Genetiği ile Oynanmış Değiştirilmeşi Ürünler

Gelişen teknoloji hemen tüm alanlarda kendini göstermektedir. Üretim, verimlilik, rekabet gücü ve daha çok para kazanma arzusu teknolojiyi sofralarımızın davetsiz misafiri haline getirmiştir. Margarin, gıda boyaları, tatlandırıcılar, probiyotikler ve nihayet bu misafirlere bir yenisi olan “genetiği değiştirmiş ürünler” de katılmıştır. İster farkında olalım ister olmayalım, pekçok genetiği değiştirilmiş ürün sofralarımızdadır. Son yıllarda temel gıda ürünlerindeki ucuzluk (ör. toz şeker, mısır, soya, ayçiçek yağları vs.) biraz da bu değişime bağlıdır.
Genetiği değiştirilmiş ürünlerin avantajı nedir?

Bu metodla daha çok ürün alınabilmekte, ürünlerin dayanıklılığı artırılmakta ve verimlilik, ekonomik değer, karlılık yükselmektedir. Böylece üreticiler daha çok para kazanmaktadır. Dolayısıyla bu tip ürünlerin hergeçen gün artacağını düşünmek gayet normaldir. Bu tip ürünler sadece insanlar için değil aynı zamanda hayvan üreticileri için de caziptir. Hayvan yemleri ucuzlamakta ve daha az topraktan daha çok ürün alınarak verimlilik artırılmaktadır. Yani sonuçta hemen tüm nedenler ekonomiktir. Ancak uzun vadede eski yöntemlerle üretim yapan küçük ölçekli çiftçilerin, bu teknoloji karşısında hiçbir ekonomik güçleri kalmayacaktır. Böylece bizim gibi ekonomisi tarıma dayalı ülkelerin bir an önce uygun teknolojileri transfer etmesi ve ülkelerinde kullanmaya başlamaları gerekmektedir.

Hangi ürünlerde sıklıkla kullanılıyor?

Kahvenin kafein miktarını azaltmak, soya ve mısırın verimliliğini ve yağ içeriğini değiştirmek, biber, domates, patates gibi ürünlerin raf ömürlerini uzatmak en önemli kullanım alanları arasında sayılabilir. Gıda dışı ise örneğin pamuğun verimini ve lif dayanıklılığını artırmak için sıklıkla kullanılmaktadır.

Genetiği değiştirilmiş ürünler ve insan sağlığı

Bu ürünlerin içinde yapılan değişiklikler DNA dediğimiz genetik bilgilerinde yapılmaktadır. Normal bir insan günlük diyeti ile yaklaşık 1 grama kadar DNA alır (bitkilerin tohumları, et ürünleri vs. ile). Bu DNA sindirim sisteminde uygun ezmimlerle parçalandığı için insan vücuduna bir zararı yoktur. Aynı durum genetiği değiştirilmiş ürünler için de geçerlidir. Yani bu ürünlerdeki DNA’nın bize bir zararı olması olası değildir; çünkü kolaylıkla parçalanır.

Genetik değişiklikler sadece daha fazla ürün almak için değil aynı zamanda bu ürünlerin dayanıklılığını artırmak için de yapılmaktadır. İşte özellikle bitkilerde hastalık yapıcı mikroplara karşı bitkilere ürettirilen bazı maddeler insanda zararlı etkilere yol açabilmektedir. Bunların başında allerjik reaksiyonlar (gıda alerjileri) gelmektedir. Bunun yanında antibiyotiklere karşı direnç artışına neden oldukları ve insanların daha kolay mikrobik hastalıklara yakalandıklarına dair iddialar da bulunmaktadır.

Genetiği değiştirilmiş ürünlerin önüne geçmek pek olası gözükmemektedir. Bugün Amerika Birleşik Devletlerinde satılan her on üründen en az yedi tanesi bu ürünlerden içermektedir. Bizim ülkemizde de kullanımı hızla artmaktadır. Ancak bu tip ürünleri tamamı ile masum saymak doğru değildir. Hangi üreticinin hangi geni değiştirdiği, bu değişimin sonucunda hangi maddelerin o meyve veya sebzede üretildiği takibi zor bir konudur. Aynı zamanda gen anormallikleri sonucu bitkilerin anormal maddeler sentezlemesi de olasıdır. Yani konu tahmin edilenden daha karmaşıktır. Ayrıca gelecekte, orjinal mısırın kokusu, çileğin şekli, limonun tadı, havucun rengi tamamen değişebilir. Ve orjinal halleri birer nostalji haline gelebilir. Burada önemli olan, ülkelerin uygun düzenlemeleri yapmaları, her ürünün üretimine ya da ithaline onay vermemeleri ve bilim adamlarından faydalanmaları gerekmektedir. Ülkemizde bu konuyla ilgili yeterince gayret gösterildiğini söylemek zordur.

Gıdalar konusunda daha önemli bir konu, mevsimi dışında üretilen ürünler ve organik tarım ürünleridir. Bu iki gruptaki ürünler sanırız genetiği oynanmış ürünlerden daha zararlıdır. Çünkü, hastalıklara karşı bol miktarda koruyucu kimyasal kullanılmakta ve bunların çoğu insan vücudunda zararlara neden olmaktadır. Nitrosamine denilen ve sosis-salam gibi et ürünlerinin içine de konan koruyucu kimyasalların kolay parçalanmadığı ve insana zarar verdeği bilinmektedir. Dahası, büyümeleri için verilen hormonlar (garip şekilli meyveleri hatırlayınız) insan vücudunda kolaylıkla parçalanan maddeler olmadığı gibi, zararları da bilinmektedir. Özellikle genç kızlardaki adet bozuklukları ve tüylenme artışında rolleri olabileceğine dair veriler mevcuttur. Dolayısıyla mevsimi dışında üretilen meyve ve sebzelere karşı en az genetiği ile oynanmış ürünler kadar mesafeli yaklaşılmalıdır

Reklamlar

07 Kasım 2009 tarihinde Genel içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 5 Yorum.

  1. Genetik Mühendislik ürünleri teknolojisi, yaşayan organizmaların genetik ana yapısını değiştirmeyi ve elde edilen yeni ürünleri kar amaçlı olarak satmayı hedefleyen bir çalışma koludur.Bu teknoloji bazı milletler arası “yaşam bilimi” firmaları tarafından sürdürülmektedir. Bu firmalar çalışmalarının dünyadaki açlığı azaltacağını,hastalıkları tedavi edeceğini,insan sağlığını olumlu etkileyeceğini, tarımda sürekliliğin sağlanabileceğini iddia etmektedirler.Oysa, gerçekte yapılan çalışmalara bakıldığında esas amacın dünyadaki tohum, gıda, tıbbi ürünler, lifli besinler sektörlerini kontrol altına almak ve monopol oluşturmak olduğu görülmektedir. Genetik Mühendisliği devrim yapan yeni bir teknolojidir. Bu mühendislik dalı halen gelişme açamasındadır. Sözkonusu teknoloji o kadar güçlüdür ki sadece türler arasındaki değil insanlar, hayvanlar ve bitkiler arasındaki genetik koruma duvarlarını dahi yıkabilir. Çeşitli virüsleri, antibiyotiğe dirençli genleri, bakterileri vektör, işaretleyici ve promoter olarak kullanarak genetik kodları kalıcı olarak değiştirir ve daha sonra genleri değiştirilmiş organizmalar bu genetik değişimleri kendilerinden sonraki nesillere kalıtım yoluyla aktarırlar. Dünya üzerindeki bütün genetik mühendisleri genetik malzemeye ilaveler yapmak, yeniden düzenlemek, düzeltmek, programlamak gibi işlerler meşgul olmaktadırlar. Bitki, balık ve bazı hayvanların kromozomlarına hayvan genleri ve hatta insan genleri enjekte edilerek hayal edilemeyecek transgenic (farklı canlıların genleri arasında yapılan transferlerden) yaşam biçimleri elde etmektedirler.Tarihte boyunca ilk defa uluslarası bioteknoloji şirketleri yaşamın mimarları ve sahibi konumu durumuna gelmişlerdir. Kanuni kısıtlamalar ve kurallar, isimlendirme şartları veya bilimsel protokollar çok az olduğu için bio mühendisler yüzlerce yeni ‘’Franken foods’’ (yapay, farklı türler arası birleştirilmiş genlerden oluşan besinler) ve tahıl türleri yetiştirmeye başladılar. Bunlar gerçekten insana ve çevreye zarar verici niteliktedir ve ayrıca dünyadaki milyarlarca çiftçi ve köylü içinde negatif sosyo ekonomik etkileri vardır. Gün geçtikçe artan sayıda bilim adamı kullanılan gen ayırma teknolojilerinin tam gelişmemiş, yanlış ve sonuçlarının öngörülemediğini söyleyerek ikazda bulunmaktadır. Ancak, ABD nin liderliğindeki bio teknoloji taraftarı hükümetler ve düzenleyici kurumlar tüm Genetik Mühendiliği ürünü yiyeceklerin geleneksel yiyeceklerle aynı olduğunu ve özel bir şekilde etiketlenmesine veya pazarlama öncesi bir zararı olup olmadığının anlaşılabilmesi için bir teste tabi tutulmalarına gerek olmadığını söylemektedir. Yeni cesur dünyanın üretip kabul ettiği bu yapay yiyecekleri korkutucudur.Şu anda ABD’de dört düzineden fazla genetiği değiştirilmiş besin ve tahıllar oldukça yaygın olarak satılmaktadır. 70 milyon acre (1acre=4046.9 m2) tarım alanı üzerinde genetiği değiştirilmiş ürünler alanı ekili durumdadır. Buna ilaveten bir firmanın ürettiği Bovine Büyüme Hormonu (rBGH) düzenli olarak 500.000 süt ineğine enjekte edilmektedir.Süpermarketlerde ki işlemden geçmiş besinlerin çoğunda genetik katkı maddeleri vardır ve testlerde bunu doğrulamaktadır. Buna ek olarak düzinelerle genetiği değişmiş tarım ürünü geliştirilmektedir ve bunlarda kısa bir zaman sonra piyasaya sürülmüş olacaklardır. Gelecek 5-10 yıl içinde ABD’ deki besin ve lifli gıdaların tamamının genetiği değiştirilmiş olacaktır. Bunların arasında soya fasulyesi, mısır, patates, canola yağı, pamuk tohumu yağı, papaya, domates ve süt ürünleri sayılabilir. Besin ve lifli ürünlere uygulanan genetik mühendisliğinin sonuçları belirsiz olduğu kadar hayvanlar, insanlar, çevre ve organik tarımın geleceği için tehlikelidirde. İngiliz moleküler bilimci Dr.Michael Antoniu’nun belirttiğine göre gen ayrıştırılması beklenmedik bir şekilde toksik maddelerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Toksik maddeler özellikle genetik mühendisliğin uygulandığı bakteriler, mayalar, bitki ve hayvanlarda görülmektedir. Ancak, büyük bir sağlık sorunu ortaya çıkana kadar bu sorun pek dikkati çekmeyecektir. Bu besin maddelerinin zararları :Toksinler ve ZehirlerGenetik mühendisliği uygulanmış ürünler potansiyel olarak toksik olup insan sağlığını tehdit edici bir konumdadır. 1989 yılında L-tryptophan isimli çok bilinen bir maddenin genetik mühendisliği uygulanmış bir türü 37 Amerikalı’nın ölümüne ve 5000 kişininde sakatlanıp ölümcül ve ızdıraplı bir kan hastalığına yakalanmasına (eosinophilia myalgia syndrome ‘’EMS’’) sebep olmuştur. Japonya’nın üçüncü büyük kimyasal şirketi olan Showa-Denko ilk defa 1988-89 yıllarında serbestçe satılan bileşimde genetik mühendisliği uygulanmış bakteriler kullanmıştır. Düşünülen odur ki DNA nakli işlemi sırrasında bakteriler bir şekilde kirlenmiş ve de bu insanların hastalanmasına neden olmuştur. Bu yüzden Showa Denko şirketi ilaçdan zarar görüp EMS hastağına yakalanan kişilere 2 milyar dolar tazminat ödemiştir. 1999 yılında İngiliz basını Rowett Enstitüsün’den bilim adamı Dr.Arpad Pusztai’nin yaptığı detaylı araştırma genetiği değiştirilmiş patateslerin de zararlarını ortaya koymuştur. Laboratuar testlerinde snowdrop çiçeğinin (kar damlası çiçeği, Avrupa’da yetişir ve daha kar kalkmadan çiçek açar) DNA sı ile bilinen bir viral promoter olan Cauliflower Mosaic Virus (CaMv) kullanılarak genetik yapısı değiştirilmiş patateslerin memeliler için zehirli olduğu tesbit edilmiştir. Kimyasal kompozisyonu normal patateslerden oldukça farklı olan bu patatesler farelerin hayati önemi olan organlarına ve bağışıklık sistemlerine zarar vermiştir. En tehlikelisi ise farelerin midelerinin iç yüzeyinde son derece ciddi bir viral enfeksiyon ortaya çıkmıştır ki bunun da nedeninin CaMv denilen viral promoter olduğu kesindir ve de bu madde bütün genetik mühendisliğinin yarattığı ürünlerde kullanılmaktadır. Dünyada her geçen gün artan sayıda bilim adamı genetik manipülasyonun besinlerde doğal olarak bulunan bitki toksinlerinin seviyesini arttıracağını veya yeni toksinler yaratacağı konusunda ikazlarda bulunmaktadırlar. Bütün bunlara rağmen yeterli denetim olmadığı için tüketiciler kobay olarak kullanılmak durumundadırlar. Artan kanser riski1994 yılında FDA, bir firmanın Büyüme Hormonu satmasını ve süt veren ineklere bu hormonun enjekte edilmesini bilim adamlarının tüm itirazlarına rağmen onaylamıştır. Bu ineklerin sütünden elde edilen besinleri tüketen insanlarda göğüs, prostat ve kolon kanserine yakalanma riski oldukça fazladır. 1998 yılında Kanada’da hükümetin görevlendirdiği bilim adamları farelerde yaptıkları deneylerde prostat kanseri ve tiroid kistleri olasılıklarına rastlamışlardır. Sonuç olarak 1999 yılı başlarında Kanada hükümeti süt veren ineklerde bu hormonun kullanılmasını yasaklamıştır. Yiyecek allerjileri Yiyecek allerjisi olan kişiler de (ki Amerikalı çocukların %8 inde bu sorun vardır) semptomlar hafif huzursuzluktan ani ölüme kadar değişkenlik gösterir. Dolayısıyla bu kişiler günlük besin maddelerine eklenen yabancı proteinlerden zarar görebilirler, çünkü söz konusu proteinler insanlar tarafından şimdiye kadar hiç tüketilmemişlerdir. Gelecekte olası bir kamu sağlığı felaketini önleyebilmek için pazarlama aşamasından önce hayvanlarda ve gönüllü insanlarda uzun dönemli testler yapılması gereklidir. Ayrıca, bu besin maddelerinin etiketlerine gerekli uyarıların yazılması da besin allerjisi olan kişileri korumak açısından şarttır. Ne yazık ki FDA veya dünyadaki diğer kontrol mekanizmaları
    pazarlama öncesi hayvan ve insanlarda testler yapılmasını rutin olarak talep etmemektedirler. İngiliz bilim adamı Dr.Mae-Wan Ho’nın belirttiği gibi genetiği değiştirilmiş besinlerin allerji yapma potansiyelini kestirebilmek mümkün değildir, çünkü allerjik reaksiyonlar kişinin allergenle temasından ancak bir müddet sonra ortaya çıkmaktadır. Besinlerin kalitesi ve beslenmeye verilen zarar1999 yılında Dr.Marc Lappe’nin Journal of Medicinal food dergisinde yayınlanan makalesinde genetiği değiştirilmiş soya fasulyesinde insanları kalp hastalıkları ve kansere karşı korumakta yararlı phytoestrogen bileşimlerinin geleneksel soya fasulyelerine göre daha az olduğu belirtilmiştir. TOPRAKTA VE ÜRÜNLERDE DAHA FAZLA TARIM İLACI KALINTISIYapılan çalışmalarda genetiği değiştirilmiş ürünler yetiştiren Amerikalı çiftçilerin geleneksel tarım yapan çiftçilere göre daha fazla tarım ilacı kullandıkları tesbit edilmiştir, çünkü bu bitkiler tarım ilaclarına karşıda dirençlidir. İlaca karşı dirençli olan bu bitkilerin özelliği tarım ilaçlarından zarar görmemeleridir. Dolayısıya çiftçiler bitkilerdeki haşeratı öldürmek için tarım ilaçlarını fazla miktarlarda kullanabilmekte ve bitkide bundan zarar görmemektedir: Bio teknolojide lider olan şirketler aynı zamanda toksik tarım ilaçlarınıda üretip satmaktadırlar, dolayısıyla bu şirketler bitkileri özellikle genetik olarak ilaca karşı dirençli olarak dizayn etmekte ve böylece çiftçilere daha fazla tarım ilacı satma imkanı bulmaktadırlar: Yeni virüs ve bakterilerin yaratılmasıYıllar önce Michigan State Üniversitesinde yapılan deneyler bitkilerin genetiğini değiştirmenin ve onları virüslere karşı dirençli yapmanın söz konusu virüslerin mutasyonla daha etkin bir hale gelmesine yol açtığını belirlemiştir.

  2. Gelişen teknoloji hemen tüm alanlarda kendini göstermektedir. Üretim, verimlilik, rekabet gücü ve daha çok para kazanma arzusu teknolojiyi sofralarımızın davetsiz misafiri haline getirmiştir. Margarin, gıda boyaları, tatlandırıcılar, probiyotikler ve nihayet bu misafirlere bir yenisi olan “genetiği değiştirmiş ürünler” de katılmıştır. İster farkında olalım ister olmayalım, pekçok genetiği değiştirilmiş ürün sofralarımızdadır. Son yıllarda temel gıda ürünlerindeki ucuzluk (ör. toz şeker, mısır, soya, ayçiçek yağları vs.) biraz da bu değişime bağlıdır.Genetiği değiştirilmiş ürünlerin avantajı nedir?Bu metodla daha çok ürün alınabilmekte, ürünlerin dayanıklılığı artırılmakta ve verimlilik, ekonomik değer, karlılık yükselmektedir. Böylece üreticiler daha çok para kazanmaktadır. Dolayısıyla bu tip ürünlerin hergeçen gün artacağını düşünmek gayet normaldir. Bu tip ürünler sadece insanlar için değil aynı zamanda hayvan üreticileri için de caziptir. Hayvan yemleri ucuzlamakta ve daha az topraktan daha çok ürün alınarak verimlilik artırılmaktadır. Yani sonuçta hemen tüm nedenler ekonomiktir. Ancak uzun vadede eski yöntemlerle üretim yapan küçük ölçekli çiftçilerin, bu teknoloji karşısında hiçbir ekonomik güçleri kalmayacaktır. Böylece bizim gibi ekonomisi tarıma dayalı ülkelerin bir an önce uygun teknolojileri transfer etmesi ve ülkelerinde kullanmaya başlamaları gerekmektedir. Hangi ürünlerde sıklıkla kullanılıyor?Kahvenin kafein miktarını azaltmak, soya ve mısırın verimliliğini ve yağ içeriğini değiştirmek, biber, domates, patates gibi ürünlerin raf ömürlerini uzatmak en önemli kullanım alanları arasında sayılabilir. Gıda dışı ise örneğin pamuğun verimini ve lif dayanıklılığını artırmak için sıklıkla kullanılmaktadır. Genetiği değiştirilmiş ürünler ve insan sağlığıBu ürünlerin içinde yapılan değişiklikler DNA dediğimiz genetik bilgilerinde yapılmaktadır. Normal bir insan günlük diyeti ile yaklaşık 1 grama kadar DNA alır (bitkilerin tohumları, et ürünleri vs. ile). Bu DNA sindirim sisteminde uygun ezmimlerle parçalandığı için insan vücuduna bir zararı yoktur. Aynı durum genetiği değiştirilmiş ürünler için de geçerlidir. Yani bu ürünlerdeki DNA’nın bize bir zararı olması olası değildir; çünkü kolaylıkla parçalanır. Genetik değişiklikler sadece daha fazla ürün almak için değil aynı zamanda bu ürünlerin dayanıklılığını artırmak için de yapılmaktadır. İşte özellikle bitkilerde hastalık yapıcı mikroplara karşı bitkilere ürettirilen bazı maddeler insanda zararlı etkilere yol açabilmektedir. Bunların başında allerjik reaksiyonlar (gıda alerjileri) gelmektedir. Bunun yanında antibiyotiklere karşı direnç artışına neden oldukları ve insanların daha kolay mikrobik hastalıklara yakalandıklarına dair iddialar da bulunmaktadır. Genetiği değiştirilmiş ürünlerin önüne geçmek pek olası gözükmemektedir. Bugün Amerika Birleşik Devletlerinde satılan her on üründen en az yedi tanesi bu ürünlerden içermektedir. Bizim ülkemizde de kullanımı hızla artmaktadır. Ancak bu tip ürünleri tamamı ile masum saymak doğru değildir. Hangi üreticinin hangi geni değiştirdiği, bu değişimin sonucunda hangi maddelerin o meyve veya sebzede üretildiği takibi zor bir konudur. Aynı zamanda gen anormallikleri sonucu bitkilerin anormal maddeler sentezlemesi de olasıdır. Yani konu tahmin edilenden daha karmaşıktır. Ayrıca gelecekte, orjinal mısırın kokusu, çileğin şekli, limonun tadı, havucun rengi tamamen değişebilir. Ve orjinal halleri birer nostalji haline gelebilir. Burada önemli olan, ülkelerin uygun düzenlemeleri yapmaları, her ürünün üretimine ya da ithaline onay vermemeleri ve bilim adamlarından faydalanmaları gerekmektedir. Ülkemizde bu konuyla ilgili yeterince gayret gösterildiğini söylemek zordur. Gıdalar konusunda daha önemli bir konu, mevsimi dışında üretilen ürünler ve organik tarım ürünleridir. Bu iki gruptaki ürünler sanırız genetiği oynanmış ürünlerden daha zararlıdır. Çünkü, hastalıklara karşı bol miktarda koruyucu kimyasal kullanılmakta ve bunların çoğu insan vücudunda zararlara neden olmaktadır. Nitrosamine denilen ve sosis-salam gibi et ürünlerinin içine de konan koruyucu kimyasalların kolay parçalanmadığı ve insana zarar verdeği bilinmektedir. Dahası, büyümeleri için verilen hormonlar (garip şekilli meyveleri hatırlayınız) insan vücudunda kolaylıkla parçalanan maddeler olmadığı gibi, zararları da bilinmektedir. Özellikle genç kızlardaki adet bozuklukları ve tüylenme artışında rolleri olabileceğine dair veriler mevcuttur. Dolayısıyla mevsimi dışında üretilen meyve ve sebzelere karşı en az genetiği ile oynanmış ürünler kadar mesafeli yaklaşılmalıdır

  3. Genetiği Değiştirilmiş Tohumlar İlaç Kullanımını Azaltır, İlaç Fiyatını Düşürür mü? Şirketler ürettikleri kimyasallarla topraklarımızı ve sularımızı önce kirlettiler. Şimdi de “doğa kirlendi, toprak, su, insanlar ve diğer tüm canlılar tehlike altındadır” diyor, genetiği değiştirilmiş tohum kullanmamız gerektiğini empoze ediyorlar. Böylece daha az ilaç kullanmış olacağımızı, felaketlerin de önünü alacağımızı propaganda ediyorlar. Ancak gerçekler tohum ilaç ve gıda şirketlerinin söylediği gibi değildir. Kanıtlar: a) Ekilebilir tarım arazilerinin %74’ünde soya, mısır ve pamuk yetiştiren Arjantin’de, 1996 yılında 13,9 milyon litre glyphosate kullanılmış. 2008 yılına gelindiğinde Arjantin’de ilaç kullanım miktarı 200 milyon litreye ulaşmış. 1996 yılından 2008’e GDO’lu soya ekim alanı 5 kat, yabancı ot ilacı gloyphosate kullanımı 14 kat artmıştır. Bu nedenle genetiği değiştirilmiş tohumla ürün yetiştirilmesi, kullanımı ve satışının ülkemiz genelinde yasak olarak kalması önemlidir. b) Peki, genetiği değiştirilmiş tohumlar ve kullanılan ilaçlar ucuz mudur, bir de buna bakalım isterseniz. Şirketler bir kez genetiği değiştirilmiş tohumla üretimi yaygınlaştırdıktan sonra çiftçiler, tohum şirketinin tohumuna, üretim modeline ve fiyat belirlemesine teslim olur. Her yıl tohumu daha yüksek fiyatla almak zorunda kalır. Yani elini bir kez veren çiftçi bir daha kolunu tohum şirketlerinden kurtaramaz. Örnekler: • ABD’deki genetiği değiştirilmiş tohumların başını çeken soya tohumunun ortalama fiyatı 2006-2008 yılları arası iki yıllık süreçte % 50’den daha fazla arttı. • Roundup herbisitin perakende fiyatı Aralık 2006’dan Haziran 2008’e iki yıldan daha az bir sürede % 134 artış gösterdi. Biz çiftçiler biliyoruz ki, doğal denge korunabildiği oranda daha az, doğanın bozulduğu oranda daha fazla girdi (ilaç, gübre v.s.) kullanmak zorunda kalırız. Demek ki, genetiği değiştirilmiş tohumlarla üretim yapıldığında hem ilaç kullanımı hem de ilaç fiyatı sürekli artıyor. Yani ilaç ve ecza şirketleri zenginleşiyor, çiftçiler yoksullaşıyor!

  4. Genetiği değiştirilmiş tohum üretimi toprağa zarar verir mi? Toprak üretimin beşiğidir. Tohum iyi bir toprak ile buluştuğunda sağlıklı gelişebilir. Ancak tohumumuzu saçacağımız toprak özelliğini kaybetmişse normal tarımsal yöntemlerle ürün yetiştiremeyiz. Bilindiği gibi bir hektar toprağın içerisinde 2 tondan fazla canlı yaşamaktadır. Bu canlıların sürdürdüğü yaşam ve faaliyet topraktaki ham gıdaları parçalar, bitkilerin alabileceği besin şekline dönüştürür. Toprağı dönüştüren canlılar, fareler, solucanlar, böcekler ve diğer canlılar ile faydalı mikroorganizmalardır. Bu canlıların dönüştürdüğü besinleri alabilen bitkiler gelişir ve bize ürün verirler. Biz de bu ürünleri satarak geçimimizi, tüketerek de yaşamımızı sürdürürüz. Ancak bitkiye verdiğimiz ilaç, toprağa saçtığımız sentetik gübre, toprakta dönüştürücü görev gören bu canlıları zehirler ve öldürür. Bitkiler için gıda hazırlama faaliyeti toprakta yavaşlar ve toprak bitki besini açısından yoksullaşır. Bitkiyi besleyemez olur. Kimyasal girdilerin yanında genetiği değiştirilmiş tohumların da toprağın yapısını bozduğu belirlenmiştir. Şöyle ki; Bacillusthurigiensisin (Bt)toksinleri genetiği değiştirilmiş ürünlerin örneğin mısırın içinde % 25 oranında bulunmaktadır. Bunlar toprağı zehirler. Bitki artıklarını parçalamaya kalkan toprak canlıları (mikro organizmalar dahil) bu bitkileri ısırınca zehirden etkilenir. Bu yolla toprak içinde yaşayan canlılar da zarar görür. Topraktaki canlıların zarar görmesiyle verimlilik düşer. Bu nedenle, dikkat! GDO’lu tohumlar topraklarımız ve dünyamıza bırakılmış birer saatli bombadır!

  5. Genetiği Değiştirilmiş Ürünler Sağlıklı mıdır? Genetiği değiştirilmiş soyanın insanlarda alerji oluşturduğu kesinleşmiştir. Genetiği değiştirilmiş patatesleri yiyen farelerin bağışıklık sisteminin ciddi biçimde bozulduğu da tespit edilmiştir. Bitkilere aktarılan genlerin çoğunluğu bakteri ve virüs kökenlidir. Gen aktarımı sırasında genetiği değiştirilmiş bitkilerin seçilebilmesi için antibiyotik dayanım izleme genleri kullanılmaktadır. Antibiyotik dayanım izleme genleri insan ve hayvan bünyesindeki bakterilere yatay olarak geçer.Bu da insan ve hayvan bünyesindeki genleri antibiyotiğe dayanıklı hale dönüştürür. Bu dönüşüm sağlık açısından büyük risk oluşturur ve bağışıklık sistemini çökertir. Kısacası, GDO’lu ürünlerden işlenmiş gıda ürünlerinin sofralarımıza ulaşması, halkımızı daha da ağırlaşan alerjik reaksiyon, antibiyotik dayanıklılık, toksik etki, artan doğum anormalleri ve kısırlık gibi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya bırakacaktır. Kanıtlar: İskoçya Rowett Enstitüsü’nden Dr. Arpad Pusztai’ın genetiği değiştirilmiş patates ile beslediği farelerin tümünün iç organlarında küçülme, sindirim sistemlerinde bozukluk, bağışıklık sistemlerinde çökme, kan yapılarında bozulma ve mide çeperlerinde kalınlaşma görüldü. Rus Bilim İnsanı İrina Ermakova’nın genetiği değiştirilmiş soyayla beslediği farelerin yavrularının % 55,6’sı doğumdan üç hafta sonra öldü. Normal soyayla beslediği yavruların ise sadece % 6,8’i öldü. Genetiği değiştirilmiş soyayla beslediği fare yavrularının % 36’sının normal doğum ağırlığının altında doğduğu belirlendi. Bu deneme üç kez tekrarlanıp aynı sonuçlara ulaşılınca, Ekim 2005’te bilimsel bir panelde kamuoyu ile paylaşıldı. Avusturya Tarım ve Sağlık Bakanlığı’nın finansmanıyla Viyana Üniversitesi’nce 2008 yılında yapılan bir çalışmada, genetiği değiştirilmiş gıdalarla beslenen farelerin 3-4 nesil sonra üreme yeteneklerini kaybettikleri belirlendi. Caen Üniversitesi’ndeki CRIIGEN’den Prof. Seralini’nin Grubu: Rounduop herbisid seksüel hormonları bozuyor. Caen Universitesi’deki CRIIGEN’den Prof. Seralini’nin grubu, Dijon Universitesi’nden Prof. Chagnon’un grubuyla beraber, yeni doğan bebeklerin göbek bağı hücrelerinde çok az derecede Roundup toksini olduğunu gösterdikten sonra yeni bulgularını açıkladı. Örneğin Birleşik Devletlerde GDOlu gıdalarda izin verilen Roundup kalıntısından (çok az) 800 kez az olan herbisid erkekleşme hormonu androjenin hareketini engelliyor.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: