Blog Arşivleri

Uzay savaşına Çin de katılıyor

1999’da uzaya ilk aracını gönderen Çin, şimdi de uzay istasyonu kurmanı ve Ay’a ayak basmanın peşinde.

Dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Çin, gelişen ekonomisine paralel olarak uzay alanında da yaptığı çalışmalarla dikkatleri üzerine çekiyor. Son dönemde başladığı araştırmalar sonucunda uzaya insanlı istasyon kurma çalışmalarına başlayan Çin, 5 yıl içinde istasyonu tamamlamayı hedefliyor.

AYA İNMEYİ PLANLIYORLAR
Ay’a uzay aracı göndermek ve daha sonra insanlı uçuşlar gerçekleştirmek de Çin’in gelecek yıllarda tamamlamayı planladığı hedefler arasında yer alıyor. Ekim 2007’de Çang’ı -1’mekiğini göndererek Ay çalışmalarına başlayan Çin, Ekim 2010’da Çang’ı-2’yi başarıyla fırlatmış ve Ay’ın tam haritasını çıkarmış, ayrıca yüksek çözünürlükte Sinus İridyum’un imajını elde etmişti.

Ülkede yayımlanan Beyaz Kitabın ardından gündeme gelen uzay laboratuvarı kurulumu, insanlı uzay araçları, uzay taşımacılığında kullanılan yük araçları gibi konuları planlayan Çin, ABD ve Rusya’nın ardından Ay’a ayak basmak için temel araştırmalar yapmayı hedefliyor. Çin uzayın derinliklerinde yapacağı çalışmaları açıklarken bunun üç ana aşamadan oluşacağını belirtirken bunların yörüngeye girme, inme ve geri dönüş olarak sıralıyor.

Ülke gelecek 5 yıl içinde Ay’a uzay araçları göndermeyi, ay üzerinde araştırma yapmayı ve oradan aldığı örnekleri dünyaya getirmeyi planlıyor.

Uzun vadede ise Ay’a ayak basmak için çalışmalara hızla devam edileceği kaydediliyor.

YENİ UYDULAR YOLDA
Bu tür çalışmaların yanı sıra konumlandırma çalışmalarına son yıllarda büyük önem veren Çin, “ABD’nin küresel konumlandırma sistemine (GPS) olan bağımlılığından kurtulmak için” 2000 yılında Beydou konumlandırma sistemini inşa etmeye başlamıştı. Ülke bu çerçevede Beydou Navigasyon Uydu sistemini göndermiş ve çalışmaya başladığını bildirmişti.

Çin yakın gelecekte konumlama sistemini daha da genişleterek, dünya gözlem uyduları, haberleşme uyduları, ayrıca navigasyon ve konumlandırma uydularından oluşan bir uzay altyapısı inşa hedeflemeyi planlıyor. Ülke bu bağlamda Asya-Pasifik bölesinde “görüş alanını genişletmek” için bu yıl 6 tane daha uydu göndermeyi hedefliyor.

Çin’de hali hazırda 3 adet uydu fırlatma merkezi bulunuyor.

AA

Reklamlar

İşte Türkiye’nin ilk yerli piyade tüfeği.

Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKE) tarafından geliştirilen ve dünyada kullanılan piyade tüfeklerinin en iyi özelliklerini üzerinde toplayan Milli Modern Piyade Tüfeğinin 3 adet prototipi üretildi. AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, 22 Ocak 2009 yılında Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM) ile Milli Modern Piyade Tüfeğinin ”tasarım ve geliştirme” sözleşmesini imzalayan MKE, tüfeğin prototip çalışmalarını Kırıkkale’deki fabrikasında tamamladı.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin taktik ve teknik istekleri doğrultusunda üretilen 3 adet prototip tüfek, önümüzdeki günlerde kalifikasyon testlerine tabi tutulacak. Türk ordusu tarafından kullanılan G3′lerin yerini alması planlanan modern piyade tüfeği, testlerden başarıyla geçmesi halinde 2011 yılının Haziran ayında seri üretime hazır hale getirilecek.

Tasarımından itibaren tamamen yerli olan ve hiç bir ülkeden teknoloji transferi yapılmadan üretilen modern piyade tüfeği, şu anda dünyada kullanılan üçüncü jenerasyon piyade tüfeklerinin en iyi özelliklerini üzerinde topluyor.

MKE yetkilileri, gece ve gündüz her türlü arazi ve hava şartlarında en iyi performansı sağlayacak şekilde tasarlanan Milli Modern Piyade Tüfeği’nin, bir çok özelliğinin G3′ten daha iyi olduğunu belirttiler.

Prototipin önümüzdeki günlerde kamuoyuna gösterileceğini ifade eden yetkililer, tüfeğin isminin de henüz belirlenmediğini kaydettiler.

Şu anda TSK tarafından kullanılan G3 piyade tüfeklerinin daha çok düzenli ordu savaşları için üretildiğini, ağır ve bakımı zor olan bu tüfeklerin yerine daha hafif ve bakımı kolay olan yeni nesil bir piyade tüfeğine ihtiyaç duyulduğunu belirten yetkililer, bu nedenle Milli Modern Piyade Tüfeğinin tasarlandığını söylediler.

Modern piyade tüfeğinin G3′e göre daha hafif, namlu ömrünün daha uzun, boyunun daha kısa olduğuna işaret eden yetkililer, şu bilgileri verdi:

”Tasarımdan itibaren tamamen yerli, hiç bir ülkeden teknoloji transferi yapılmadan Kara Kuvvetleri Komutanlığının verdiği teknik şartnameye uygun olarak üretimi başlatılan piyade tüfeklerinin ilk prototiplerinden 3′ü üretildi. Bundan sonra parça parça kalifikasyonu yapılacak, çalışabilirliği test edilecek. Bütün parçaların kalifikasyonu yapıldıktan sonra seri üretime geçilecek. Tüfek, 2011 yılının Haziran ayında seri üretime hazır hale gelecek. Gaz piston sistemi ile çalışan bu tüfek, şu anda dünyada kullanılan üçüncü jenerasyon piyade tüfeklerinin en iyi özelliklerini üzerinde topluyor.”

Yetkililerin verdiği bilgiye göre yüzde 100 yerli olarak yapılan yeni piyade tüfeği 7,62 mm olacak ve NATO mermisi kullanacak. Ağırlığı 3 kilo 700 gram, uzunluğu 920 mm, etkili menzili 400 metre olan tüfeğin üzerine gece görüş dürbünü, ışıldak, laser, bomba atar gibi aksesuarlar takılabilecek. Namlu ömrü minimum 10 bin atım olarak tasarlanan tüfek, tek ve seri atışlar yapabilecek.

-MKE’NİN KESKİN NİŞANCI TÜFEKLERİ-

Bu arada, MKE’nin son 2 yılda geliştirdiği keskin nişancı tüfeklerinin de yurt içi ve yurt dışında büyük ilgi gördüğü belirtildi. MKE’nin Jandarma Genel Komutanlığı ile birlikte geliştirdiği 7.62 mm çapındaki Bora 12 keskin nişancı tüfeği, bin 200 metre etkili menzile sahip. Jandarma tarafından kullanılan Bora 12, yurt dışına da ihrac ediliyor.

MKE tarafından geliştirilen diğer yarı otomatik keskin nişancı tüfeği ise T-12. Etkili menzili 600 metre olan tüfek, yapılan testlerde hedefleri kusursuz bir şekilde vurduğu için T-12 adını aldı. T-12, daha çok hareketli hedefleri vurmak için tasarlandı.

-G3 PİYADE TÜFEĞİ-

G3, 1950′lerde Alman silah üreticisi HK (Heckler & Koch GmbH) ile İspanyol devletine ait dizayn ve geliştirme ajansı CETME (Centro de Estudios Técnicos de Materiales Especiales) tarafından geliştirildi. Değişik versiyonları dünyadaki bir çok NATO üyesi ülkeler tarafından kullanılıyor. Ağırlığı 4,25 kilo olan G3 piyade tüfeğinin etkili menzili 400 metre.

Milli Modern Piyade Tüfeği ile G3′ün teknik özellikleri ise şöyle:

MİLLİ MODERN PİYADE TÜFEĞİ G3 PİYADE TÜFEĞİ

————————– —————-

KALİBRE: 7,62 mm 7,62 mm

AĞIRLIK: 3,7 kg 4,25 kg

ETKİLİ MENZİL: 400 metre 400 metre

BOY: 92 cm 102 cm

NAMLU ÖMRÜ: 10 bin atım 6 bin atım

MERMİ NAMLU ÇIKIŞ HIZI: 500 m/sn 750 m/sn

ŞARJÖR KAPASİTE: 20 mermi 20 mermi


“2023’te uzaydayız”!

Türk Hava Kurumu (THK) Genel Başkanı Osman Yıldırım, Türkiye’nin en geç 2023 yılına kadar uzaya insanlı mekik göndereceğini belirterek, “Uzayda yeni bir Türkiye kuracağız” dedi.

Türk Hava Kurumu bölge toplantısına katılmak üzere sabah saatlerinde kuruma ait uçakla Sinop’a gelen THK Genel Başkanı Osman Yıldırım, Vira Otel’de basın toplantısı düzenledi.

Toplantıda Türk Hava Kurumu’nun projelerinden bahseden Osman Yıldırım, Türkiye’nin uzay programını açıkladı. Türk Hava Kurumu’nun Havacılık ve Uzay Üniversitesi kurulduğunu hatırlatan Yıldırım, “Arkadaşlar biliyorsunuz kurumuzun bu dönemde yaptığı en önemli faaliyetlerinden birisi Türk Hava Kurumu Havacılık ve Uzay Üniversitesi oldu. Üniversitemiz bu yıl eğitime başladı. Ankara ve İzmir’de toplam 236 öğrenci ile ülkemizin değerli gençlerine eğitim veriyor. Üniversitemizin en büyük özelliği bir ihtisas üniversitesi, havacılık ve uzay üniversitesi olması. Dünyada bu konuda eğitim yapan 37. üniversite var. Amerika’da bulunan en önemli havacılık ve uzay üniversitesi ile öğrenci mübadelesi yapıyoruz. Biz Amerika’ya, Amerika da bize öğrenci gönderiyor. Tabii eğitimin bir özelliği de bizim üniversitemizde okuyan öğrenciler 1 veya 2 yıl bağlı bulundukları bölümlere göre Amerika’da okuyacaklar. Mezun olurlarken hem Türk Hava Kurumu üniversitesinin diplomasını alacaklar hem de Amerikan Havacılık ve Uzaycılık Üniversitesi’nin diplomasını alacaklar. Türk Hava Kurumu Üniversitesi hem uçak mühendisi hem uydu mühendisi hem de astronot mühendisliği eğitimleri yaptıracak bir üniversite. ABD’de işbirliği yaptığımız üniversite dünyadaki hava araçlarının tasarlanmasında çok önemli bir üniversite. Biz de tabii kendi imkan ve kabiliyetimizi biliyoruz. Gerçekten Türkiye’de öğretim üyeleri ve bilim adamlarını biz geri getirdik. Yani beyin göçü geri döndü” dedi.

Türkiye en geç 2023’e kadar uzaya insanlı uzay aracı gönderebilecek

Türkiye’nin kısa süre içerisinde uzaya insanlı uzay aracı göndereceğini kaydeden Yıldırım, “Bu gün uydu diyoruz ya da uzay gemisi diyoruz. Bunların hepsinin Türkiye’de yapılmaması için hiç bir neden yok. Çünkü bu imkan ve kabiliyet Türkiye’de var. Hem uçak üretimi, hem uydu projesi ve hem de uzay mekiği projesinin Türkiye’de gerçekleşmesi mümkün. Projesini biz yöneteceğiz. Gövdesini, motorlarını ve ana bilgisayarının yazılımını Türkiye’deki mevcut sanayi kuruluşlarıyla, şirket ve organizasyonlarla birlikte THK Üniversitesi yapacak. Elimizde her türlü imkan var. Türkiye en geç 2023’e kadar uzaya insanlı uzay aracı gönderebilecek. Cumhuriyetimizin 100. yılına kadar Türkiye kendi yaptığı mekikle uzaya gidecek ve dönecek. Onun için diyoruz ki, ‘uzayda yeni bir Türkiye kuracağız’. Artık THK Türkiye’nin sınırları dışına çıktı. Bunun yanında uzayda da yerimize alacağız” diye konuştu.

Uzay üssünün yine Türkiye’de olacağını dile getiren Osman Yıldırım, şöyle konuştu:

“Bizim uzay mekiğimiz Ankara’daki Türk Kuşu Tesisleri’nden kalkacak ve görevini yaparak tekrar tesislere inecek. Uydumuzu belki mekiğimiz uzaya götürecek ve yörüngesine yerleştirecek. Uzayda kendi uzay laboratuvarımızı kuracağız. Bunu da gerçekleştirmemek için hiç bir neden yok. Ben şuna inanıyorum, hedefi olan hedefine varır. Zaten o hedefe ulaşmak için gerekli programını yapar. Bunları başarmak için her şeye sahibiz. Bir kere arkamızda Türk milleti ver. Arkamızda bir devletimiz ve hükümetimiz var. Sloganımız ‘gelin hep beraber uzayda bir Türkiye kuralım’. Bu projelerin hepsi kısa sürede hayata geçecek.”

“Milli Google Earth” geliyor!

TSK da kullanıyor. Üstelik bakanlığın da desteklediği bir proje…

Sanayi Bakanı Nihat Ergün, üniversite-sanayi işbirliğini geliştirmeyi amaçlayan ‘San-Tez’ projeleri hakkında bilgi verdi. Ankara’da Bilkent Oteli’nde San-Tez projelerinin tanıtıldığı toplantının fuayesinde hayata geçirilen bu projelerin stantlarını gezen Ergün, 2007 yılından bu yana 760 proje başvurusu yapıldığını, bunlardan 317’sinin desteklenmeye uygun bulunduğunu ve bugüne kadar 41 projenin sonuçlandığını anlattı.

Bakanlığın desteklediği projelerden biri de, “Milli Google Earth” benzetmesi yapılan bir yazılım. Söz konusu projeye ODTÜ Teknokent’te faaliyet gösteren Bilgi GIS imza attı. Geçmişte Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) bir Alman firmasının temsilcisi olarak uydudan görüntü hizmeti sunan Bilgi GIS, Sanayi Bakanlığı’ndan aldığı 50 bin liralık destekle kendi yazılımını geliştirdi.

Firma sahibi Levent Ucuzal, geliştirdikleri sistem ile Google Earth’ün farkını şöyle anlattı: “İstenilen bilgilere daha hızlı ve güvenilir biçimde erişilecek. Google Earth’de yalnızca izin verilen görüntülere ulaşmak mümkün iken bu sistemle daha yüksek çözünürlükte, 2 boyutlu ve 3 boyutlu görüntülere ulaşabilecek.”


Karbon ayak izini en iyi raporlayan şirket.

Türk Telekom karbon ayak izini en iyi raporlayan şirket.

Türkiye’de karbon salınımını ölçerek CDP’ye (Carbon Disclosure Project/Karbon Saydamlık Projesi) raporlayan ilk telekomünikasyon şirketi olan Türk Telekom, “Turkey-Carbon Disclosure Leadership” (Türkiye Karbon Saydamlık Liderliği) Ödülü’ne layık görüldü.

Güneş enerjisi, görüntülü görüşme teknolojisi telepresence, çevreci yazı karakteri Ecofont, e-eğitim, filo optimizasyonugibi pek çok sürdürülebilirlik uygulamasını hayata geçirerek Doğayla Dost İletişim kuran Türk Telekom, başlattığı enerji dönüşümü programı sayesinde her yıl 5 bin 400 hektarlık bir ormanın azaltacağı kadar karbon emisyonunu engellemeyi hedefliyor.

Türkiye’nin öncü iletişim ve yakınsama teknolojileri şirketi Türk Telekom, tüm dünyadaki halka açık şirketlerin sera gazı salınım miktarlarını kurumsal yatırımcıların bilgisine sunan CDP’nin (Carbon Disclosure Project/Karbon Saydamlık Projesi) Türkiye’de ilk defa verdiği “2011 Turkey-Carbon Disclosure Leadership” (2011 Türkiye Karbon Saydamlık Liderliği) Ödülü’ne layık görüldü.

2011 yılında CDP’ye raporlama yapan şirketler, PricewaterhouseCoopers (PwC) ve CDP tarafından geliştirilen metodolojiye uygun olarak, Ernst&Young tarafından değerlendirmeye tabi tutuldu. Yapılan değerlendirme sonucunda Türk Telekom, CDP platformunu kullanarak iklim değişikliği ile mücadele konusunda stratejilerini açıklayan şirketler arasında öne çıkarak “2011 Turkey-Carbon Disclosure Leadership” ödülüne layık görüldü.

Karbon Saydamlık Projesi (CDP), 2000 yılında şirketlerin sera gazı stratejileri ile karbon salınım miktarlarını beyan etmesi amacıyla hayata geçirildi. 2010 yılında CDP’nin Türkiye ayağı kapsamında İMKB 50 endeksine dahil olan 50 şirket, karbon salınımlarını ve iklim değişikliği ile ilgili politikalarını açıklamaya davet edildi. Türk Telekom bu davete cevap vererek raporlama yapan 10 şirketten biri oldu.


Suçlu kokusundan bulunacak!

Adli Bilimciler Derneği Başkanı Hamit Hancı, Türkiye’nin, adli bilimler alanında dünya ülkeleri arasında yarışacak konuma geldiğini söyleyerek, suçluların artık kokusundan bulunacaklarını söyledi.

Anadolu’da gerçekleşen Adli Bilimciler Kongreleri sayesinde adli bilimcilerin birbirleriyle tanışıp ortak çalışmaya başladığını belirten Prof.Dr. Hancı, “Derneğimiz 2001 yılında kuruldu.

2001 yılından beri adli bilimler alanında çalışan Adli Tıp Uzmanları, Olay Yeri İnceleme ekipleri, Kriminal Laboratuvarlarda çalışan arkadaşlarımız ve üniversitelerde konuyla ilgili adli bilimler alanında çalışan tüm meslektaşlarımızı bir araya getirerek, bilgi alışverişinde bulunmak ve adli bilimlerin tüm alanlarında bir gelişme oluşturmak dolayısıyla kanuna, hukuka, yargılamaya bir destek sağlamak amacındayız” dedi.

Bu amaçla 2002 yılından beri Anadolu’nun değişik illerinde Anadolu Adli Bilimler Kongreleri düzenlediklerini anlatan Hancı, şöyle konuştu: “Burada adli bilimlerin her alanındaki kişiler katılıyorlar, Adli Diş Hekimleri, Adli Tıp Uzmanları, Adli Bilişimciler, Olay Yeri İncelemeler, Kriminal Laboratuvarda Çalışanlar, Adli Hemşireler, tüm alandaki arkadaşlar kongrelerimize katılarak bilgilerini paylaşıyor, böylece bilgi açısından güçlenmiş oluyoruz.

Son yıllarda bu kongreler sayesinde aynı alanda çalıştıkları halde birbirini tanımayan pek çok meslektaşımız ortak çalışır hale geldi. Bilgilerini paylaştılar ve bu paylaşımlarla çok yeni gelişmeler, yeni araştırmalar ve yeni makaleler doğdu. Pek çok alanda geliştiğimizi rahatlıkla söyleyebilirim.”

Türkiye’deki Adli Tıp Merkezlerinin dünyadaki gelişmiş adli tıp merkezleri ile aynı konuma geldiğini belirten Prof.Dr.Hamit Hancı, Türkiye’nin son 10 yılda adli bilimler alanında büyük atılımlar yaptığını açıkladı.

Adli Bilimciler Derneği Başkanı Prof.Dr. Hancı, Türk Adli Bilimi’nin dünyanın gelişmiş adli bilim merkezleri ile yarışır hale geldiğini söyledi. Bugün Adli Tıp Kurumu’nun gerek Kriminal Polis laboratuvarları, gerek Jandarma Kriminal, gerek üniversitelerin Adli Tıp Ana Bilim dallarının kendilerini inanılmaz geliştirdiğini anlatan Hancı, şunları söyledi: “Dünya standartlarında her türlü olayı çözebilecek alt yapıya, ekipmana ve elemana sahiptirler.”

Türkiye Adli Kurumu’nun güçlendiğini belirten Prof.Dr.Hamit Hancı, Adli Tıp Kurumu’nun artık olayları yerelde çözmesi gerektiğini belirtti. Adli Tıp Kurumu’nun bölgesel adli tıp şubelerinde ve grup başkanlıklarını güçlendirmesini öneren Prof. Dr.Hamit Hancı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Adli Tıp Kurumu özellikle güçlendi. Bununla beraber biraz daha merkezi yapısından uzaklaşıp periferi bölgesel adli tıp yapılanmalarını güçlendirirse daha yararlı olur düşüncesindeyiz.

Çünkü, en azından basit olaylar için vatandaşlar İstanbul’a gitmemelidir, artık olaylar yerelinde çözülmeli bölgesel adli tıp şubelerinde ve grup başkanlıklarını güçlendirmek gerekiyor. Biliyorsunuz, son zamanlarda cinsel saldırılarda, beden ve ruh sağlığının bozulması ile ilgili sorulan sorularda bir yıl, iki yıl sonra randevu verilmektedir. Halbuki bunlar yerinde adli tıbbın yerel şubelerinde veya üniversitelerin tıp fakültelerinin adli tıp anabilim dallarında çözülürse çok daha hızlı ve çok daha kolay sonuçlara ulaşılabilecek, insanlarda mağdur olmayacaklardır.”

ARTIK SUÇLU KOKUSUNDAN BULUNACAK

Adli Bilimler alanlarındaki gelişmelerden bahseden Prof. Dr.Hancı, artık koku köpeklerinin cesedin üzerindeki koku yoluyla şüpheliler arasındaki suçluyu bulabildiğini belirtti. Prof. Dr.Hamit Hancı, adli bilimlerdeki yenilikler hakkında şöyle konuştu:

“Adli bilimciler pek çok alanda gelişti özellikle son yıllarda Antropoloji alanı çok gelişti. Burdur’da yaptığımız kongremizin Genel sekreterlerinden Yar.Doç.Dr. Füsun Yaşar hanımefendi mesela Türkiye’nin ilk dental antropolüdür. Diş hekimi olup üzerine antropoloji doktorası yapmış, pek çok toplu mezarlarda olayları çözdü. Tokiskoloji alanında çok geliştik, pek çok zehir türünü rutin olarak, ayrıntılı olarak analiz edebiliyoruz.

Adli Tıp otopsi laboratuvarları çok gelişti, çok daha uygun ortamlarda otopsi yapabiliyoruz. Her bir otopsi salonuna röntgen cihazları konuldu, çok daha ileri geni tetkikler yapılabilmektedir. Bunun yanında adli böcek bilimi gelişti. Cesetlerin üzerindeki böceklerin analizi ile artık ölüm yerini ve ölüm zamanını saptayabiliyoruz. Adli palinolojinin gelişmesi ile cesedin üzerindeki polenlerden, bitki tozlarından ölüm yeri ve zamanını tespit edebiliyoruz.

Adli veterinerlik alanının gelişmesi ile bomba köpeklerinin yanı sıra ceset köpekleri, narkotik köpekleri ve banknot köpekleri geliştirildi. En son yeni gelişmelerden biri yakın zamanda gündeme gelecek, koku teşhis köpekleri, suçlunun kokusunu alarak, bu köpekler şüpheliler arasındaki suçluyu bulabiliyorlar.Adli bilim artık buna bile muktedirdir. Her alanda inanılmaz gelişmeler olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.”

Adli Bilimciler Derneği Başkanı Prof.Dr. Hamit Hancı, adli tıbbın ve adli bilimlerin daha hızlı sonuç verebilmesi için, Adli Tıp Kurumu, Jandarma ve Polis Kriminal Laboratuvarları ile sürekli iş birliği halinde ve bilgi alışverişi halinde olunması gerektiğini sözlerine ekledi.

ODTÜ’lülerden zihni sinir projeleri!

ODTÜ Robot Topluluğu dünyada azalan petrole karşı çevre dostu temiz enerjili araçlar üzerine çalışıyor.

Üstelik araçlar iki çeşit, hem güneş enerjisiyle hem de hidrojenle çalışan araçlar var. Topluluk savunma sanayinde kullanılabilecek “mayın tarlası” adlı buluşun da üzerinde çalışıyor.

Petrol azalıyor, doğal kaynaklar tükeniyor…. ODTÜ Robot Topluluğu öğrencileri ise bu tükenmişliğe çare olarak temiz enerjili araçlar geliştiriyor. Hidrojen ve güneş enerjisiyle çalışan araçlar önümüzdeki yıllarda alternatifolacak. Üstelik araçlar çevre dostu.

Arabaların üzerinde 4 yıldır çalışılıyor. Her yıl daha da geliştiriliyor. Topluluk, yeni yapacakları güneş enerjisiyle çalışan araba ile de dünya çapında düzenlenen yarışlara katılacak ve Türkiyeyi temsil edecek.

ODTÜ Robot Topluluğu her yıl Mart ayında Uluslararası Robot Yarışması düzenliyor ve farklı kategorilerde dahi fikirlilerin tasarladığı robotlar yarışıyor. Bu yıl yeni bir kategorileri daha var. İsmi “Mayın tarlası.” Üstelik savunma sanayinde kullanılabilecek bir proje.

Fikirler çok, ama destek yok. Kendi imkanlarıyla çalışmalarını sürdüren topluluk öğrencileri hem üretttiklerini geliştirmek hem de yeni fikirlerini somutlaştırmak içinmaddi destek bekliyor.


Kansere karşı yeni umut!

Yıllardır kansere çare bulmak için gecesini gündüzüne katan bilim insanları yılanın başını daha küçükken ezmek için bir kanser aşısı üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırıyor.

Sağlıklı bir organizmada bağışıklık sistemi, vücuda potansiyel olarak zarar verebilecek bakteri, mantar, parazit ve virüs gibi birçok yabancı maddeye karşı koruma sağlar. Vücuda yabancı bir mikroorganizma girdiğinde vücudun bağışıklık sistemi bu mikroorganizmayı yüzeyindeki değişik yapılardan tanır. Böyle bir mikroorganizma tespit edildiğinde önce antikorlar tarafından çevrelenerek işaretlenir, ardından yutar hücreler tarafından yutularak zararsız hale getirilir.

Amsterdam’daki Kanser Enstitüsü’nden John Haanen gibi birçok araştırmacının hedefi, vücudumuzun hayat boyu sayısız defa uygulamaya koyduğu bu özel sistemi kanser tedavisinde kullanabilmek. Uzmanların hedefi, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerinin zararlı hücreler olduğunu tespit etmesini ve yok etmesini sağlamak. Zira kanser hücreleri, organizmanın kendi hücrelerinden oluştuğu için bağışıklık sistemi çoğu kez bu hücrelerin zararlı olduğunu tespit edemiyor.

John Haanen üzerinde çalıştıkları yöntem hakkında “Vücudu, kanser hücrelerinin yüzeyindeki değişik yapılarla karşılaştığında bağışıklık yanıtı vermesi için harekete geçirmeyi hedefliyoruz. Elbette en makbulu bağışıklık sisteminin, tümör hücrelerinin yaşamak için gereksindikleri kısımlarına saldırması. Hücre bu kısmından saldırıya maruz kaldığında hayatta kalamayacaktır ” bilgisini veriyor.

Bağışıklık sistemine yol gösteriyorlar

Sadece kanser hücrelerinin yüzeyinde bulunan, özgün yapılar genellikle proteinlerden oluşuyor. John Haanen ve ekibi kanser hücrelerinin yüzeyindeki bu yapıları bağışıklık sistemine tanıtmak için, vücuda zararsız kanser proteinleri üretmesini sağlayacak bir nevi yapım kılavuzu olan DNA’lar enjekte ediyor. Bu işlem sonrasında hücreler kanser proteinleri üretiyor ve bu proteinleri çevre dokulara gönderiyor. Kanser proteinleri burada yabancı madde olarak tanımlanıyor ve bağışıklık sistemi bunlara karşı savunma mekanizmasını uygulamaya geçiriyor. Bu noktadan itibaren bağışıklık sistemi aynı proteinlere sahip kanser hücreleriyle karşılaştığında onlara da saldırmaya başlıyor.

Araştırmacılar bu işlemde plazmidleri kullanıyor. John Haanen henüz nasıl olduğunu çözemeseler de, vücuttaki hücrelerin plazmidleri kabul ettiğini ve içerdikleri genetik bilgileri protein üretmek için kullandıklarını belirtiyor. Haanen genetik bilgiler plazmidde kaldığı ve hücre çekirdeğine taşınmadığı için plazmidlerin kullanılmasının büyük avantajlar sağladığına işaret ediyor:

“Bu çok önemli bir faktör… Çünkü aksi halde hücre kansere neden olan özellikleri her bölünme sırasında diğer hücrelere de taşıyor. Bu yüzden bizim yöntemimiz, genetik bilgilerin virüsler yoluyla hücrelere taşındığı diğer yöntemlere göre çok daha güvenli. Zira virüsler söz konusu DNA’yı kalıcı olarak canlının genetik yapısına ekliyor.”

Hayvanlar üzerinde başarı sağlandı

Plazmidler kullanılarak yapılan aşılama hayvanlar üzerindeki çalışmalarda başarılı sonuçlar elde etti. Henüz ileri seviyedeki kanser hastalarında tümörlerle mücadelede istenilen sonuçlara ulaşamamış olsalar da John Haanen yöntemden umutlu. Haanen “Bunun nedenini bilemiyoruz. İnsanlarda görülen kanser çok karmaşık bir yapıya sahip. Bazı tümörler çok uzun zamandan beri vücutta varlığını sürdürüyor ve bunlar bağışıklık sistemiyle mücadele edebilmek için kendi özel stratejilerini oluşturmuş durumda. Bağışıklık hücrelerini kendilerinden uzak tutmak için özel moleküller üretiyorlar ya da etraflarında bir mikroortam yaratarak onları engelliyorlar” açıklamasını yapıyor.


Tarihe malolmuş KAHİRE’DE Heykeli dikilen LAZ.

Gazeteci Özkan Altıntaş’ın Kahire gezisi sırasında rastladığı ve
resmedip not düştüğü bu satırlar, Lazlar’ın sınırlar ötesindeki
hikâyesini anlatıyor: 1986 yılında Mısır’a ilk kez gittiğimde elimde fotoğraf makinem târihi
kent Kahire’yi dolaşıyordum. Müze gezim sırasında yolum Nil nehrinin
kıyısında bir meydana düştü. Bindiğim tramvay bu meydanı dolaşıyor,
sonra yeniden müzelerin bulunduğu semte gidiyordu. Meydanda bulunan
bir heykeli görünce tramvaydan indim. İlgimi çeken, yüksekçe mermer
bir kaide üzerine konulmuş, yaklaşık bir buçuk insan boyundaki
heykeldi. Belinde palası, üzerinde cepkeni, başında sarığı, kıvır
kıvır sakalları, çakmak çakmak bakan gözleri; Karadenizli olduğunu
ortaya koyan kanatlı iri burnu ile Osmanlı donanmasının kahraman
leventlerinden bir denizci heykeli tüm heybetiyle karşımda duruyordu.
Altındaki kaideyi okuduğumda şaşkınlığım bir kat daha arttı.
“Laz-Ogli Mohammed Bey” yazıyordu.
Yani adamlar Kahire’nin en güzel yerine Laz oğlu Muhammet Bey’in
heykelini dikip meydana adını vermişlerdi. Laz’ın heykelinin
fotoğraflarını çekip heyecan içerisinde hikâyesini öğrenmek üzere Türk
Konsolosluğu’na gittim. Anlattıklarına göre:

Pâdişah 3. Selim zamanında Fransızlar ve İngilizler Mısır’a saldırıp
Kahire’ye girmişlerdi. Kavalalı Mehmet Ali Paşa’ya yardım amacı ile
Osmanlı donanmasındaki leventler kahramanca savaşarak düşmanları
kovmuşlardı.Osmanlı Donanması’nda bulunan Laz Oğlu Muhammed Bey ise
gerçekten çok kahraman birisiymiş, emrindeki adamları ile canı
pahasına savaşarak bir mahallede çoluk çocuğu katledilmekten
kurtarmış.

Şehâdetle müşerref olan Laz Oğlu Muhammed Bey ise yüzlerce yıl sonra
hatırlanarak, adına ve aziz hâtırâtına Mısırlılar bir heykel
yaptırmışlar ve Kahire’nin en güzel mahallesinin meydanına da “Laz
Oğlu Meydanı” adını koymuşlar.İşte dünyâda bir eşi daha bulunmayan Laz
heykelinin hikâyesi böyle…

Lazoğlu Muhammet bey Heykelinin Çekilmiş Yeni Resmi.

Google Earth’tan heykelin bulunduğu konum

 


İnternette yeni dönem başlıyor!

Güvenli internet uygulaması ile ilgili 22 Ağustosta başlayan üç aylık test dönemi 22 Kasım salı günü sona erecek.

İnternet kullanıcıları, bu tarihten itibaren güvenli internet hizmetini isteğe bağlı ve ücretsiz olarak kullanabilecek.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), Güvenli internet hizmetinin, çocukların ve gençlerin internet üzerindeki bilgi kirliliğinden ve zararlı içeriklerden korunmaları amacıyla geliştirdiği bir proje olarak ortaya çıktı.

Düzenleme, internet kullanıcılarının BTK’ya ilettikleri talepler ve şikayetler dikkate alınarak yapıldı. BTK’nın işletmecilerle yapılan teknik çalışmalar sonucunda ”İnternet’in Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar”ın Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu tarafından belirlenerek yayımlanmıştı.

Bu esaslara göre, ”güvenli internet” ile ilgili 22 Ağustos’ta başlayan 3 aylık test süreci 22 Kasım Salı günü sona erecek ve Türkiye’de güvenli internet dönemi başlayacak. Salı gününden itibaren internet kullanıcıları güvenli interneti, isteğe bağlı ve ücretsiz olarak kullanılabilecek.

Güvenli internet hizmetinin alt yapısı erişim sağlayıcılar tarafından oluşturuldu. Tamamen isteğe bağlı ve ücretsiz verilecek hizmeti, talep edecek abonelerin isteklerini internet servis sağlayıcılarına bildirmeleri gerekiyor.

Hiçbir talepte bulunmayan kullanıcılar ise mevcut internetlerini kullanmaya devam edecekler. Güvenli internet hizmetinde çocuk ve aile profili olmak üzere iki profil bulunuyor. Aboneler diledikleri an internet servis sağlayıcılarından temin ettikleri parola ve kullanıcı adı ile profiller arasında geçiş yapabilecekler ya da hizmetten memnun kalmamaları veya ihtiyaç hissetmemeleri durumunda güvenli internet hizmeti almayı kesebilecekler.

-Sistem nasıl işleyecek?-

Güvenli internet konusunda yapılan düzenleme 28 Temmuz 2010 tarihinde yayımlanan tüketici hakları yönetmeliğinde yer alan bir maddeye dayanıyor. Buna göre kişi eğer isterse güvenli internet kullanma hakkına ücretsiz sahip olabilecek.

Türkiye’de 11,5 milyona yaklaşan aktif internet kullanıcısından 22 bini güvenli internet profili kullanıyor.

Düzenlemeyle ücretsiz, hızı düşük olmayan ve herhangi bir başvuru yapmaya gerek kalmayan güvenli internete sahip olunabilecek. Bu konudaki istemlerini belirten kullanıcılara bir kullanıcı adı ve şifresi verilecek. Güvenli internet hizmetinden yararlanmak isteyen kullanıcılar, bu kullanıcı adı ve şifre ile hizmetten kullanmaya başlayabilecekler. Güvenli internet hizmeti alan kullanıcılar istedikleri zaman çocuk seçeneğine, aile profiline ve birtakım alt profillere geçebilecek.

İnternet servis sağlayıcıları kullanıcı istediği takdirde güvenli internet profillerini temin etmekle yükümlü olacak


%d blogcu bunu beğendi: