DAĞIRCIĞI DAHA ZENGİN’
Öte yandan, Tolstoy’u Rusça okuyamayan çocukların aileleri için bazı araştırmaların teselli sunduğu belirtilerek, San Diego California Üniversitesi’nde Profesör Tamar Gollan’ın sadece bir dil konuşan ve birden fazla dil kullanarak büyüyen çocuklar arasında kelime zenginliğinde bir fark olduğunu bulduğuna dikkat çekiliyor.

Ortalama, ne kadar çok dil konuşulursa bilinen kelimenin daha az olduğu ifade edilerek, Gollan’ın araştırmasının bu farkın çocuklar büyüdüğünde azalsa da tam olarak kapanmadığını öne sürdüğü belirtiliyor.


%d blogcu bunu beğendi: