Aylık arşivler: Mayıs 2009

Türk yapımı ilk elektrikli otomobiller

Dünyada giderek yaygınlaşan elektrikli otomobil piyasasında ilk yerli üretim elektrikli otomobil 2012 yılında Türkiye yollarında olacak. 7 saatlik şarjla 300 kilometrenin üzerinde yol yapabilen otomobil, 100 kilometre hızın üzerine çıkabilecek. Ankaralı Oscar firmasının koordinatörü Erdem Ufacık, firmalarının 1974 yılında kurulduğunu ve bugüne kadar inşaat aletleri üretimi yaptığını belirterek, “Firmamız son yaşanan ekonomik krizle birlikte AR-GE’ye yöneldi ve elektrikli otomobil yapmaya karar verdi. İlk olarak fabrikalarda, tesislerde, otellerde ve parklarda kullanılabilecek şekilde küçük elektrikli araçlar ürettik. Bunlar yük ve insan taşımada kullanılabiliyor. Bu araçlardan bazılarını savaş uçaklarını hangara sokmak ve hangardan çıkarmak için Hava Kuvvetleri Komutanlığı satın aldı. Bu modellerin fiyatı 6 bin 500 dolardan başlayıp, üzerindeki donanıma ve motor gücüne göre 11 bin dolara kadar çıkıyor. Bu araçlarımız özellikle sessiz olması, egzoz gazı salmaması ve ekonomik olması nedeniyle tercih ediliyor” dedi.
İLK SERİ ÜRETİM ELEKTRİKLİ OTOMOBİL 2012’DE YOLLARDA

Firmanın trafiğe çıkmaya uygun elektrikli otomobil üretmek için çalışmalarını tamamladığını da dile getiren Ufacık, “Bu otomobilin dizaynı, motoru ve gerekli her türlü donanımı tasarlandı. Şu an seri üretime geçmek için hiçbir engelimiz kalmadı.

Sanayi Bakanlığı’ndan gerekli izinleri de aldık ve bu otomobillerimizden ilk 500 tanesi 2012 yılında Türkiye yollarında olacak. Tamamen elektrikle çalışacak bu otomobil, ürettiğimiz diğer elektrikli modellerimizle aynı motora sahip olacak. Ancak şu an ürettiklerimizin hızını 22 kilometrede sınırladık. Bu otomobilimizde hızı 100 kilometrenin üzerin çıkarmayı planlıyoruz. 7 saat şarj edilen bu otomobil, 300 kilometrenin üzerinde yol yapabiliyor. Şehir içi trafiği için uygun olan bu otomobilin fiyatı konusunda ise henüz bir karar verilmedi” şeklinde konuştu

Reklamlar

Türkçe karakter kullanmak artık maliyetsiz olacak

Küpeşte Ahşap Merdiven Yapımı 

 "Türkçe karakter uygulaması maliyetsiz olacak". MOBİSAD Başkanı Murat Dursun, 1 Temmuz’dan itibaren kısa mesajda Türkçe karakter uygulamasına geçilecek olmasının sektöre maliyeti olmadığını belirtti.
Mobil İletişim Araçları ve Bilgi Teknolojileri İş Adamları Derneği Başkanı Murat Dursun, 1 Temmuz’dan itibaren kısa mesajda Türkçe karakter uygulamasına geçilecek olmasının sektöre maliyeti olmadığını belirtti. MOBİSAD Başkanı Murat Dursun yaptığı açıklamada, kısa mesajlarda Türkçe karakterlerin kullanılmasına ilişkin yönetmeliğin hafta sonu Resmi Gazete’de yayımlandığını belirterek, bu uygulamanın iki kez ötelendiğini anımsattı. Geçen zaman içerisinde hem üreticinin hem ithalatçının hem de dağıtıcının gerekli pozisyonlarını önemli ölçüde aldığını vurgulayan Dursun, “1 Temmuz’dan itibaren Türkçe karakterlere uygun olmayan telefonların toplanması da söz konusu. Türkçe karakterlere geçişte bir maliyet söz konusu değil. Zaten uzun süredir GSM operatörleri Türkçe karakterlerin maliyetini tüketiciye yansıtmıyordu” dedi.

Ayrıca, Türkiye’nin girişimleri sonrasında Uluslararası GSM Birliği’nde (GSMA) Türkçe karakterlerin kullanılmaya başlandığını ifade eden Dursun, 256 harften oluşan uluslararası GSM alfabesinde Türkçe karakterlerin de yer aldığını kaydetti. Dursun, geçtiğimiz senelerde tüketicilerin kısa mesajda kullanılan Türkçe karakterlere göre iki veya üç katı fazla SMS ücreti ödediğini sözlerine ekledi.

 

 Toplam Ziyaretçi SayasıKimler ÇevrimiçiBlog counter

Ömrü uzatan Besinler Hangileridir.

Küpeşte Ahşap merdivenler Yapılır 

Amerikan Kanser Araştırmaları Enstitüsü (AICR), vücudu kanser, kalp krizi, Alzheimer ve diyabet gibi ciddi rahatsızlıklara karşı koruyan besinlerin listesini açıkladı.  ÇAY:
Siyah veya yeşil olsun, çayın her türü kanser riskinin azaltılmasında etkili bir rol oynuyor. Çay, kadınlarda rahim kanserine yakalanma riskini yüzde 50 azaltıyor. Göğüs kanseri içinse bu oran yüzde 60’a kadar çıkıyor. Çay ayrıca Alzheimer ve kalp krizine karşı vücudu koruyor.

BADEM
Her gün, bir çay fincanın yarısını dolduracak miktarda, yani 30 gram badem yemeyi ihmal etmeyin. Omega-3 asitli yağları açısından oldukça zengin bir besin olan badem, kandaki kötü kolesterol (LDL) oranını yüzde 4.4 oranında düşürüyor. Badem böylece damar tıkanıklıklarını önleyerek, dolaşım sisteminin düzenli olarak çalışmasını sağlıyor; kalbi koruyor.

KAHVE
Günde iki fincan kahve, özellikle orta yaşlardan sonra görülen Parkinson ve Tip-2 diyabete karşı vücudu koruyor. Kahvede bulunan kafein maddesi, diyabete yakalanma riskini yüzde 35 azaltıyor. Ayrıca ağrı kesici özelliği de bulunuyor. Ancak kahveyi mutlaka kalsiyum deposu olan sütle için. Böylece kafeinin kemikleri zayıflatmasını engellemiş olursunuz.

TARÇIN
Her yemekten sonra içinde bir miktar tarçın bulunan bir tatlı yemeyi unutmayın. Tatlı yemek istemiyorsanız, küçük bir çay kaşığı dolusu tarçını doğrudan suya ekleyerek içebilirsiniz. Tarçın kan şekerini düzenliyor, ayrıca sinir sistemini rahatlatıyor. Öte yandan köri baharatının içinde bulunan Tumerik adlı maddenin eklem iltihabını ve romatizmayı önlediğini unutmayın.

PATATES
Antioksidanlar yönünden çok zengin. Amerikan Tarım Dairesi’ne göre en yararlı 100 besinler arasında 17. sırada yer alıyor. Akciğer kanseri, diyabet ve kalp krizine karşı koruyor. Ancak patatesi kızartmak yerine, yağsız bir şekilde haşladıktan veya fırında pişirdikten sonra yemeyi tercih edin.

SEBZE ÇORBASI

Doyurucu ancak kalorisiz bir yiyecek olduğu için özellikle kilo vermek isteyenlerin bir numaralı tercihi. Ayrıca, özellikle sebze çorbası sodyum bakımından zengin. Bir kase sebze çorbasında 500 miligram sodyum bulunuyor. Sodyum, sinir sistemi ve kasların düzenli olarak çalışmasını sağlıyor. Ayrıca vücuttaki sıvı miktarının dengesini düzenliyor. Ancak günde 1500 miligramdan fazla sodyum tansiyon ve kalp rahatsızlıkları konusunda tam bir ters etki yaratıyor.

ZEYTİNYAĞI

Zeytinyağı kanser riskini azaltıyor. Günde 25 ml. zeytinyağı alanların idrarlarında, hücrelere zarar veren ";8oxodG"; adlı maddenin seviyesinin azaldığını ortaya çıkardı. Zeytinyağı kanserin yanı sıra iyi kolesterol (HDL) oranın artmasını sağlayarak kalbi koruyor, 1 çorba kaşığı zeytin yağında 120 kalori bulunuyor. Bu nedenle günde 6 çorba kaşığını geçmeyin.
 Toplam Ziyaretçi SayasıKimler ÇevrimiçiBlog counter

Usb ve Bilgisayarınıza Virüs Bulaşmasını Önlemenin Yolu.

Küpeşte AHşap merdiven Yapımı.

USB bellekler virüslerin bir bilgisayardan diğerine bulaşması için en kolay yol haline geldi. Siz de sık sık farklı bilgisayarlar arasında USB belleğinizle dosya taşıyorsanız risk altındasınız demektir. Pek çoğumuz işyerimizdeki, okulumuzdaki bilgisayarlardan veya arkadaşlarımızın bilgisayarlarından dosya taşımak için USB belleklerimizi kullanıyoruz. Ne kadar dikkat edersek edelim USB bellekler ile dosya taşıma işlemi oldukça riskli. Bu yazıda okuyacağınız basit birkaç ipucu sayesinde siz de virüslere karşı önleminizi alabilirsiniz.

USB bellekler aracılığıyla bulaşan virüslerin çok büyük bir bölümü Windows’un Otomatik Çalıştır özelliğini kullanır. Bu özellik, bilgisayarımıza bir CD/DVD veya USB bellek taktığımız anda otomatik olarak devreye girip CD/DVD’nin ya da USB belleğin içeriğini gösteren bir pencere olarak karşımıza çıkar. Aslında pek çok durumda faydalı olan bu özellik, içinde virüs bulunan bir USB belleği bilgisayarımıza taktığımızda kabusumuz haline dönüşebilir. Çünkü bu otomatik çalıştırma yüzünden USB bellek içindeki virüs de otomatik olarak çalıştırılır ve bilgisayarınıza bulaşır. Bunu engellemenin yolu, bilgisayarınıza bir CD/DVD veya USB bellek taktığınızda Windows’un otomatik çalıştırma özelliğini iptal etmektir. Tabi bu durumda USB belleğinizi her taktığınızda otomatik olarak açılmayacağı için Bilgisayarım’a tıklayıp oradan da USB belleğinize ulaşmanız gerekir. Biraz ekstra külfet getiriyor gibi görünse de aslında bir iki fazla tıklamayla bilgisayarınızın kullanılamaz hale gelmesinin önüne geçmiş olursunuz.

Kullandığınız işletim sistemine göre yapmanız gereken işlemler biraz farklıdır. Aşağıda neler yapmanız gerektiğini adım adım bulabilirsiniz.

Windows 2000 / 2003 / XP Professional
1. Başlat menüsünden Çalıştır’a tıklayın. Gelen pencereye Gpedit.msc yazıp Enter’a basın. Grup İlkesi penceresi açılacaktır.

2. Burada Bilgisayar Yapılandırması > Yönetim Şablonları > Sistem yolunu izleyin.
3. Sağdaki listede Otomatik çalıştır özelliğini kapat seçeneğine çift tıklayın.

4. Gelen pencerede Etkin’i seçin ve Tüm Sürücüler seçeneğini işaretleyin.

Windows Vista
1. Başlat menüsünden Aramaya Başla kutusuna Gpedit.msc yazıp Enter’a basın.
2. Açılan pencerede Bilgisayar Yapılandırması > Yönetim Şablonları > Windows Bileşenleri > Otomatik Kullan İlkeleri yolunu izleyin.
3. Ayrıntılar sekmesinde Otomatik Kullan’ı Kapat seçeneğine çift tıklayın.
4. Etkin’i seçin ve Tüm Sürücüler seçeneğini işaretleyin.
Windows XP Home / Windows Vista Home Premium / Windows Vista Home
1. Başlat menüsünden Çalıştır’a tıklayın. Gelen pencereye regedit yazıp Enter’a basın.
2. HKEY_LOCAL_MACHINE > SYSTEM > CurrentControlSet > Services > CDROM yolunu izleyin.
3. Autorun’a çift tıklayın.
4. 1 yazan yeri 0 olarak değiştirin ve kaydedin.
5. HKEY_CURRENT_USER > Software > Microsoft > Windows > CurrentVersion >Policies > Explorer yolunu izleyin.
6. NoDriveTypeAutoRun’a çift tıklayın. Buradaki değeri 0xFF olarak değiştirin ve kaydedin.

İşlem tamam. Artık bilgisayarınıza CD/DVD ya da USB bellek taktığınızda otomatik olarak çalıştırılmayacağı için sisteminize virüs bulaşmayacak. Yaptığınız işlemin etkin hale gelmesi için bilgisayarınızı yeniden başlatmanız gerekebilir.

Bir daha virüs bulaşmasın!
USB belleğinize bir daha otomatik çalıştırma özelliğini kullanan virüslerin bulaşmasını istemiyorsanız, yapmanız gereken şey çok basit. USB belleğinizin içinde yeni metin belgesi.txt adlı bir metin belgesi oluşturun. Sonra bu dosyanın adını autorun.inf olarak değiştirin. Son olarak da dosyaya sağ tıklayıp Özellikler’i seçin ve Salt Okunur ile Gizli seçeneklerini işaretleyin. İşte bu kadar. Bu işlemi yaptıktan sonra USB belleğinizi bir bilgisayara taktığınız anda yazma hatası veriyorsa, USB belleğinize virüs giremiyor demektir.

 

Toplam Ziyaretçi SayasıKimler ÇevrimiçiBlog counter

Acı biber anti-tümör mü ?

 


Kanser oluşturan hücreleri öldürdüğü ortaya çıktı. Özellikle de kalın bağırsak kanserinde birebir.
Acı kırmızı biberde yoğun olarak bulunan alkaloit madde ”kapsaisin”in, kanser başta olmak üzere birçok sağlık sorununda olumlu etkiye sahip olduğu bildirildi. 

Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Biyokimya Klinik Şefi Prof. Dr. Necat Yılmaz, yaptığı açıklamada, genetik ve çevresel faktörlerin kalın bağırsak kanseri gelişimine olan etkisinin iyi bilindiğini belirtti.

Kanser cerrahisi, radyoterapi ve kemoterapi alanlarındaki gelişmelere rağmen tedavi oranlarında çok düzelme olmadığını, ancak yine de kansere karşı en iyi yolun tedavi olmayı sürdürmek olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, ”Geçen yıllarda yaptığımız ve batılı bir çok araştırmacının yayınladıkları benzer çalışmalarımızı kamu oyu ile paylaştım. Bir kez daha halkımızın hatırlamasında yarar olduğunu düşündüğüm bir konu acı biberdeki kapsaisin maddesidir” dedi.

Son olarak Güney Koreli araştırmacıların Nisan 2009’da ‘Cellular& Molecular Biology Letters’ isimli dergide ve Anticancer Research dergisinin ocak sayısında yayımlanan çalışmada, karaciğer kanser hücresi üzerine kapsaisin etkisinin incelendiğini vurgulayan Prof. Dr.Yılmaz, ”Kapsaisin (trans-8-metil-N-vanillyl-6-nonenamide), biberin temel acı maddesi olup, birçok hücre tipinde, bir anti-tümör etkisi sergilemiştir. Ancak, kapsaisinin anti tümör etkisi tam açıklanmamıştır” dedi.

Dünyanın en küçük casus helikopteri

Prox Dynamics firmasının nano teknolojiyle ürettiği “PD-100 Black Hornet UAS” adlı dünyanın en küçük helikopteri, daha çok casusluk operasyonlarında kullanılacak.

 

Tüm hava koşullarında test edilen bu küçük helikopter, üzerinde bulunan kamera sayesinde kullanıcısına görüntüleri ulaştıyor.

Sadece yarım gram ağırlığında olan bu helikopter, saatte 20 kilometre hızla gidiyor ve aynı zamanda çok sessiz olmasıyla dikkat çekiyor.

“PD-100 Black Hornet UAS”ın askeri birlik için üretildiğini belirten firmanın müdürü Petter Muren, bu küçük helikopterin sadece hükümet ve hükümet kuruluşlarına satılacağını söyledi.

Beynin üç düşmanı ?

California Üniversitesi’nden bilim adamı Daniel Amen, Amerika’da best seller olan kitabında kafein alkol ve sigaranın beyne etkilerini beynin MR görüntülerini inceleyerek yayımladı.

Buna göre fazla alkol, beyin damarlarını tıkıyor ve hücreleri öldürüyor. Bir süre sonra hafıza da etkileniyor. Kafein ve sigara da beyin damarlarını daraltıroy. Günde 3 fincan fazla kahveden uzak durulması gerekiyor.

Normal: Görüntü, beyin aktivitesinin damaktan görünüşünü yansıtıyor. Pürüzsüz yüzey beyinde kan dolaşımının sağlıklı olduğuna işaret ediyor.

Alkol: Fazla alkol tüketmek beyin damarlarının tıkanmasına ve hücrelerin yavaş yavaş ölmesine neden olur. Ön lobdaki siyah lekeler karar verme yeteneğinin zayıflamasına, refleksleri kontrol edememeye ve yüksek depresyon riskine işaret ediyor. Orta kısımdaki lekeler dil, müzik yeteneklerini ve hafızayla ruh durumunu olumsuz etkiliyor. Dengesiz davranışlara neden oluyor.

Kafein ve sigara: Beyindeki damarların daralmasına yol açıyor. Etkisi uyuşturucu ve alkolden de kötü oluyor. Beynin ön lobunda görülen siyah noktalar kişiyi depresyona karşı savunmasız kılıyor. Orta kısımlardaki siyah noktalar zayıf hafızanın habercisi. Kitap, günde 3 fincandan fazla kahveden uzak durmayı tavsiye ediyor.

Alzheimer: Alzheimer yüzünden ortaya çıkan plak tabakası beyinde bir çeşit kısa devreye yol açıyor. Özellikle beynin ön kısmı tarafından kontrol edilen konuşma ve hafıza olumsuz etkileniyor.

Amerikalı uzmanlar beynin üç düşmanının MR’ını çekti: Kafein, niktotin ve alkol sağlıklı beyni öldürüyor, hafızayı zayıflatıyor, refleksleri yokediyor.

Ölüm Yaşarken hissedilir mi?

Öleceklerini hisseden insanlar! Üç bilim adamı konuyu araştırdı ve sonuçları ilginç bir raporda topladı. Pravda gazetesinde yer alan habere göre William Green, Stefan Goldstein ve Alex Moss adlı doktorlar, bazı insanların, ölümlerine kısa süre kala bunu hissettiklerine yönelik iddiaları araştırdı. Gazete, Sergiev Posad kentinden Grigoriy Doronin adlı bir kişinin “O akşam eşim işten eve geldi ve ‘Çok yorgunum. Kim bilir belki de bu dünyayı terke edeceğim’ dedi. İkinci gün bir trafik kazası geçirdik. Ben kurtuldum ama o öldü” şeklindeki anlattıklarına da yer verdi.

Gazetelerde çıkan bazı ölümlü kazalardan sonra kurban yakınlarının “Daha dün ölümden söz etmişti. Sanki hissetmiş“, ya da ani kalp krizi sonucu ölen kimi kişilerin yakınlarının “Bütün işlerini yoluna koymuştu. Herkesi arayıp konuşmuştu. Sanki vedalaşmıştı” şeklindeki açıklamalarını toplayan üç doktor, daha sonra geniş kapsamlı bir araştırma başlattılar.

Hastanelere gelen ani ölüm vakalarında ölen kişilerin yakınlarıyla görüşüp, hastanın profilini ve son aylardaki davranışlarındaki değişimi ortaya çıkaran üç doktor, sonunda tüm kayıtları bir raporda toplayıp, bu kişilerde, ölüm tarihine yakın dönemde gelişen ortak durumları belirlediler.

Nihayi raporda “Ölüm tarihine yakın günlerde bunu hissetmiş gibi algılanan kişilerde, spesifik bir psikolojik durum söz konusu. Ortak davranış biçimi, işlerini yola koymak ve melankolik bir ruh hali şeklinde özetlenebilir” denildi.

Bu garip melankoli durumu “merkezi sinir sistemini, mutlak sona hazırlayan hormonal bir değişiklik” olarak açıklayan üç doktor, bir süre önce Polonyalı fizik uzmanı Janusz Slawinsky’nin ortaya attığı tezi hatırlattılar. Buna göre ölmek üzere olan bir organizmanın her hücresi belli bir anda, ani bir radyoaktif dalga yayıyor.

Dr. Stefan Goldstein’a göre ise “garip melankoloik durumu yaratan hormonal değişim ile bu rafyoaktif dalga birbirine bağlı“. Ancak bu konuya açıklık getirebilmek için yıllar sürecek araştırmalar şart.

Arıların Kaybolması Dünyanın Sonunun Getirmez..

  

Arjantinli ve Kanadalı bilim adamları tarafından yapılan yeni bir araştırma, Einstein’ın özellikle küresel ısınma kapsamında çokça tartışılan “Arılar yeryüzünden kaybolursa insanoğlunun 4 yıl ömrü kalır” teorisini çürütüyor.

Araştırmaya göre çiçeklerin döllenmesinde arıların büyük bir role sahip olduğu doğru ve gerçekten de arılar yok olursa, bugün severek yediğimiz pek çok meyve ve sebze yok olacak. Sabah’ın haberine göre, Arjantin’deki Nacional del Comahue Üniversitesi’nden Dr. Marcelo Aizen’e göre, bu durum insanoğlunun sonunu getirecek ölçüde büyük bir krize sebep olmayacak.

Aizen, insan beslenmesinde pirinç ve buğdayın daha hayati bir öneme sahip olduğunu ve bu gibi besin maddelerinin yetiştirilmesinde arıların herhangi bir “katkısının” bulunmadığını belirtiyor.

Bu sebeple de “Arılar kaybolursa, besin çeşitliliğimiz azalır, dünya belki eskisi kadar güzel bir yer olmaz, ancak hayat devam eder” diyor.

Toplam Ziyaretçi SayasıKimler ÇevrimiçiBlog counter

 

Nedir şu @ işareti Nederen geliyor?

  

Her gün kullandığımız @ işaretinin anlamı ne?

E-posta gönderiyorsanız @ işareti size yabancı değildir. Peki ama ne anlama geliyor biliyor musunuz?

Hemen her gün e-posta yazarken veya e-posta adresimizi birilerine verirken bu işareti kullanıyoruz. Peki ama @ işaretinin gerçek anlamını ve nereden geldiğini biliyor musunuz? Bu işaret 473 yıl önce, günümüzde ki anlamı ve kullanımından çok farklı bir amaca hizmet ediyordu.

@ işaretinin bilinen ilk kullanımına 4 Mayıs 1536 yılına Francesco Lapi adlı Floransalı bir tüccarın yazdığı bir mektupta rastlandı. Lapi yazdığı mektubunda İspanya’daki şarap fiyatlarından bahsederken @ işaretini kullanmıştı. O zamanlarda, bir fıçının 13’te birine karşılık gelen, ticari bir ölçü biri olarak kullanılan @, daha sonra daktilolara da girdi. Zaman için kullanımı değişen işaret bir süre sonra belli bir ürünün birim fiyatını belirtmek için kullanılmaya başlandı. Yani insanlar artık "tanesi 5 liradan 10 ürün" gibi bir tanım kullanmak yerine "10 ürün @ 5 lira" demeye başladılar.

1971 yılında Ray Tomlinson ise bu işaretin, e-posta sunucularındaki kullanıcıları tanımlamak için uygun olduğuna karar verdi. O tarihten itibarense @ artık bugünkü şekilde e-postalardaki kullanım şeklinde kavuşmuş oldu.

 

Toplam Ziyaretçi SayasıKimler ÇevrimiçiBlog counter

 

%d blogcu bunu beğendi: