Blog Arşivleri

Facebook’ta yerli oyun: “Muhteşem Binyıl” yakında.

Sosyal oyun şirketi Wudya, yakında Facebook’ta yayına başlayacak, Türk tarihini konu alan “Muhteşem Binyıl” ile oyunseverler ile buluşacak.

Göktürkler’den günümüze uzanan Türkler’in şanlı tarihini konu alan oyunda, oyuncular kendi hükümdarlıklarını kurarken, tarihte yapacakları yolculuklarıyla devletlerini geliştirip arkadaşlarıyla rekabet edebilecek.

Şu anda kapalı beta sürecinde olan oyuna kısa bir süre sonra davet edilecek oyuncular da oyunu deneme fırsatı bulacak.

9 kişilik tecrübeli kadrosuyla yola çıkan Wudya Türkiye’deki sosyal oyun piyasasının büyümesine kendi geliştirecekleri eğlenceli, kaliteli ve özellikle Türk oyunculara hitap edecek yerel içeriklerle bezeli oyunları ile katkıda bulunmayı hedefliyor.

Wudya kurucusu ve CEO’su Ahmet Zayıfoğlu, Türkiye’de sosyal oyun pazarının çok hızlı gelişmekte olduğunu ve yaratıcı fikirlere ve tecrübeli kadrolara sahip şirketlerin bu sektörde global kalitede iş çıkarıp rekabet edebileceklerine inandığını belirtti.

Zayıfoğlu “Türkiye’de halkın zevkine, kültürüne ve ilgi alanlarına uygun oyunlar konusunda bir eksiklik olduğunu farkettik, Wudya olarak da tamamen kendi geliştireceğimiz oyunlar ile bu boşluğu doldurmak üzere yola çıktık” dedi.


Reklamlar

Bilgisayarınız konuşsun!

Bilgisayarınızı eSpeak ile konuşturun.

Konuşan bilgisayarlar sadece bilim kurgu filmlerine özel değil, sizin bilgisayarınız da konuşabilir!

Konuşan bilgisayarlar bilim kurgu filmlerinin çoğunda özel bir yere sahiptirler. Henüz teknoloji onların kendibaşlarına ne söyleyeceklerine karar vermeleri ve yapay zeka ile karşılıklı bir sohbet için tam olarak istenen seviyede değil. Ama o zamana kadar bilgisayarınız sessiz bir şekilde köşesinde durmasına da gerek yok. eSpeak adlı ücretsiz bir yazılım sayesinde bilgisayarınızın konuşmasını sağlayabilirsiniz.

Programı kullanmak son derece basit. Tek yapmanız gereken programın okumasını istediğiniz metni girmek ve “Play” tuşuna tıklamak. Bundan sonra eSpeak adım adım kelimeleri okuyacak ve siz de dilerseniz o anda bilgisayarınızın hangi kelimeyi okuduğunu takip edebilirsiniz.

20’nin üzerinde dil desteği bulunan programı farklı dillerdeki kelime telaffuzlarını öğrenmek için kullanabileceğiniz gibi, okumak yerine dinlemeyi tercih ettiğiniz metinleri girerek siz başka bir işle meşgul olurken bilgisayarınızın size konuyu okuması için de kullanabilirsiniz.

eSpeak’i şu adresten Windows ve Linux için indirebilirsiniz.

+21 Kasım 2011 Pazartesi, 15:47
CHIP Online


Imagine Cup 2012 başvuruları başladı!

Microsoft’un 16 yaşın üzerindeki öğrencilere yönelik olarak her yıl düzenlediği Imagine Cup yarışması için kayıtlar başladı.

Dünyanın en yetenekli yazılımcı, tasarımcı ve girişimci gençlerini bir araya getiren yarışmanın finalleri bu yıl Avustralya’da gerçekleştirilecek.

Microsoft’un her yıl düzenlediği dünyanın en büyük öğrenciler arası teknoloji yarışması Imagine Cup’ın 10’uncusuna bu yıl Avusturalya ev sahipliği yapacak. Dünya çapında öğrencilere kendilerini uluslararası arenada tanınabilmek ve düşüncelerini hayata geçirebilmek gibi birçok fırsat sunan ImagineCup’da bu yıl da öğrenciler “Zor problemlerin teknoloji ile çözüldüğü bir dünya düşleyin” mottosuyla “Birleşmiş Milletler Binyıl Kalkınma Hedefleri” doğrultusunda belirlenen konularda projeler geliştirerek yarışacaklar. Bu hedefler doğrultusunda geliştirilen teknoloji çözümlerinden bazıları hastalıkla mücadele, eğitimin yaygınlaştırılması ve iyileştirilmesi, çevresel sürdürülebilirlik ve çocuk ölümlerinin sayısını azaltılması olacak.

Yazılım tasarımı, oyun geliştirme, bilgi teknolojileri (BT) becerileri gibi çeşitli kategorilerde öğrencilerin yarıştığı Imagine Cup 2012’nin Türkiye finalleri için geri sayım başladı. Yazılım tasarımı ve oyun geliştirme kategorilerinde birinci seçilen projeler dünya finallerine katılma hakkı kazanacak. BT Becerileri kategorisinde ise dünya şampiyonu çevrimiçi olarak belirlenecek ve direkt ödül törenine katılacak.Türkiye finaline kalacak 5 ekip arasında Nisan’da finaller yapılacak. Finalde ekipler birinciliği kazanıp Türkiye’yi temsil edebilmek için Microsoft Türkiye ofisinde sunumlarını gerçekleştirecek ve fikirlerini yarıştıracaklar. Sektörde lider firmaların üst düzey yöneticilerinin jüri olarak katılacağı final sunumunda Türkiye birincisi olacak ekip, Microsoft Türkiye sponsorluğunda Avustralya’da ülkemizi temsil etme hakkı elde edecek. İlk tur elemeler için Türkiye’den katılacak öğrencilerin 13 Mart 2012’ye kadar 600 kelimeden oluşan başvuru formunu doldurmaları gerekiyor.

Finallerde yazılım kategorisinde birinci gelen ekip 25000, ikinci 10000 ve üçüncü ise 5000 dolar ödül almaya hak kazanırken; oyun kategorisi birincisi 8000, ikincisi 4000 ve üçüncüsü ise 3000 dolar ödül alacak. Ayrıca BT becerisi alanındaki finalistlerden birinci olan ekip 8000, ikincisi 4000 ve üçüncüsü ise 3000 dolar ile ödüllendirilecek.

Öte yandan Microsoft Imagine Cup’ın 10’uncu yılı olması nedeniyle 2011’den 2013’e kadar dünya finallerine katılan ekiplere 75 bin ile 100 bin dolar arasında bir maddi destek programı başlattı. Şu anda geçtiğimiz yılın finalistlerine açık olan programdan Türkiye’deki finalistler de yararlanabilecek. Bu maddi destek programından yararlanacak öğrencilere ayrıca ücretsiz yazılım, BizSpark programına üyelik ve teknik danışmanlık için Microsoft İnovasyon Merkezleri ile Microsoft çalışanlarına direkt erişim gibi destekler de sunulacak.  2011 yılı Türkiye finalisti olan ‘Co2ncered’ ekibi de bu programa başvurdu.

Imagine Cup yarışması hakkında daha detaylı bilgi almak ve başvuruda bulunmak için http://www.imaginecup.com sitesinden giriş yaptıktan sonra sağ üst köşedeki dil seçeneğinden Türkçe seçebilirsiniz.


Protezler artık yüksek teknoloji ürünü!

Karbon liflerden geliştirilen bacaklar, mikroişlemcilerin kullanıldığı ayaklar…

Günümüzde gelişmiş teknolojiler kullanılarak üretilen protezlerden sporcuların yanı sıra diğer engelliler de yararlanıyor.

Oscar Pistorius Güney Kore’de düzenlenen Atletizm Şampiyonası’na katılmak istediğinde tartışmalar çıkmış, bazı uzmanlar Oscar’a avantaj sağlayacağı gerekçesiyle yarışlara katılmasına karşı çıkmışlardı.

Oscar’ın bacaklarındaki karbon liflerden yapılma protezler kimilerine yabancı geliyordu. Ama Oscar bu protezlerle gayet normal hareket edebiliyordu. Münsterland Rehabilitasyon Araştırmaları Enstitüsü’nden Profesör Bernhard Greitemann, bu tür protezlerden sadece performans sporcularının yararlanmadığını belirtiyor:

“Sporcular, tıpkı otomobil tasarımcıları için Formula 1 araçları gibidir. Yani, yüksek performans gerektiren durumlar sayesinde tecrübe kazanılıyor ve bu tecrübeler spor yapmayan, normal hastalar için de yararlı oluyor. İşte bence bu, mükemmel!”

Mikroişlemci ile çalışıyor

Yarışlara katılmak gibi bir niyeti olmayan bir emekli de, mikroişlemci ile çalışan bu tür protezlerden yararlanabiliyor. Modern protez ayaklar, bacak protezin hızına ve adım ritmine uygun halde çalışıyor ve ayağı otomatik olarak adım atma pozisyonuna getiriyor; böylece tökezleme ihtimali önleniyor.

Tüm bu teknolojiler önceleri sadece paralimpik yarışlar için geliştirildi. Özellikle genç engelliler, bu modern protezler sayesinde neredeyse eskiden olduğu gibi koşabilmeyi, kayak yapabilmeyi veya yüzmeyi ümit ediyorlar. Ameliyatlar, rehabilitasyon önlemleri ve kullanılan teknolojiler birbiriyle uyum sağladığı takdirde bu umutlar gerçekleşiyor da.

Ortopedi teknisyenleri sadece protezler konusunda değil, örneğin “varis çorabı” olarak da anılan, kompresyon çorapları konusunda da bilgi sahibiler. Geniş bir alana etki yapan bu tür çoraplar, reseptörler sayesinde deri altındaki adalelerin hareketlenmesine katkıda bulunuyor. Bu yüzden kompresyon çorapları futbolcular tarafından da kullanılıyor. Hatta triatlon yarışçıları vücudun tamamı için kompresyon giysileri kullanıyor. Bu konuda da normal hastalar, performans sporcularının deneyimlerinden yararlanıyor.

“Kompresyon çoraplarındaki örgü teknikleri daha iyi hale getiriliyor. Sporcular, koşarken çorabın bacağı rahatsız etmesini kesinkes kabul etmezler; ayrıca bu çorapların hava geçirir nitelikte olması gerekir. Kısacası, bu teknolojide otomatik olarak bir yenilik hamlesi gerçekleşti.”

Engellinin “zihniyet değişimi”

Profesör Bernhard Greitemann, tasarımda da değişimler olduğunu, ünlü Alman modacı Wolfgang Joop’un modern kompresyon çorapları tasarladığına işaret ediyor. Greitemann, protezlerde de tasarımların değişmekte olduğunu ve engellilerin bu değişime katkıda bulunduğunu söylüyor:

“Çok sayıda hastam var ki, bunlar sakat organlarını göstermekten hiç çekinmiyor, hatta bunları özellikle sergilemek istiyorlar. Örneğin protezlerin tutma yerlerinin ten renginde boyanmamasını, üzerlerine Harley Davidson motoru desenleri yapılmasını arzu ediyorlar. Örnekler çoğaltılabilir. Suni diz protezini göstermekten kaçınmayan hastalar da var mesela.”

Paralimpik yarışların ve Oscar Pistorius’un bir parsın bacaklarına benzeyen karbon protezlerinin görüntüleri, belki de performans sporunun ötesinde, engellilere yönelik farklı yaklaşımlara ve bu konuda daha cesaretli olunmasına yol açıyor.

İnternette yeni dönem başlıyor!

Güvenli internet uygulaması ile ilgili 22 Ağustosta başlayan üç aylık test dönemi 22 Kasım salı günü sona erecek.

İnternet kullanıcıları, bu tarihten itibaren güvenli internet hizmetini isteğe bağlı ve ücretsiz olarak kullanabilecek.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), Güvenli internet hizmetinin, çocukların ve gençlerin internet üzerindeki bilgi kirliliğinden ve zararlı içeriklerden korunmaları amacıyla geliştirdiği bir proje olarak ortaya çıktı.

Düzenleme, internet kullanıcılarının BTK’ya ilettikleri talepler ve şikayetler dikkate alınarak yapıldı. BTK’nın işletmecilerle yapılan teknik çalışmalar sonucunda ”İnternet’in Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar”ın Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu tarafından belirlenerek yayımlanmıştı.

Bu esaslara göre, ”güvenli internet” ile ilgili 22 Ağustos’ta başlayan 3 aylık test süreci 22 Kasım Salı günü sona erecek ve Türkiye’de güvenli internet dönemi başlayacak. Salı gününden itibaren internet kullanıcıları güvenli interneti, isteğe bağlı ve ücretsiz olarak kullanılabilecek.

Güvenli internet hizmetinin alt yapısı erişim sağlayıcılar tarafından oluşturuldu. Tamamen isteğe bağlı ve ücretsiz verilecek hizmeti, talep edecek abonelerin isteklerini internet servis sağlayıcılarına bildirmeleri gerekiyor.

Hiçbir talepte bulunmayan kullanıcılar ise mevcut internetlerini kullanmaya devam edecekler. Güvenli internet hizmetinde çocuk ve aile profili olmak üzere iki profil bulunuyor. Aboneler diledikleri an internet servis sağlayıcılarından temin ettikleri parola ve kullanıcı adı ile profiller arasında geçiş yapabilecekler ya da hizmetten memnun kalmamaları veya ihtiyaç hissetmemeleri durumunda güvenli internet hizmeti almayı kesebilecekler.

-Sistem nasıl işleyecek?-

Güvenli internet konusunda yapılan düzenleme 28 Temmuz 2010 tarihinde yayımlanan tüketici hakları yönetmeliğinde yer alan bir maddeye dayanıyor. Buna göre kişi eğer isterse güvenli internet kullanma hakkına ücretsiz sahip olabilecek.

Türkiye’de 11,5 milyona yaklaşan aktif internet kullanıcısından 22 bini güvenli internet profili kullanıyor.

Düzenlemeyle ücretsiz, hızı düşük olmayan ve herhangi bir başvuru yapmaya gerek kalmayan güvenli internete sahip olunabilecek. Bu konudaki istemlerini belirten kullanıcılara bir kullanıcı adı ve şifresi verilecek. Güvenli internet hizmetinden yararlanmak isteyen kullanıcılar, bu kullanıcı adı ve şifre ile hizmetten kullanmaya başlayabilecekler. Güvenli internet hizmeti alan kullanıcılar istedikleri zaman çocuk seçeneğine, aile profiline ve birtakım alt profillere geçebilecek.

İnternet servis sağlayıcıları kullanıcı istediği takdirde güvenli internet profillerini temin etmekle yükümlü olacak


ABD’den Fatih projesine övgü!

ABD Başkanlık Yenilik ve Teknoloji Danışmanları Komitesi üyesi Stephen Brobst, Türkiye’de eğitimde tablet kullanılması yönünde başlatılan projeye övgüler yağdırdı.

ABD Başkanlık Yenilik ve Teknoloji Danışmanları Komitesi üyesi Stephen Brobst, önümüzdeki dönemde tablet bilgisayarlar gibi mobil araçların, sağlık, eğitim, finans gibi alanlarda bireyler için çok daha önemli hale geleceğini belirterek, “Bu nedenle Türkiye’nin ilk ve orta dereceli eğitim kurumlarına Fatih Projesi kapsamında yapacağı teknoloji yatırımı, ileriye dönük olarak çok istikrarlı bir yatırım” dedi.

“Veri ekonomisi”ne ilişkin açıklamalarda bulunan Brobst, son dönemde ekonominin, tedarik zincirinden sağlık sektörüne kadar her alanda bugüne kadar hiç olmadığı kadar veri merkezli yönetildiğini belirtti.

Veri ambarı alanında faaliyet gösteren Teradata Şirketinin teknoloji sorumlusu da olan Brobst, üyesi bulunduğu komitenin, her federal organizasyonun muhakkak bir veri stratejisi olması gerektiğini ısrarla vurguladığını aktararak, günümüzde veri altyapısının artık çok daha kritik hale geldiğini dile getirdi.

Brobst, “Çünkü yeni ürünler, yeni beklentiler tamamen verilerin yönlendirmesiyle şekillenecek. Dolayısıyla ekonomiyi de bir noktada verilerin yönlendireceğini ifade edebiliriz” diye konuştu.

Teradata şirketinin bölgede en çok Türkiye ve Rusya pazarına yatırım yapacağını söyleyen Brobst, veri ekonomisi açısından bakıldığında Türkiye’deki birçok kurumundünya standartlarında olduğunu ifade etti.

Brobst, Türkiye’deki ilköğretim ve orta öğretimdeki sınıflara akıllı tahta uygulaması ve öğrencilere tablet bilgisayarlar dağıtılmasını hedefleyen Fatih Projesi’ne ilişkinsoru üzerine, eskiden, teknolojik yeniliklerle çoğunlukla iş yerlerinde tanışan insanların günümüzde artık bu alandaki gelişmeleri evlerinde tanıyabildiklerini anlattı.

Teknolojik yenilik beklentisinin artarak devam edeceğini ifade eden Brobst, önümüzdeki dönemde internet ve bilgiye erişimin tamamen tablet bilgisayarlar ve akıllı telefonlar üzerinden gerçekleşeceğini söyledi.

Önümüzdeki dönemde bilginin çok daha yüksek bir oranda mobil araçlardan talep edileceğine işaret eden Brobst, “İnsanlar ileriye dönük kişisel kararlarını almadan önce ilgili bilginin kendilerine mobil araçlarla ulaştırılmasını isteyecekler. Tablet bilgisayarlar gibi mobil araçlar, sağlık, eğitim, finans gibi alanlarda bireyler için çok daha önemli hale gelecek” şeklinde konuştu.

“Bu nedenle Türkiye’nin ilk ve orta dereceli eğitim kurumlarına yapacağı bu teknoloji yatırımı, ileriye dönük olarak çok istikrarlı bir yatırım” diyen Brobst, kitapların tabletbilgisayara taşınmasının yanında sistem üzerinden bilgi analizi yapılabilmesinin de çok önemli olduğunu vurguladı.

2013’de toplam bilginin üçte birine tablet bilgisayarlarla erişileceğine ilişkin öngörüyü hatırlatan Brobst, kendisinin öngörüsünün ise toplam bilginin yarısına tablet bilgisayarlar üzerinden erişileceği yönünde olduğunu belirtti.

-“Artık algı sosyal medya ortamlarında yönetiliyor”-

Günümüz dünyasında çok fazla veri oluştuğuna dikkati çeken Brobst, bu noktada sosyal medyada oluşturulan veriler kullanılarak yapılacak analizlerin önemine değinerek, şunları kaydetti:

“Hükümet olsun şirket olsun, sosyal medyada hakkınızda nasıl bir algının oluştuğunu analiz etmeniz gerekiyor. Sosyal medya verilerini toplayarak, hakkınızda iyi mi kötü mü konuşulduğunun, yaptığınız bir konuşmanın etkisinin nasıl oluştuğunun analizini yapabiliyorsunuz. Diğer taraftan, sosyal medya ortamlarında bir kişinin düşünce liderliği yapıp yapmadığını, hakkınızda yazdığı şeyin sizi ya da pazarınızı nasıl etkilediğini yine bu sosyal medya analizleriyle öğrenebiliyorsunuz. Aslında artık algı sosyal medya ortamlarında yönetiliyor. Yaptığınız bir açıklamayla ilgili algıyı, twitter’da, facebook’taki yankısıyla anlayabiliyorsunuz.”

Eskiden verilerin sadece iş kararlarını yönlendirdiğini anımsatan Brobst, günümüzde ise bireylerin de kararlarını verilerin yönlendirmesiyle alacağı bir yapıya doğru gidildiğini vurguladı.

-“Finansal kriz gelirlerimizi arttırdı”-

Hükümetin bir internet sitesi üzerinden ABD vatandaşlarının kendileriyle ilgili bilgilere şeffaf şekilde ulaşabildiklerini aktaran Brobst, ABD Başkanı Obama’nın diğer başkanlara göre teknolojiye çok daha fazla önem verdiğini ve teknolojiyi kullandığını ifade etti.

Brobst, “Özellikle de vatandaşların yaşam kalitesinin arttırılması konusunda teknolojinin nasıl kullanılabileceğine önem veriyor. Önceki başkanlar güvenlik ve askeri alanda daha çok teknoloji yatırımı yaparken, Obama ise teknolojinin sağlık, ulaşım, gibi sosyal alanlarda da kullanılmasına önem veriyor. Başkan Obama’ya teknoloji danışmanlığı yapan ve 3’ü ticaret dünyasından, 9’u da akademik yaşamdan gelen 12 kişilik kurulda bulunmak benim için çok önemli ve bir onur. Kurulumuz, sadece taktiksel olarak değil, uzun dönemde Amerikan vatandaşlarının hayat kalitesinin arttırılması için hükümetin neler yapması gerektiğinin çalışmasını yapıyor” şeklinde konuştu.

Finansal krizin bir çok kişi ve kurumu olumsuz etkilediğini anımsatan Brobst, “Tabiki finansal kriz çok kötü bir şey ama Teradata şirketi için olumlu sonuçlar doğurdu. Çünkü bankalar geleneksel şekilde veriyi kullanmadan, analiz etmeden artık iş yapamayacaklarını anladılar. Sadece Türkiye’de değil tüm dünyada finansal kriz sırasında Teradata’nın gelirleri arttı” dedi.


ODTÜ’nün genetikçileri ABD’yi salladı!

ODTÜ’nün genetikçileri ABD’de düzenlenen uluslararası proje yarışmasında parmak ısırttılar.

ODTÜ’nün genetik mühendisler takımı, kimyasal sinyallere insan hücresi gibi tepkiler verebilen “canlı makineler” yapmaya olanak tanıyan “Mining for BioBricks” isimli yazılımlarıyla, ABD’de MIT’nin düzenlediği uluslararası proje yarışmasında, dünya ikincisi oldu.

DÜNYA İKİNCİSİ OLDULAR

ODTÜ Enformatik Enstitüsü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yeşim Aydın Son, sentetik biyoloji alanının, ABD Devlet Başkanı Barack Obama’nın da gelecek vadeden 10 önemli bilimsel araştırma alanından biri olarak işaret ettiğini belirterek, bilim üssü olarak kabul edilen MIT’nin de bu alanda 2003 yılından bu yana International Genetically Engineered Machines (iGEM) adıyla uluslararası bir yarışma düzenlediğini anlattı.

Yrd. Doç. Dr. Son, yarışmanın ana amacını, standardize edilmiş sentetik DNA parçalarını kullanarak biyolojik sistemlerin tasarlanması ve tasarlanan fonksiyonel sentetik elementlerin hücre içine aktarılarak işletilmesi olarak özetledi. Yarışmaya katılacak tüm ekiplerin bu yazılımı kullanarak canlı makineler geliştirdiklerini bildiren Son, ODTÜ Enformatik Enstitüsü tarafından internet üzerinden sunulan bir program olarak geliştirilen “Mining for BioBricks” programının, sentetik biyolojistlerin moleküler makineleri genetik olarak tasarlamalarını hızlandıracağını belirtti.

170 TAKIM ARASINDAN SEÇİLDİLER

“Mining for BioBricks” sayesinde sentetik biyologların iGEM tarafından sağlanan DNA yapılarının bilgilerine ulaşılan veritabanını tarayarak, tasarlamak istedikleri moleküler makineler için gereken DNA parçalarına ulaşıp, en uygun hangi kombinasyonda düzenlemeleri gerektiğini değerlendirebileceklerini anlatan Son, gelecek yılki iGEM yarışmasına katılacak takımların bu projeden çok faydalanacaklarını vurguladı. Son, sentetik biyoloji ve canlı makineler üzerine şu bilgileri verdi:

CANLI MAKİNENER MÜMKÜN

“Canlı makineler, insan hücresi gibi kimyasal sinyallere renk, ışık ve koku gibi bir takım tepkiler verebiliyor. Canlı makineler, gelecekte sulardaki parazitlerin biyobelirteçler aracılığıyla tanınmasından tarım alanında hangi bölgenin hangi tür gübreye ve bakıma ihtiyacının bulunduğunu bulmaya kadar pek çok alanda kullanılabilir hale gelecek. Bu örnekler, geçmiş yıllardaki yarışmalarda da karşımıza çıktı. Bu tepkilerin verilebilmesi için çok iyi alt yapısı olan yazılım teknolojilerine ihtiyaç bulunuyor. Bunun için veri madenciliği gerekiyor. Biz de çalışmamızda veri tabanını network mantığı ile organize ettik ve kullanıcıya etki veya tepkiyi verebilecek bütün makineleri yapabilecekleri biyoparçacık parçalarını sunuyoruz. Böylece bu makineler için gerekli taramalar bir ay gibi uzun süreler yerine bir kaç saniye içinde yapılabiliyor.”

ODTÜ takımının liderliğini ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tolga Can ile birlikte yürüttüklerini ifade eden Son, bu yılki yarışmaya tüm kategorilerde 170 takımın katıldığını bildirdi. Yarışmanın finalinde ise 65 takımın yer aldığını, 15 yazılım takımının katıldığı Dünya Şampiyonasında yazılım kategorisinde 4 takımın yarışmaya hak kazandığını bildiren Son, ODTÜ ekibinin geliştirdiği yazılımın şampiyonada “en iyi veri tabanı kullanımı” özel ödülünü aldığını; ayrıca ekibin çalışmalarının iGEM yazılım takımları arasında dünya ikincisi olduğunu bildirdi.

METU-BIN iGEM Yazılım Takımı, ODTÜ Enformatik Enstitüsü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yeşim Aydın Son, ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Tolga Can önderliğinde Mart 2011’de kuruldu. Takım üyelerinin projesi, Ekim ayında iGEM Avrupa elemelerinde gümüş madalya derecesini almış ve iGEM dünya şampiyonasında yarışmaya hak kazanmıştı.

Dünya Şampiyonası’na katılan takım, Burcu Yaldız, Gökçe Oğuz, Gökhan Ersoy, Güngör Budak, Saygın Karaaslan, Ogün Adebali, Oytun Önal’dan oluştu. METU-BIN takımı, şampiyona için TÜBİTAK, ODTÜ Teknokent A.Ş. ve AKGÜN Yazılım tarafından desteklendi.


Alzheimer’a karşı çay ve kahve!

Kahve içmenin, çağın hastalığı alzheimerın oluşma riskini yarı yarıya azalttığı belirtildi.

Reem Nöroloji Merkezi kurucusu nöroloji uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, tüm dünyada 20 milyon kişinin alzheimer nedeniyle kronik unutkanlık yaşadığını, Türkiye’de de 300 bin alzheimer hastası bulunduğunu belirtti.

Konuya ilişkin açıklama yapan Yavuz, günlük yaşamın koşuşturmacası, internet, yeteri kadar kitap okumamak gibi bir sürü nedenden kaynaklanan unutkanlığın pek çok kişinin yaşadığı bir sorun olduğunu, teknoloji sayesinde bilgiye kolayca ulaşabilmenin rahatlığın da zihni tembelleştirerek unutkanlığı daha da artırdığını aktardı.

Unutkanlığa karşı beyni, kelimenin tam anlamıyla çalıştırmak, yormak gerektiğini vurgulayan Yavuz, ”Tüm dünyada 20 milyon kişi, alzheimer hastalığı nedeniyle kronik bir unutkanlık yaşıyor. Türkiye’de de yaklaşık 300 bin alzheimer hastası bulunuyor. Hastalık, sadece hatırlama güçlüğü yaratmakla kalmıyor, kişiyi zihinsel karmaşaya sürüklüyor, günlük yaşamını her zamanki gibi idame ettirmesini engelliyor” diye konuştu.

Alzheimer hastalığında, unutkanlık ile ortaya çıkan hafıza ve bellek fonksiyonlarında başlayan dejenerasyonun, zamanla diğer beyin fonksiyonlarına da sıçrayarak, başta konuşma ve yürüme olmak üzere tüm kişisel ve sosyal faaliyetleri tedrici olarak bozabildiğini belirten Yavuz, bu hastalığın zaman içinde hastanın aile yakınlarının destek ve bakımına ihtiyaç duyduğu ilerleyici, düşkünleştirici bir beyin hastalığı olduğunu kaydetti.

-Teknoloji hafıza düşmanı-

Alzheimer hastalığının, günümüzde tıp dünyasının en çok bütçe ayırdığı ve üzerinde en çok uğraş verdiği hastalıkların başında geldiğini belirten Dr. Yavuz, sadece ABD’de her yıl 100 milyar dolar civarında bütçenin alzheimer ve tedavisi için harcandığına dikkat çekiyor. Nöroloji uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, ”Sağlık alanındaki gelişmelerle birlikte ortalama insan ömrünün uzaması yanında, teknolojinin gelişimi ile beraber dev bir problem şeklinde ortaya çıkan elektromanyetik kirlilik de alzheimer hastalığını tetiklemektedir” dedi.

Yavuz, şöyle devam etti:

”Dünyamız gittikçe şehirleşmekte ve kırsal nüfus gittikçe azalmaktadır. Elektromanyetik kirlilik ise şehirlerde ve büyük metropollerde had safhadadır. Maalesef gelişen teknoloji ile paralel olarak elektromanyetik yoğunluk ta artmaktadır. Özellikle çarpık ve yoğun yapılanmanın olduğu İstanbul gibi şehirlerde tehlike daha da büyüktür. Cep telefonu sinyalleri, TV ve radyo, telsiz dalgaları, kablosuz internet ve telefon ortamları, yüksek gerilim hatları ve elektronik cihazlar tehlikeli elektromanyetik kirliliğe neden olmakta bu ise beynimizin her taraftan elektromanyetik saldırılara maruz kalmasına neden olmaktadır.”

-”Kahve ve çay alzheimer oluşma riskini yüzde 50 oranında azaltıyor”-

Uzman doktor Yavuz, bilim adamlarının kahve-çay ve alzheimera ilişkin çalışmasına değinerek, İsveç ve Finli nörologların, 10 yıl boyunca 1400 hasta üzerinde yaptıkları çalışmalar hakkında bilgi verdi.

Yavuz, şunları ifade etti:

”İsveçli ve Finli nörologların, 10 yıl süren çalışmalar sonucunda, kahve içmenin, çağın hastalığı alzheimerın oluşma riskini yarı yarıya azalttığını buldular. 1400 gönüllü hasta üzerinde yaptıkları çalışmalar sonucu günde 3 ila 5 fincan kahve içenlerde, içmeyenlere göre yüzde 50 oranında alzheimer oluşma riskinin azaldığının belirlendi.

Kahvenin içerdiği kafein maddesinin, alzheimer oluşumunda rol oynayan beta amiloid birikimini önemli ölçüde azalttığı ve böylece alzheimer gelişmesini önlediği tahmin ediliyor.”

Dr. Yavuz, daha önceki yıllarda birçok bilimsel makalede yer alan fareler üzerinde yapılan çalışmalarda da farelere içirilen kahvenin, beyinde alzheimera neden olan beta amiloid birikimini önlediğinin tespit edildiğini hatırlattı.

Birçok araştırmacının ortak fikri olarak kahvenin, sinir sistemini koruyucu bir özelliğe sahip olduğunun bilindiğini vurgulayan Yavuz, kahvenin içinde çok miktarda barındırdığı kafeinin, sinir sisteminin düzenleyici bir uyaranı olduğunu belirterek, ”Unutkanlığı toparlayıcı, ayrıca hafıza ve önbellek fonksiyonları üzerinde olumlu etkileri biliniyor. Yani, asırlardan beri birçok insanın, zinde ve uyanık kalmak için her gün kahve içmesi boşuna değil. Kahvenin aynı zamanda diyabet hastalığı, parkinson ve karaciğer hastalıkları üzerinde de koruyucu rol oynadığı iddia ediliyor” diye konuştu.

-”Alzheimer hastalarında kahve ve çay tüketimi fakir”-

Nöroloji uzmanı Yavuz, 2 fincan kahvenin, ihtiva ettiği kafein bakımından, yaklaşık 10 fincan çaya eş değer olduğunu, çay ve alzheimer ilişkisine yönelik bir çalışma bulunmamasına rağmen kahve gibi çayın da hafıza fonksiyonları üzerinde olumlu etkiler gösterdiği söylenebileceğini vurguladı.

Yavuz, ”Kendi klinik gözlemlerime dayanarak, alzheimer tanısı almış hastalarda, oldukça zayıf çay ve kahve tüketimi izlenimi ediniyoruz. Dolayısıyla her ne kadar bilimsel kesin bir veri olmamakla beraber, çayın da alzheimer hastalığında koruyucu rol oynadığını söyleyebiliriz” diye konuştu.

-Yeşil çay da faydalı-

Yeşil çayın da barındırdığı antioksidanlar ve flavnoid maddesi ile alzheimer hastalığına neden olan beta amiloid birikimini azalttığını kaydeden Dr. Yavuz, ”Bilinen en iyi ve etkili antioksidanlardan biri olan EGCG (epigallocatechin-3-gallate) yeşil çay içinde bolca bulunmaktadır. EGCG’nin ise unutkanlığa neden olan beta amiloid birikimini önleyici etkisi mevcuttur” dedi.

Nöroloji uzmanı Yavuz, sözlerini şöyle tamamladı:

”Gerek siyah, gerekse de yeşil çay, alzheimer hastalığında rol oynayan asetilkolinesteraz enziminin aktivitesini yok etmektedir. Halbuki kahvenin bu enzim üzerinde bir etkisi yoktur. Şu an günümüzde tek tedavi girişimi, ilaçlarla asetilkolinesteraz enzimini yok etme amacına yöneliktir. Maalesef beyinde ki amiloid madde birikimini önleyen kesin bir ilaç henüz keşfedilmemiştir. Hülasa olarak, alzheimer hastalığı üzerinde aynı kahve gibi koruyucu ve önleyici bir etki gösterdiğini düşündüğümüz geleneksel çayımızla alakalı olarak uzun vadeli bilimsel araştırmaların yapılmasına ihtiyaç vardır. Ancak çayın da alzheimer hastalığından koruması kuvvetle muhtemeldir.”


Uzaydan Türkiye Görüntüsü

Uzaya ilk ayak basan ABD’li kadın Astronot Kathryn Sullivan, Türkiye’nin uzaydan kesinlikle büyüleyici gözüktüğünü belirterek, ”Hepimizin okul yıllarından beri öğrendiği Türkiye’nin coğrafi konumu ve Boğaz’ı, uzaydan aynı gerdanda duran gümüş kolyenin üzerindeki değerli taş gibi görünüyor” dedi.

TÜBİTAK’ın ev sahipliğinde İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenen Küresel Yer Gözlem Grubu (GEO)’nun 8. Devletlerarası Genel Kurulu’na katılmak üzere İstanbul’da bulunan Sullivan, uzayda yaşadığı tecrübe ve küresel ısınma ile ilgili konularda bilgi verdi.

Sullivan, bir çok kişinin hayallerini süsleyen astronotluğu küçük yaşlardan beri merak ettiğini, dünya coğrafyasına çocukluğundan beri inanılmaz derecede ilgi duyduğunu, okul yıllarında ise bu ilgisinin özellikle fen ve deniz bilimi derslerinde ortaya çıktığını söyledi.

Sullivan, insanlar arasında ”uzayda yürümek” diye bilinen tabirin ”uzayda yüzmek” diye düşünüldüğünde daha mantıklı olabileceğini belirterek şunları söyledi:

”Uzayda bulunmak gerçekten de harika bir tecrübe. Ben 1984 yılında çıktığım uzayda 10 gün kaldım ve 3 buçuk saat yürüdüm. Uzaydayken sanki yüzüyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Dünyayı çerçevesiz yanı başınızda hareket ederken izlemek inanılmaz bir duygu. Fakat biz oraya görev icabı gittiğimiz için zamanımızı iyi kullanarak yapmamız gereken işleri halletmemiz de gerekiyordu. Uzaya gitmek çok iyi organize edilmiş bir koreografi. Arkadaşlarınızla belli bir koreografi içerisinde çalışmanız gerekiyor. Yani aynı tek koreografide bulunan dansçılar gibi oluyorsunuz. Çok meşgul ve konsantre oluyorsunuz ama aynı zamanda da harika bir yerdesiniz. Yani birçok şeyi tek seferde yaşama fırsatı yakalıyorsunuz.”

Türkiye Uzaydan Nasıl Görünüyor?

İstanbul’a ilk gelişi olduğunu dile getiren Sullivan, ”Türkiye’ye ilk defa gelmeme rağmen ben aslında uzaydan Türkiye’nin her yerini gördüm. Türkiye uzaydan kesinlikle büyüleyici gözüküyor. Hepimizin okul yıllarından beri öğrendiği Türkiye’nin coğrafik konumu ve boğazı aynı gerdanda duran gümüş kolyenin üzerindeki değerli taş gibi görünüyor. Tarih kitaplarını okuyup bunları öğrenmek uzun zaman alıyor ancak uzaya gidip görmek sadece dakikanızı alıyor” dedi.

İklim Değişikliği Uzaydan Görünebiliyor

Son zamanlarda daha çok hissedilen iklim değişikliği hakkında da değerlendirmelerde bulunan Sullivan, uzaydan da iklim değişikliğinin görülebildiğini, bunu birden fazla uzaya gitme fırsatı bulan astronot arkadaşlarının daha rahat görebilme fırsatı bulduğunu anlattı.

Sullivan, uzaydan, iklim değişikliğinin toprak kullanımı ve kıyı boylarındaki şekil değişikliği ile de fark edilebilir olduğuna dikkati çekerek, ancak 6 ay yada 1 yıl kalan astronotların dünyadaki renk ve mevsimlerin değişmesine, yaklaşan fırtınanın ardından gelecek kara da şahit olabileceklerini, yani iklim değişikliğinin tüm sinyallerini uzaydan görmenin mümkün olduğunu kaydetti.

Kathryn Sullivan, örnek vermek gerekirse küçüklüğünde gördüğü uzay fotoğraflarındaki Orta Batı Afrika’nın belirgin bir şekli, mavi ve yeşil renkleri olduğuna dikkati çekerek, uzaydan kendi gözleriyle baktığında ise parmak izine benzeyen ve etrafında çok az bir su bulunan bir yer gördüğünü anlattı.


İlk bor ile çalışan yerli oto test edild

Dünya bor rezervlerinin yüzde 70’inden fazlasına sahip olanTürkiye’de borla çalışan otomobilintest edilmesi yerli otonun üretiminin tartışıldığı bugünlerde heyecana neden oldu.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün,Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ve Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü bünyesinde yürütülen proje kapsamında Sodyum Borhidrürlü Yakıt Pilli aracı test etti.

Sodyum Borhidrür Yakıt Pilli Araç projesi 2009 yılı aralık ayında Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü (BOREN) desteğiyle TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi’nde (MAM) başladı. Projekapsamında araç üzerine entegre borhidrürden hidrojen üreten sistem geliştirildi ve yine araç üzerinde bulunan yakıt piline beslenerek aracı sürmek için gereklienerji üretildi.

AA muhabirinin borla çalışan araca ilişkin sorularını yanıtlayan Ergün, Türkiye’nin 2023 vizyonu çerçevesindeki en önemli hedeflerinden birinin, küresel çaptamarkalar oluşturmak olduğuna işaret etti.

Ergün, bu hedef doğrultusunda Bakanlık olarak otomotiv sektörüne yönelik çalışmaların başında, yerli bir otomobil markası oluşturmak geldiğini hatırlatarak, içten yanmalı motor teknolojileriyle birlikte, yeni nesil teknolojilere, bu alandaki çalışmalara da ayrı bir önem verdiklerini söyledi.

Bugün dünyada otomotiv sektöründe mevcut teknolojilerin yanı sıra elektrikli ve hibrit elektrikli araçlar gibi yeni nesil teknolojilerde de yoğun çalışmalar yapıldığını vurgulayan Ergün, Bakanlık olarak dünyadaki gelişmelere paralel olarak, elektrikli ve hibrit elektrikli araçlar gibi, alternatif yakıt teknolojileri kullanan araçlar konusundaki çalışmalara önemli destekler verdiklerini ifade etti.

Bakan Ergün, hammaddesi bor olan yakıt pilleriyle çalışan araçlar konusunda Türkiye’de önemli çalışmalar yapıldığını belirterek, şunları kaydetti:

”Dünya bor rezervinin yüzde 70’inin ülkemizde bulunması bu alandaki çalışmalarımıza ayrı bir anlam katmaktadır. Niçin ülkemizdeki bor hammadde potansiyelimizi kullanmayalım? Yapılan araştırma ve geliştirme faaliyetleri, cam, seramik, tarım ve çimento gibi sektörlerde başarıyla kullanılan bor elementinin, otomotiv sanayisinde de etkili bir biçimde kullanılabileceğini gösteriyor.

Günümüz elektrikli araçlarda lityum iyon piller kullanılıyor. Ancak bu piller araç içerisinde fazla yer kaplıyor ve hacmine göre düşük verimde enerji sağlıyor. Yapılan araştırmalar bor kullanılan yakıt pillerinin mevcut pillere nazaran birçok avantajı olduğunu gösteriyor. Bor içerikli pillerdeki verimliliğin oldukça yüksek değerlerde olması, elektrik üretim sürecinde hareketli hiçbir parça bulunmaması nedeniyle gayet sessiz çalışması, düşük hacimli ve uzun ömürlü olması ve motorlardaki gaz emisyonlarının da oldukça düşük olması diğer pillere göre bor yakıtlı pillerin önemli avantajları arasındadır.”

-”TSK’nın araçlarında da kullanılabilir”-

Bu çerçevede, bor içerikli yakıt pilleri geliştirilmesi amacıyla, TÜBİTAK ve Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü bünyesinde bir proje yürütüldüğüne işaret eden Ergün, söz konusu proje çalışmaları sonucu yapılan testlerde gayet olumlu ve güzel sonuçlar alındığını bildirdi.

Bakan Ergün, kendisinin de bor içerikli pil ile çalışan otomobille yaptığı test sürüşünde aracın performansından oldukça memnun kaldığını ifade ederek, şunları söyledi:

”Bor içerikli bu yakıt pilleri, farklı bir alternatif olarak karşımızda duruyor. Yerli otomobil üretimi için girişimde bulunacakların üretim aşamasında bu konuya yönelik de ARGE çalışmaları yapmaları gerekiyor. Geliştirilecek bu piller sadece otomotiv sanayinde değil, savunma sanayinde de kullanılabilir. Özellikle, Türk Silahlı Kuvvetlerinin arazide kullandıkları ağır bataryalar yerine daha hafif ve daha fazla enerji veren bu pillerin kullanılması mümkündür.

Bu alana yönelik yapılan tüm çalışmalardan amacımız Türkiye’yi, teknolojiyi takip eden değil, belirleyen bir ülke haline getirmektir. Kendi potansiyelimizi açığa çıkaracak bu tür yenilikçi projeler, bizim için son derece değerlidir, anlamlıdır. Bakanlık olarak her zaman teknolojik gelişmenin, araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin ve de yüksek katma değer oluşturan projelerin destekçisi olduğumuzu da hatırlatmak istiyorum.”

-Sodyum Borhidrür Yakıt Pilli Araç-

Araca ilişkin verilen bilgiye göre, proje kapsamında araca uygun yakıt depolama, gaz yıkama, hidrojen üretim reaktörünün tasarımı ve üretim katalizörlerinin sentezi yapıldı. Üretilen katalizör proje kapsamında özel olarak sentezlendi. Başlangıç anından itibaren 3 dakika içinde tam kapasitede gaz üretimine başlayan sistemde, üretilen gaz 3 kW’lık yakıt pilini sürekli olarak çalıştırabilmekte. 3 kW’lık yakıt pili sistemi proje kapsamında özel olarak tasarlandı.

Tamamen yerli yapım olarak gerçekleştirilen araç içerisinde 20 beygirlik elektrik motoru bulunuyor. Proje için özel olarak yaptırılan tamamen yerli motor ile aracın maksimum hızı 80 km/saat ve menzili 100 km olarak ölçüldü. Araç 1 kilogram borhidrür ile 35 kilometre yol gidebiliyor.

-885 milyon tonluk kaynak-

Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü (BOREN) verilerine göre, dünya rezervinin yüzde 70’inden fazlasına sahip olan Türkiye’de yaklaşık 900 milyon ton bor rezervi tespit edildi.

Tarım, ahşap, selülozik izolasyon, çimento, yakıt, enerji alanında kullanımı için 101’i tamamlanmış, 43’ü devam eden, 24’ü değerlendirme ve 1’i onaylanıp sözleşme aşamasında olan projeyle birlikte toplam 334 çalışma bulunan borla ilgili en son ”Doğrudan Sodyum Bor Hidrürlü Yakıt Pili Üretimi ve Entegrasyonu”yla ilgili Türk patent Enstitüsü’nden patent de alındı.

Dünyada bilinen bor rezervlerinin ülkelere göre dağılımı ise şöyle:

Ülke Toplam Rezerv (Bin ton)

Türkiye 885.000

ABD 80.000

Rusya 35.000

Çin 47.000

Arjantin 9.000

Bolivya 19.000

Şili 41.000

Peru 22.000

Kazakistan 102.000

İran 1.000

Toplam 1.241.000


%d blogcu bunu beğendi: