Tarihe malolmuş KAHİRE’DE Heykeli dikilen LAZ.

Gazeteci Özkan Altıntaş’ın Kahire gezisi sırasında rastladığı ve
resmedip not düştüğü bu satırlar, Lazlar’ın sınırlar ötesindeki
hikâyesini anlatıyor: 1986 yılında Mısır’a ilk kez gittiğimde elimde fotoğraf makinem târihi
kent Kahire’yi dolaşıyordum. Müze gezim sırasında yolum Nil nehrinin
kıyısında bir meydana düştü. Bindiğim tramvay bu meydanı dolaşıyor,
sonra yeniden müzelerin bulunduğu semte gidiyordu. Meydanda bulunan
bir heykeli görünce tramvaydan indim. İlgimi çeken, yüksekçe mermer
bir kaide üzerine konulmuş, yaklaşık bir buçuk insan boyundaki
heykeldi. Belinde palası, üzerinde cepkeni, başında sarığı, kıvır
kıvır sakalları, çakmak çakmak bakan gözleri; Karadenizli olduğunu
ortaya koyan kanatlı iri burnu ile Osmanlı donanmasının kahraman
leventlerinden bir denizci heykeli tüm heybetiyle karşımda duruyordu.
Altındaki kaideyi okuduğumda şaşkınlığım bir kat daha arttı.
“Laz-Ogli Mohammed Bey” yazıyordu.
Yani adamlar Kahire’nin en güzel yerine Laz oğlu Muhammet Bey’in
heykelini dikip meydana adını vermişlerdi. Laz’ın heykelinin
fotoğraflarını çekip heyecan içerisinde hikâyesini öğrenmek üzere Türk
Konsolosluğu’na gittim. Anlattıklarına göre:

Pâdişah 3. Selim zamanında Fransızlar ve İngilizler Mısır’a saldırıp
Kahire’ye girmişlerdi. Kavalalı Mehmet Ali Paşa’ya yardım amacı ile
Osmanlı donanmasındaki leventler kahramanca savaşarak düşmanları
kovmuşlardı.Osmanlı Donanması’nda bulunan Laz Oğlu Muhammed Bey ise
gerçekten çok kahraman birisiymiş, emrindeki adamları ile canı
pahasına savaşarak bir mahallede çoluk çocuğu katledilmekten
kurtarmış.

Şehâdetle müşerref olan Laz Oğlu Muhammed Bey ise yüzlerce yıl sonra
hatırlanarak, adına ve aziz hâtırâtına Mısırlılar bir heykel
yaptırmışlar ve Kahire’nin en güzel mahallesinin meydanına da “Laz
Oğlu Meydanı” adını koymuşlar.İşte dünyâda bir eşi daha bulunmayan Laz
heykelinin hikâyesi böyle…

Lazoğlu Muhammet bey Heykelinin Çekilmiş Yeni Resmi.

Google Earth’tan heykelin bulunduğu konum

 


Reklamlar

ABD cehennem topunu hazırlıyor

Çeliği bile delip geçebilecek lazer topları dört yıl içinde hazır.

ABD Donanması’nın üst düzey yetkilileri, savaş gemilerinde kullanılacak lazer toplarının prototiplerinin dört yıl içinde hazır olacağını belirtti. NTV’nin haberine göre, ABD ordusunun, birkaç ay içinde lazer toplarını inşa edecek silah şirketleriyle masaya oturmaya hazırlandığı ifade edildi.

ABD Donanma Araştırmaları Bürosu’nda (ONR) yeni nesil silahların geliştirilmesinden sorumlu olan Mike Deitchman, Wired dergisine yaptığı açıklamada, “Lazer topları sesten yavaş hareket eden güdümlü füzeleri, hava araçlarını,  sürat teknelerini ve insansız hava araçlarını vurabilecek” dedi.

Lazer toplarının, ray silahıyla beraber gelecek 10 yılın en önemli silahları arasında yer alması bekleniyor. Ancak kısa zaman lazer toplarının gerçeğe dönüştürülmesi için ilk önce kağıt işlerinin halledilmesi gerekiyor. ONR’de lazer teknolojileri üzerinde çalışan Roger McGiness, “Silahı üretecek şirketin lazer için hangi kaynağı kullanacağı önemli… Lazerin kaynağı silahın üretim tarihini iki yıla çekebilir” dedi.

Deitchman prototipin istenen başarıyı göstermesi halinde üretimin 30 ile 60 gün arasında başlayabileceğini öne sürdü. ONR, prototipin üretilmesi için hazırlanacak sözleşmeyi bu yılın sonuna kadar sunmayı planlıyor.

ÇELİĞİ DELİP GEÇECEK
ABD Donanması’nın bilim-kurgu filmlerini anımsatan silahlara düşkünlüğü iki faktöre dayandırılıyor. Birincisi, teknoloji, diğer ise bürokrasi.

Teknoloji açısından bakıldığında, lazer silahları orduya bugüne dek ertelenen veya beklenen başarıyı gösteremeyen birçok projenin yanında, çalıştığı kanıtlanan yeni bir silah kazandıracak. Nisan 2011’de düzenlenen testte, oldukça zayıf bir lazer ışını hizmet dışı bırakılan bir destroyer üzerinde denendi. 15 kilowatt gücündeki lazer, 1,5 kilometre ötede ve hareket halindeki destroyeri vurarak alev almasına, nihayetinde batmasınına neden oldu.

Bürokrasi faktörünün altında ise ONR’nin ölçülebilir, lazer benzeri bir silah üretilmesini başarma amacı yatıyor. Geliştirilmeye çalışılan Free Electron Laser silahı, şu an 14 kilowatt gücünde ışın üretebiliyor. Bu da, aynı yönde ve aynı dalga boyunda yanan 140 ampüle eşdeğer. 100 kilowatt, ordunun kullanmak isteyeceği bir güç olarak kabul edilirken, bir megawatt, bir saniye içinde altı metre kalındığındaki çeliği delebilecek.

KARŞI ÇIKANLAR YOK DEĞİL
Lazer topları ABD Senatosu’nda tartışmalara neden olduğu gibi, InsideDefense.com, silahın gücü konusunda uzlaşmazlık olduğunu önesürdü. ONR, 100 kilowatt gücündeki ışınların kristal veya fiber optik kablolar içinden geçecek şekilde kullanılması gerektiğini savunuyor. Ordu ise silahın bir megawatt güce erişebilecek kapasitede olmasını istiyor.

100 kilowatt gücündeki lazer, bir megawatt’lık lazere kıyasla daha zayıf kalacağı gibi, fiber optik ve kristalle sabitlenmesi birçok dalga boyunda kullanılamayacağı anlamına geliyor. Ancak, daha güçsüz bir lazer silahı çok daha kısa zamanda yapılabilir. Ayrıca, bir megawatt gücünde olması istenen Free Electron Laser silahına kıyasla, 100 megawatt’ın bugün birçok hedefe karşı da etkili olacağı belirtiliyor.

Deitchman, “Kısa dönemde 100 megawatt’lık tek dalga boyundaki lazer ışını istediğimiz sonucu verecektir… Free Electron Laser ise uzun dönemli bir iş” dedi. Deitchman, mevcut savaş gemilerinin bir megawatt gücünde lazer silahına güç sağlayabilecek kapasitede olmadığını, ancak tek dalga boyundaki lazer toplarının gemilere konuşlandırılmasının daha kolay olduğuna dikkat çekti.

MEGAJUL ELEKTROMANYETİK RAY SİLAHI
ABD ve İngiltere’nin geliştirmeye çalıştığı bir diğer büyük silah, hipersonik bir fızla mermisini fırlatanray silahı. 12 metrelik namluya sahip olan silah, mermiyi bir milyon amper gücüyle ateşliyor. Öyle ki, mermi havada ilerlerken alevler saçıyor.

Ray silahları çok uzun menzile sahip oldukları gibi, yüksek patlayıcı taşımaya gerek duymuyor. İngiltere’nin uzay havacılık ve savunma şitrketi BAE Systems tarafından ABD Donanması için geliştirilen 32 MJ LRG (Megajul laboratuar ray silahı), bugün 64 MJ kapasiteye çıkartılmaya çalışılıyor.

Elektrikli oto 123 yıl önce Osmanlı’da vardı

Türkiye bu yıl çevre dostu, hıztutkunu ve yakıt tasarrufu sağlayan ilk elektrikli araçları kullanmaya hazırlanıyor. Oysa 123 yıl önce Yıldız Sarayı’nda teker döndürmüşlerdi..

Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, çevre dostu otomobil üretiminin dünyanın gündeminde olduğunu belirterek, ”Ülkemizde çevre dostu elektrikli otomobiller 123 yıl önce Yıldız Sarayı’nda ilk kez kullanılmıştı.

Osmanlı belgeleri ilk elektrikli arabayı ülkemize getirenin II. Abdülhamid Han olduğunu ortaya koymaktadır. 1888 yılında II. Abdülhamid, İngiltere’den ilk elektrikli arabayı sipariş etti.” dedi.

Otomotiv Distribütörleri Derneği’nin (ODD) 26’ncı Olağan Genel Kurulu’na katılarak açılış konuşması yapan Yazıcı, denizyoluyla İstanbul’a getirilen ilk aracındeneme sürüşünü de dönemin Maliye Bakanı’nın yaptığını aktardı.

Yazıcı’nın verdiği bilgiye göre Abdülhamid Han da arabayı Yıldız Sarayı’nda bizzat kendisi denedi. Sultanın elektrikli arabayla küçük bir kaza yaptığı da rivayetler arasında.

Yazıcı, otomotiv sektörünü, dünyanın her yerinde yüksek katma değer oluşturan bir sektör olarak tanımladı. Yazıcı, Türkiye’de yıllarca otomobilin zenginliğin bir göstergesi olduğunu ifade ederek, bugün ise otomobilin artık bir ihtiyaçkonumunda bulunduğunu söyledi.

Otomobilin artık orta gelir grubunun sahip olduğu bir araç olduğuna değinen Yazıcı, 2002’de bin kişiye 65 araç düşerken 2011 sonunda bin kişiye 141 araçdüştüğünü, 10 yılda yüzde 100’ün üzerinde bir artış gerçekleştiğini kaydetti.

Otomotiv sektörünün son iki yıldır dış ticaret açığı verdiğini anımsatan Yazıcı, bu durumun otomotiv sektörünün üretiminde ithal girdi oranının oldukça yüksek olduğunu gösterdiğini ifade etti.

Bundan tam 123 yıl önce elektirkli arabanın direksiyonunda olan isim de aracı İngiltere’den sipariş eden de SULTAN II. ABDÜLHAMİD’di..!!

Türkiye, bu sene içinde çevre dostu, hız tutkunu ve yakıt tasarrufu sağlayan ilk elektrikli araçları kullanmaya hazırlanıyor, oysa bu otomobiller bundan 123 yıl önce Yıldız Sarayı’nda teker döndürdü bile. Direksiyondaki isim de aracı İngiltere’den sipariş eden II. Abdülhamid Han.

İlk elektrikli arabalardan biri 1837’de İngiliz Robert Davidson’un ürettiği otomobildi. Sultan Abdülhamid Han’ın bu aracı sipariş ettiği sanılıyor.

Gerekli altyapının oluşması ve yeterli şarj istasyonuna ulaşılmasıyla birlikte ilk elektrikli otomobiller, bu sene Eylül ayından itibaren Türkiye’de yollara çıkmaya başlayacak. Renault, Peugeot ve Mitsubishi arasında ‘Türkiye’de ilk aracı ben sunacağım’ yarışı yaşanırken, ilk elektrikli aracın bundan tam 123 yıl önce İstanbul’da teker döndürdüğü ortaya çıktı. Yani aslında ilk elektrikli otomobilin direksiyonuna 1888 yılında Sultan II. Abdülhamid Han geçti, üstelik test sürüşü sırasında bir de küçük bir kaza atlattı.

BAŞBAKAN BİNİNCE ARAŞTIRDI

Sultan II. Abdülhamid Han’ın hayatıyla ilgili bir çalışma hazırlayan gazeteci-yazar Hakan Yılmaz, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen sene (25 Aralık 2010) Başbakanlık Resmi Konutu bahçesinde Türkiye’nin ilk elektrik motorlu seri üretim otomobili olan Renault Fluence Z.E’yi kullanmasıyla bu otomobillerin dünya tarih sahnesine çıkışını merak etti. Araştırması sırasında araçların ilk kez Avrupa’da ve Sultan II. Abdülhamid Han zamanında ortaya çıktığı bulgusuna ulaşan Yılmaz, dönemindeki teknolojik gelişmelere yabancı kalmayan ufku geniş padişahın bu buluşa da duyarsız kalamayacağını düşündü. Bunun için Osmanlı arşivlerine başvuran Yılmaz, Sultan II. Abdülhamid Han’ın Avrupa’dan elektrikli araba siparişi verdiğine dair belgelere ulaştı..!

PADİŞAH İLK SİPARİŞİ VERDİ

Türkiye 135 km hıza ulaşabilen, çevre dostu, sessiz, düşük arıza ihtimalli, en yüksek yakıt desteği sağlayan ilk elektrikli otomobilin heyecanını yaşarken, Osmanlı belgeleri aslında ilk elektrikli arabayı ülkeye getirenin Sultan II. Abdülhamid Han olduğunu ortaya koydu. 1888 yılında Londra Elçiliği’ne emir veren padişah, İngiltere’den ilk elektrikli arabayı sipariş etti. Deniz yoluyla İstanbul’a getirilen ilk aracın deneme sürüşünü de dönemin Maliye Bakanı yaptı. Sultan Abdülhamid Han da arabayı Yıldız Sarayı’nda bizzat kendisi denedi. Sultan’ın elektrikli arabayla küçük bir kaza yaptığı da rivayetler arasında.

HALK ARAÇLARDAN KORKUYORDU

Sultan, sayıları az da olsa otomobillerin yurt içine sokulmasında herhangi bir sakınca görmese de dönemin yolları araçların kullanımına pek de hazır değildi. Özellikle Ocak 1904’te İstanbul’daki Alman Konsolosluğu’nda çalışan bir memurun Almanya’dan elektrikli otomobil getirmeye çalışması ortalığı birbirine kattı. Beyoğlu Mutasarrıflığı’na gelen talep Zaptiye Nazırlığı’na iletildi. Ancak nazırlığın net bir yanıtı yoktu; çünkü o güne kadar gönüllü olarak izin verilmeyen bu araçlara müsaade edilmesi halinde bunun yabancılardan gelecek benzer taleplere kapı açmasından endişe ediliyordu. Alman Sefareti’ne gönülsüzce verilen iznin ardından bir yıl sonra bu kez de İzmir’deki Fransız Konsolosluğu, Marsilya’dan 3 adet araç istetti. Ancak bu talebe tek bir şartla olumlu yaklaşıldı:

‘Bu araçlar şehir ve kasaba dışında kullanılacak.’ Çünkü klasik at arabalarına alışmış, daha önce böyle bir taşıtla tanışmamış olan halk, önlerine hızla çıkan bu otomobilleri görünce büyük bir şaşkınlık ve korku yaşıyor, bu da sıklıkla kazaların yaşanmasına yol açıyordu.

MÜHENDİSLERE OSMANLI NİŞANI

Teknoloji alanındaki her türlü gelişmeyi destekleyen Sultan II. Abdülhamid Han, elektrikli arabaları geliştiren şirketleri mükâfatlandırmayı da ihmal etmedi. Sultan, Aralık 1900’de Almanya Achen’deki bir otomobil fabrikasında çalışan mühendislerden Mösyö Herman Blum’e 5. rütbeden Mecidi Nişanı ile 1 yıl sonra Aix-la-Chapelle Otomobil Fabrikası Müdürü Mösyö Ashof’a 4. rütbeden Osmanlı Nişanı verilmesini emretti.

İşte o tarihi yazışmalar

Londra Sefareti’nin (Elçilik) 12 Mayıs 1888 tarihinde Osmanlı Devleti’ne cevaben yazdığı mektupta (ilk belge) şu ifadelere yer veriliyor:

‘Padişah için sipariş edilen ve önceden denemesi yapılmış olan elektrikli arabanın on beş- yirmi gün önce deniz yoluyla İstanbul’a gönderildiği… Yine önceden denemesi yapılmış elektrikli sandal tadîlâtının henüz bitirildiği ve tarafımdan da ikinci kez denemesinin yapıldığı… Hareketinden kaynaklı olarak çarkından çıkan sesin ise, zaman geçtikçe makinelerin kullanımıyla kaybolacağının düşünüldüğünün imâlâtçısı tarafından bildirildiği… Bu durumların iletilmesinde acele edildi. Bu konuda emir ve ferman padişahımızındır.’

DURUM PADİŞAHA İLETİLİYOR

Londra Elçisi’nin yazısı üzerine Maliye Bakanı, durumu Sultan II. Abdülhamid Han’a ‘Hazîne-i Hâssa-ı Şâhâne’ başlıklı bir yazıyla (ikinci belge) şu şekilde iletiyor:

‘Padişah için sipariş edilen ve önceden denemesi yapılmış olan elektrikli arabanın on beş-yirmi gün önce deniz yoluyla İstanbul’a gönderildiği… Yine önceden denemesi yapılan elektrikli sandalın ise tadîlâtının henüz yapıldığı… Tarafımdan da ikinci kez denemesinin yapıldığı?. Bu hususun Londra Sefareti’nden gelen ve ekte sunulan 12 Mayıs 1305 tarih ve on dört numaralı yazıda gösterilmiş olduğu arz olunur. Bu konuda emir ve ferman padişahımızındır.’ (5 Şevval 1306 / 22 Mayıs 1305 (1888-1889) Hazîne-i Hâssa Nâzırı.

Gişede 6 Milyonu Geçti! VİDEO-GALERİ

Fatih Aksoy’un yönettiği ‘Fetih 1453’ altı milyon seyirci barajını da aştı. ‘Fetih 1453’, 6.009.783 seyirciyle, kesilen biletlerin sayılmaya başlandığı 1989’dan bugüne en fazla izlenen yerli film oldu.

 

23 yıllık zaman diliminde en fazla izlenen yerli filmler listesinde Fetih 1453‘ün ardından 4 milyon 333 bin seyirci ile Recep İvedik 2, 4 milyon 301 bin seyirci ileRecep İvedik, 4 milyon 256 bin seyirci ile Kurtlar Vadisi: Irak geliyor.

 Filmin fragmanı için tıklayın…

 Filmden kareler için tıklayın…

En fazla izlenen yerli filmler:

1- Fetih 1453 – 6.009.783
2- Recep İvedik 2 – 4.333.144
3- Recep İvedik – 4.301.693
4- Kurtlar Vadisi: Irak – 4.256.567
5- G.O.R.A. – 4.001.711
6- Eyyvah Eyvah 2 – 3.947.988
7- Babam ve Oğlum – 3.838.965
8- A.R.O.G. – 3.707.086
9- New York´´ta Beş Minare – 3.474.495
10-Recep İvedik 3 – 3.225.913


1 haftada 1 milyon download!

Bu uygulama sadece 1 haftada, 1 milyon kez indirildi. Üstelik bedava da değil!

Apple’ın iPhoto’su oldukça popüler bir uygulama.The Loop’un haberine göre yeni iPad ile tanıtılan iPhoto uygulaması, sadece bir hafta içinde 1 milyon kullanıcıya ulaşarak bunu ispatladı.

Bu indirme sayısında aynı uygulamayı birden çok kez indiren kullanıcılar yer almıyor. Uygulamayı kullananlar sadece fotoğraflarıyla oynamakla kalmayıp, aynı zamanda fotoğraflarını uygulama üzerinden paylaşabiliyorlar da…

Uygulama Apple’ın iLife paketinin bir tamamlayıcısı niteliğinde ve 4,99 dolardan satşa sunuluyor. Aynı fiyattan ve aynı zamanda satışa çıkan iMovie ve GarageBand uygulamalarına ise, iPhoto uygulaması kadar büyük bir ilgi yok.

CHIP Online

Bakan Eker süt dağıtımına açıklık getirdi

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, okullarda süt dağıtımı kampanyasının nasıl olacağına açıklıkgetirirken ana sınıfı ve ilköğretim ilk 5 sınıfına dikkat çekti.

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker, okullarda süt dağıtımı kampanyasıyla ana sınıfıyla ilköğretimin ilk 5 sınıfındaki çocuklarasüt dağıtılacağını, ancak dağıtımın her gün değil, arzın yüksek olduğu dönemlerde yapılacağını açıkladı.

Eker, Turgut Özal Üniversitesi’nde düzenlenen ”Türkiye’nin Tarım Politikası” konulu konferansagelişinde, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Eker, bir gazetecinin, bozuk gıda satanların internet sitesinden teşhir edileceğine ilişkin açıklamalarının anımsatılması üzerine, mevzuatın daha önce sağlıksız gıda üreten ve satanlarla ilgili sınırlı tedbirler almaya imkan verdiğini söyledi. Yeni düzenlemeyle bunları artık teşhir de edebildiklerine dikkati çeken Eker,”Balla ilgili, özellikle televizyonlarda reklamları da var, çalışma var. Çok kısa süre içerisinde artık hem piyasadan toplatma, para cezasının yanında bir de bunları markası, ismi, firmasıyla birlikte kamuoyuna da açıklayacağız” dedi.

Eker, bir başka gazetecinin çıkan sonuçların kötü olup olmadığını sorması üzerine, bazılarının içinde glikoz şurubu gibi maddelerin bulunduğunu, bunların tespit edildiğini, bazılarının firmalara tebligatının yapıldığını bildirdi. Eker, bazıürünlerle ilgili olarak da sürecin birkaç gün içinde tamamlanacağını belirtti.

Eker, bu bal reklamlarının yasaklanıp yasaklanmayacağının sorulması üzerine, reklamlarla ilgili olarak, RTÜK’e başvurduklarını ifade etti.

Mehdi Eker, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı süt kampanyasıyla ilgili çalışmaları olup olmadığı sorusu üzerine de, ”Var. Kararname imzalandı, yayınlanacak. Yayınlanır yayınlanmaz illerdeki okullarda öğrencilere dağıtılacak” diye konuştu.

Dağıtımın süreli olup olmayacağına ilişkin soruyu yanıtlarken Eker, ”Ana sınıfıyla ilköğretimin ilk 5 sınıfındaki çocuklara dağıtılacak ama tabii bu bütün yıl boyu her gün değil, süt arzının özellikle yüksek olduğu dönemlerde… ” dedi.

Amaçlarının hem çocuklara sağlıklı bir içecek sunmak hem de süt içme alışkanlığını kazandırmak ve süt tüketimini artırmak olduğunu belirten Eker, aynı zamanda hayvancılığa da destek sağlamayı hedeflediklerini söyledi.

Eker, başka bir soru üzerine bozuk bal üreten ve satan şirket sayısını daha sonra açıklayacaklarını ifade etti. Bu konudaki denetimlerin değişik şekillerde yapıldığını anlatan Eker, şunları söyledi:

”Balla ilgili şöyle bir şey var; bir gidiyorsunuz marketten, raftan alıyorsunuz, bir de özellikle vatandaşlarımızın bunu bilmesinde fayda var, mesela raftan alınan ürün, aynı markanın aynı ürünü sağlam çıkıyor. İnternet üzerinden veya kargoyla gönderilenler bozuk çıkıyor. Çünkü rafta denetim yapılıyor veya imalathanenin bir yerinden alıyorsunuz sonuç iyi çıkıyor. Bazen ekranlarda görüyorsunuz, vatandaşa ikram ediyorlar, kameralar önünde, onlarda da bir sorun olmuyor. Sonra siz ayrıca kargo yoluyla alıyorsunuz, oradan gönderilen ürünlerde sorun çıkıyor. Biz de tabii her türlü tedbiri alıp biz de kargoyla ürün alıyoruz, inceliyoruz. Sonuçta ona göre hareket ediyoruz.”

Eker, ”Daha ziyade kargoyla olanlarda mı problem çıkıyor” sorusuna, ”Orada ihtimal daha yüksek” yanıtını verdi.

-Türkiye’nin tarım politikası-

Eker, konferansta öğrencilere hitap ederken de Turgut Özal üniversitesinde bu konferansı vermenin kendisi için anlamlı olduğunu, Özal’ın Türk siyasetinde çığır açan bir lider olduğunu söyledi.

Türkiye’nin tarım politikasıyla ilgili bilgi veren Eker, tarım sektörüne çeşitli sebeplerle bir dönem gereken önemin verilmediğini ifade etti. Eker, ”Halbuki bizim yaşadığımız coğrafya, buğdayın, bakliyatın ve pek çok ürünün anavatanıdır” dedi.

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı olarak önemli alan araştırmaları yaptırdıklarını, 14 temel tarım kanunu çıkardıklarını aktaran Eker, verdikleri bütün destekleri de üretimde verimlilik ve kaliteyle ilişkilendirdiklerini belirtti. Türkiye’nin tarım gelirini 2010 yılı itibarıyla 62 milyar dolara çıkardıklarını dile getiren Eker, Türkiye’nin daha önce dünya ülkeleri arasında 11. sıradayken, 7. sıraya yükseldiğini kaydetti.

Çiftçinin kullandığı mazot, gübre, sertifikalı tohum yanında hayvancılık, hububat, bakliyat ve yağlı tohum desteği de verdiklerini anlatan Eker, tarım sigortasına büyük önem atfettiklerini vurguladı.

Eker, tarımın insanların hayatında büyük önem taşıdığını belirterek, ”Necip Fazıl bir dizesinde diyor ya, ‘Yokluğunda buldum seni’ diye, tarım da yokluğunda anlaşılan bir şeydir” diye konuştu.

Türkiye’nin su açısından fakir bir ülke olduğuna dikkati çeken Eker, en büyük sorunun su, ikinci sorunun Medeni Kanun’dan kaynaklanan miras yoluyla tarım arazilerinin bölünmesi olduğunu söyledi. Osmanlı döneminde tarım arazilerinin bölünmediğini, İsviçre’den alınan Medeni Kanun’da da aynı biçimde bir yasa maddesinin olmadığını anlatan Eker, dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde buna rastlanmadığını belirtti.

İsrail’in Osmanlı sistemini örnek alarak, tarım arazilerinin bölünmesine engel olduğunu dile getiren Eker, hazırlanan yasal mevzuatla bunun önüne geçileceğini kaydetti.

Daha sonra öğrencilerin sorularını da yanıtlayan Eker, bir öğrencinin, Suriye’ye tarımsal yaptırım uygulanıp uygulanmayacağını sorması üzerine, Suriye’de devletin vatandaşa zulmetmesinin önüne geçilmesini arzuladıklarını ifade etti. Eker, ticari müeyyidelerin uygulandığını, uygulanmaya devam edileceğini söyledi.

Eker, bir başka öğrencinin, gıda mühendisliği bölümünü bırakıp hukuku seçtiğini söylemesi üzerine, gıda mühendisliğinin iyi bir alan olduğunu ifade etti. Eker, ”Ama hukuk da güzel. Benim oğlum da, kızım da hukukçu” dedi.

Kumandaya gerek yok sözlerin var ya! VİDEO

 

Samsung, ses ve hareket kontrolü ile çalışan yeni nesil akıllı televizyonu tanıttı.

Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinlikte kullanıcılara tanıtılan yeni nesil Smart TV’ler bildiğimiz televizyon izleme alışkanlıklarını kökünden değiştirmeye aday. Yeni nesil SamsungSmart TV’ler ses ve hareket ile kontrol edilebiliyor. Açılma ve kapanma komutlarının yanı sıra ses alçaltma, yükseltem, kanal değiştirme gibi tüm komutların oturduğunuz yerden sözlü olarak veya el hareketiniz ile verilebildiği Samsung Smart TV’ler, “daha akıllı bir yaşamı” amaçlayan ve tüketici için Smart TV teknolojisini bugünden vazgeçilmez kılacak üç temel etken gözetilerek tasarlandı: Akıllı Etkileşim (Smart Interaction), Akıllı İçerik (Smart Content) ve Akıllı Gelişim (Smart Evolution).

 Video için tıklayınız…

SAHİBİNİ TANIYAN TELEVİZYON “HI TV
Samsung Electronics Türkiye Başkanı Sung Yong Hong, Samsung Hi TV Basın Toplantısında,TV’nin, bütün gününü ayrı ayrı bireysel cihazların önünde geçiren aile bireylerini, büyük ve merkezi bir ekranın önünde bir araya getirmedeki rolünü açıklayarak, Smart TV’nin geleceğini anlattı. Başkan Hong “TV evlerimizin kalbidir ve uzun bir gün sonrasında ailemizi bir araya getiren merkezi bir cihazdır. Sizi tanıyıp size yanıt veren yeni Smart TV’ler, ailenize hem evde, hem dışarıda iletişim olanağı sağlamanın yanı sıra, kendi hayat tarzınıza ve ihtiyaçlarınıza göre kişiselleştirilmiş harika içerik seçenekleri de sunuyor” dedi. Hong şunları ekledi: “Samsung, yeni TV deneyimini daha da yaygınlaştırmak ve aileleri geleceğin teknolojisi ile tanıştırmak amacıyla, her yıl televizyonunuzu geliştirilebilme olanağı yaratarak, uzun yıllar boyunca en iyi TV deneyimini yaşayabilmenizi garanti ediyor. Şunu söyleyebilirim ki; televizyonunuz sizi bugüne kadar hiç böylesine iyi anlamamıştı.”

AKILLI ETKİLEŞİM (SMART INTERACTION)
İçerik, gelişerek daha akıllı, güçlü ve daha erişilebilir hale geldikçe, Samsung, tüketicilerin TV’leriyle etkileşime geçebilmelerini sağlayan çalışmalara her geçen gün yenisini ekliyor. Akıllı Etkileşim; uzaktan kumandanın arzu edilmediği veya kullanışlı olmadığı durumlara alternatif sunarak, Smart TV kullanıcılarının TV’leriyle Ses Kontrolü, Hareket Kontrolü ve Yüz Tanıma aracılığıyla iletişim kurmalarını mümkün kılıyor. Samsung’un öncülüğünü yaptığı 2012 Smart TV’lerde yer alan dahili HD kamera ve çift-mikrofon sayesinde tüketiciler sadece “Hi TV” diyerek ses kontrolü’nü aktive edebilir, sesi açıp kapayabilir,  “İnternet Tarayıcı” diyerek çevrim içi olabilir, uygulamalara girebilir, yalnızca bir el işaretiyle internette gezinip, arama sonuçlarından seçimlerini yapabilir. LED 8000 serisinde bu Akıllı Etkileşim yetenekleri ultra ince çerçeveye sahip, şık ve çarpıcı, post-minimalist bir tasarım ile birlikte sunuluyor.

AKILLI İÇERİK (SMART CONTENT)
Tüketicilerin ihtiyaçlarını daha iyi karşılamak üzere daha güçlü ve kişiselleştirilmiş içeriği yaygınlaştırmak, Samsung Smart TV’nin temel prensipleri arasında yer alıyor. Angry Birds, Discovery Channel, Facebook, Twitter gibi dünya çapında erişilebilen 1.400’den fazla Smart TVuygulamasına ek olarak, sadece Türkiye’de erişilebilen Warner Bros.,RHI Entertaintment, Walt Disney ve National Geographic 3D, iŞTV, CNN Turk içeriklerini de kullanıcıların hizmetine sunuyor.

Samsung’un yeni güçlü çift-çekirdek işlemcisi (Dual Core), tüketicilerin Samsung’un zengin içerik seçeneklerinin daha fazlasına tek seferde erişebilmesini sağlıyor. İşlemci, Web tarayıcısını kullanırken veya canlı TV seyrederken, bir yandan da birden fazla uygulamanın hem kullanımına, hem de indirilmesine olanak tanıyarak, kullanıcıya gerçek anlamda bir çoklu-görev deneyimi sunuyor.

Samsung, 2012 yılında dünyanın her yerinden gelen içerik ve uygulamalari tek bir platformda bir araya getirerek tüketicilerin ihtiyaçlarını daha iyi karşılıyor. Samsung 2012’de AllShare hizmetini yenileyerek, içeriğin, konumu fark etmeksizin bir cihazdan diğerine veya Cloud’a aktarılmasını mümkün kılan “AllShare Play”e dönüştürdü. AllShare Play tüketicilerin içeriği manuel olarak Cloud’a aktarmalarını veya Smart TV ya da diğer mobil cihazlarından içerik aktarmalarını mümkün kılıyor. AllShare Play ayrıca sınırlı boyutta çevrimiçi depolama donanımına da sahip olacak.

Samsung üç yeni Özel Hizmeti (Signature System) ile, Smart TV deneyimini bir adım daha ileri taşıyor: Ailelerin birbirleriyle fotoğraf ve mesajlar paylaşabileceği Family Story, spor aktivitelerini TV ile  kolayca senkronize edebilecekleri Fitness ve çocukların bir yandan eğitici programlara katılırken, bir yandan da süreç boyunca gösterdikleri gelişimi kaydedebilme olanağı sunan Kids hizmeti. Samsung bütün bu hizmetler ile Smart TV’nin geleceğine şimdiden yön veriyor.

AKILLI GELİŞİM (SMART EVOLUTION)
2012’de üretilen Samsung Smart TV’ler uzun yıllar boyunca gelişmelere ayak uydurabilecek bir şekilde tasarlanmış ve geliştirilmiştir. Dünyada ilk defa ve sadece Samsung tarafından sunulan bu teknoloji ile Yonga üzerinde bulunan on-chip sistemi sayesinde, her yıl yeni bir TV almaya ihtiyaç duymadan, yeni teknolojileri hâlihazırdaki TV’nize entegre edebilirsiniz. TV’nin arkasında bulunan basit bir soket ile Samsung Evolution Kit en son ve en harika TV teknolojisini hayata geçirmek için tasarlanmıştır.

Smart TV’ler Şimdi Daha Akıllı
Yeni televizyonlar, Samsung’un sektörde türünün ilk örneği olan yeni bir dizi özel hizmeti sayesinde, kullanıcının televizyonuyla yapabileceklerini artırarak çoklu ekran dünyasının olanaklarıyla buluşuyor:

•    Family Story kullanıcıya büyük ekranda fotoğraflarını düzenleme ve slayt gösterilerinin tadını çıkarma olanağını sunuyor. Ayrıca aile üyeleri bulundukları her yerden cep telefonları, tablet bilgisayarları, PC’leri veya televizyonları aracılığıyla not ve hatırlatmaları paylaşabiliyorlar.
•    Fitness özelliği kullanıcıya Samsung TV’sinden mobil bir Fitness uygulaması aracılığıyla bir Samsung akıllı telefonla iletişim kurma imkanı sunuyor. Kullanıcı, ayrıca WiFi özellikli bir tartıya bağlanarak kilosunu kontrol edebiliyor ve TV’nin içindeki kamerayı kullanarak sanal bir ayna oluşturabiliyor ve egzersiz programını izleyebiliyor.
•    Kids özelliği, çocuklar için zengin bir eğlenceli-eğitici uygulama ve oyun çeşitliliği sunuyor. Bu özellik, ebeveynler tarafından kontrol edilebiliyor ve izlenebiliyor.

 Video için tıklayınız…

TIKLA! Prim ödeyecek misin öğren

 

Genel sağlık sigortası tescil bilgilerineartık internetten ulaşılabiliyor. Prim ödeme yükümlüsü olup olmadığınızı öğrenmek için tıklayınız.

SGK Başkanı Fatih Acar, “Gelir testi yaptıranlar, TC kimlik numarası ve kimlik bilgilerini girerek adresinden genel sağlık sigortası tescil bilgilerineulaşabilecek. Böylece, vatandaşlar prim ödemeyükümlüsü olup olmadıklarını anında öğrenebilecek” dedi.

GELİR TESTİ SONUCUNU ÖĞRENMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Acar, bugüne kadar 6 milyon 40 bin 676 kişinin ‘Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları’na başvurarak gelir testi yaptırdığını söyledi.

Acar, “Yapılan gelir testi sonucuna göre, geliri asgari ücretin üçte birinden az olduğu belirlenen 4 milyon 37 bin 430 kişinin primleri devlet tarafından ödenecek” dedi.

Hepsiburada.com’dan Avrupa başarısı

 

Online AVM hepsiburada.com Internet Retailer 400 listesinde ilk 100’e girmeyi başaran tek Türk markası oldu.

E-ticaret sektörünün nabzını tutan araştırmalar yapan ve istatistikler derleyen Internet Retailer, 2012 yılı raporunu yayımladı. Perakende satış yapan şirketleri kapsayan raporda, Avrupa’nın en büyük 400 şirketi yer alıyor. Hepsiburada.com, 191 milyon 349 bin dolar ciro ve yüzde 32’lik büyüme oranıyla Avrupa’nın zirvedeki şirketleri arasında 89. sırada yerini aldı.

E-TİCARET BÜYÜYOR, REKABET DERİNLEŞİYOR
Avrupa’nın en büyük şirketleri listesinde 12.3 milyar dolarlık ciro ile Amazon.com liderliği korurken, ikinci sırayı 6,2 milyar dolarlık ciroyla Otto Group aldı. 5.4 milyar dolar ciro kaydeden Tesco ise üçüncü sırada yerini aldı. Internet Retailer’ın 2011 yılı Avrupa ilk 300 şirket listesinde Türkiye’den 17 şirket yer almıştı. Bu yılki listede ise Türkiye perakende şirketlerinden Hepsiburada.com dışında 3 şirketin yer alabilmesi dikkat çekti.

E-ticaret sektörünün hızla büyüdüğü Türkiye’de, E-Ticaret markalarının listede geçtiğimiz yıla göre daha az yer bulması, dünyada E-Ticaretin baş döndürücü bir hızla büyüdüğünü ve sadece bu büyümeye ayak uydurmayı başaran markaların paralel büyüme sağladığını gözler önüne serdi.

İnsan beyninin inanılmaz hızı

Bilim adamları, insan beyninin kelimeleri algılama süresinin 50-80 milisaniye (1 saniye=1000 milisaniye) olduğunu bildirdi.

Sonuçları Nature dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, kelime, ses dalgası olarak kulağa ulaştıktan 50 ile 80 milisaniye sonra beyin kelimeyi algılamış oluyor.

Araştırmada yer alan Berlin Hür Üniversitesi bilimadamlarından Friedemann Pulvermüller,davranış temelinde yapılan çok sayıda deneyin, insan beynindeki kelimeleri algılama sürecininhızlı çalıştığına işaret ettiğini, ancak ilk kez fizyolojik olarak bu çalışma hızının ölçülebildiğini belirtti.

Bilim adamları, beynin bu alandaki algılama hızını ölçmek için magnetoensefalografi ve serpiştirilmiş kaynak lokalizasyonu yöntemini kullandı. Magnetoensefalografiyle beynin çalışırken ürettiği en ufak manyetik alanlar ölçülebiliyor.

“.xxx uzantılı alan adlarını tescil ettirmeyi unutmayın”

Teknotel, marka itibarlarını korumak isteyen firmalara, .xxx uzantılı alan adlarını tescil ettirmelerini tavsiye ediyor.

Yetişkin (adult) içerik barındıran web sitelerini sınıflandırmak için oluşturulmuş özel bir uzantı olan ve tüm dünyada 6 Aralık 2011 tarihinde satışa sunulan .xxx uzantılı alan adları “ilk gelen alır” prensibi ile alınabildiklerinden, firmaların itibar ve marka değerleri için tehdit oluşturuyor.

Teknotel Telekom, kurumlara marka imajlarını koruyabilmeleri amacıyla .xxx uzantılı alan adlarını tescil ettirmelerini öneriyor.

Kurumsal yapılar; zaman, para ve emek harcadıkları marka isimlerinin kendilerinden bağımsız, hele ki yetişkin içerikler ile anılmasını istemedikleri için şirket veya hizmet unvanlarını ifade eden .xxx domain’lerini satın almaya başladılar. Yetişkin içerik barındıran web sitelerini sınıflandırmak için oluşturulan bu uzantının, “ilk gelen alır” prensibi ile tescil sistemine açık olması, kurumun bu uzantılı alan adının ilgisiz bir girişimci tarafından tescil edilebilmesi ve arama motorlarında listelenerek, marka ile ilişkilendirilmesi, kurumların konu ile ilgili hassasiyetlerinin temel sebebini oluşturuyor.

%d blogcu bunu beğendi: