Blog Arşivleri

İlk yerli uçağın üretileceği il!

Devrim’i örnek gösterdi; “Bir aksilik olmazsa…” dedi ve o ili açıkladı.

Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, ilk yerli otomobil gibi ilk yerli uçağı da Eskişehir’de üreteceklerini belirti.

Savunma bakanlığı olarak, savunma sanayinde, savunma sanayinin havacılık bölümünde Türkiye de iki yerin öne çıktığını ifade eden Bakan Yılmaz, bunlardan birinin Eskişehir, diğeri ise Kayseri olduğunu vurguladı. Ancak bu konuda Eskişehir çok önemli bir durumda olduğunun altını çizen Bakan Yılmaz, şöyle dedi: “Burada yine gururla söylüyorum, Alp Havacılık diye bir kurum var Eskişehir’de. Bir sivil kuruluş ama bu bir milli gücümüz. Milli gücün içinde kamu asker ayrımı yok. Türkiye’de kimin ne aklı, kimin ne birikimi varsa hepsi milli gücü oluşturur. Dolayısıyla ister kamu olsun, ister özel olsun hepi bir araya geliyor. Alp Havacılık diye kendisiyle gurur duyduğumuz bir kurumumuz var. Bunun alt yüklenicileri var. Biz geçen ay ABD de iken, Skorsy ile ilgili bazı parçaların dünyada tek üreticisi statüsü kazanmış durumda.”

Türkiye savunma sanayi ve havacılıkta bir yere gelecekse, bu geleceği yerin temel taşının Eskişehir’de atmayı düşündüklerini anlatan Bakan Yılmaz, Eskişehir her zaman ilklerin yeri olduğunu işaret etti.

Bunun için de Eskişehir’de üretilen ilk yerli otomobil Devrim’i örnek gösteren Bakan Yılmaz, şöyle konuştu:

“Devrim otomobili vardı, 1960’ta üretildi. Türkiye ilk otomobili yapan Eskişehir’dir. İlk otomobili Eskişehir’de yaptığımız gibi bir aksilik olmazsa ilk uçağımızı da ya Ankara veya Eskişehir’de yapacağız. Ama Eskişehir bilinmeli ki havacılıkta daha ileri bir konumda. Bunu da burada gerçekleştireceğiz diye düşünüyorum. Türkiye ve Eskişehir’in bugünü dünden çok daha iyi. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Bir olursak, birlik olursak yarını da bugünden daha iyi olacak.”

Reklamlar

Karbon ayak izini en iyi raporlayan şirket.

Türk Telekom karbon ayak izini en iyi raporlayan şirket.

Türkiye’de karbon salınımını ölçerek CDP’ye (Carbon Disclosure Project/Karbon Saydamlık Projesi) raporlayan ilk telekomünikasyon şirketi olan Türk Telekom, “Turkey-Carbon Disclosure Leadership” (Türkiye Karbon Saydamlık Liderliği) Ödülü’ne layık görüldü.

Güneş enerjisi, görüntülü görüşme teknolojisi telepresence, çevreci yazı karakteri Ecofont, e-eğitim, filo optimizasyonugibi pek çok sürdürülebilirlik uygulamasını hayata geçirerek Doğayla Dost İletişim kuran Türk Telekom, başlattığı enerji dönüşümü programı sayesinde her yıl 5 bin 400 hektarlık bir ormanın azaltacağı kadar karbon emisyonunu engellemeyi hedefliyor.

Türkiye’nin öncü iletişim ve yakınsama teknolojileri şirketi Türk Telekom, tüm dünyadaki halka açık şirketlerin sera gazı salınım miktarlarını kurumsal yatırımcıların bilgisine sunan CDP’nin (Carbon Disclosure Project/Karbon Saydamlık Projesi) Türkiye’de ilk defa verdiği “2011 Turkey-Carbon Disclosure Leadership” (2011 Türkiye Karbon Saydamlık Liderliği) Ödülü’ne layık görüldü.

2011 yılında CDP’ye raporlama yapan şirketler, PricewaterhouseCoopers (PwC) ve CDP tarafından geliştirilen metodolojiye uygun olarak, Ernst&Young tarafından değerlendirmeye tabi tutuldu. Yapılan değerlendirme sonucunda Türk Telekom, CDP platformunu kullanarak iklim değişikliği ile mücadele konusunda stratejilerini açıklayan şirketler arasında öne çıkarak “2011 Turkey-Carbon Disclosure Leadership” ödülüne layık görüldü.

Karbon Saydamlık Projesi (CDP), 2000 yılında şirketlerin sera gazı stratejileri ile karbon salınım miktarlarını beyan etmesi amacıyla hayata geçirildi. 2010 yılında CDP’nin Türkiye ayağı kapsamında İMKB 50 endeksine dahil olan 50 şirket, karbon salınımlarını ve iklim değişikliği ile ilgili politikalarını açıklamaya davet edildi. Türk Telekom bu davete cevap vererek raporlama yapan 10 şirketten biri oldu.


İnternette yeni dönem başlıyor!

Güvenli internet uygulaması ile ilgili 22 Ağustosta başlayan üç aylık test dönemi 22 Kasım salı günü sona erecek.

İnternet kullanıcıları, bu tarihten itibaren güvenli internet hizmetini isteğe bağlı ve ücretsiz olarak kullanabilecek.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), Güvenli internet hizmetinin, çocukların ve gençlerin internet üzerindeki bilgi kirliliğinden ve zararlı içeriklerden korunmaları amacıyla geliştirdiği bir proje olarak ortaya çıktı.

Düzenleme, internet kullanıcılarının BTK’ya ilettikleri talepler ve şikayetler dikkate alınarak yapıldı. BTK’nın işletmecilerle yapılan teknik çalışmalar sonucunda ”İnternet’in Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar”ın Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu tarafından belirlenerek yayımlanmıştı.

Bu esaslara göre, ”güvenli internet” ile ilgili 22 Ağustos’ta başlayan 3 aylık test süreci 22 Kasım Salı günü sona erecek ve Türkiye’de güvenli internet dönemi başlayacak. Salı gününden itibaren internet kullanıcıları güvenli interneti, isteğe bağlı ve ücretsiz olarak kullanılabilecek.

Güvenli internet hizmetinin alt yapısı erişim sağlayıcılar tarafından oluşturuldu. Tamamen isteğe bağlı ve ücretsiz verilecek hizmeti, talep edecek abonelerin isteklerini internet servis sağlayıcılarına bildirmeleri gerekiyor.

Hiçbir talepte bulunmayan kullanıcılar ise mevcut internetlerini kullanmaya devam edecekler. Güvenli internet hizmetinde çocuk ve aile profili olmak üzere iki profil bulunuyor. Aboneler diledikleri an internet servis sağlayıcılarından temin ettikleri parola ve kullanıcı adı ile profiller arasında geçiş yapabilecekler ya da hizmetten memnun kalmamaları veya ihtiyaç hissetmemeleri durumunda güvenli internet hizmeti almayı kesebilecekler.

-Sistem nasıl işleyecek?-

Güvenli internet konusunda yapılan düzenleme 28 Temmuz 2010 tarihinde yayımlanan tüketici hakları yönetmeliğinde yer alan bir maddeye dayanıyor. Buna göre kişi eğer isterse güvenli internet kullanma hakkına ücretsiz sahip olabilecek.

Türkiye’de 11,5 milyona yaklaşan aktif internet kullanıcısından 22 bini güvenli internet profili kullanıyor.

Düzenlemeyle ücretsiz, hızı düşük olmayan ve herhangi bir başvuru yapmaya gerek kalmayan güvenli internete sahip olunabilecek. Bu konudaki istemlerini belirten kullanıcılara bir kullanıcı adı ve şifresi verilecek. Güvenli internet hizmetinden yararlanmak isteyen kullanıcılar, bu kullanıcı adı ve şifre ile hizmetten kullanmaya başlayabilecekler. Güvenli internet hizmeti alan kullanıcılar istedikleri zaman çocuk seçeneğine, aile profiline ve birtakım alt profillere geçebilecek.

İnternet servis sağlayıcıları kullanıcı istediği takdirde güvenli internet profillerini temin etmekle yükümlü olacak


ABD’den Fatih projesine övgü!

ABD Başkanlık Yenilik ve Teknoloji Danışmanları Komitesi üyesi Stephen Brobst, Türkiye’de eğitimde tablet kullanılması yönünde başlatılan projeye övgüler yağdırdı.

ABD Başkanlık Yenilik ve Teknoloji Danışmanları Komitesi üyesi Stephen Brobst, önümüzdeki dönemde tablet bilgisayarlar gibi mobil araçların, sağlık, eğitim, finans gibi alanlarda bireyler için çok daha önemli hale geleceğini belirterek, “Bu nedenle Türkiye’nin ilk ve orta dereceli eğitim kurumlarına Fatih Projesi kapsamında yapacağı teknoloji yatırımı, ileriye dönük olarak çok istikrarlı bir yatırım” dedi.

“Veri ekonomisi”ne ilişkin açıklamalarda bulunan Brobst, son dönemde ekonominin, tedarik zincirinden sağlık sektörüne kadar her alanda bugüne kadar hiç olmadığı kadar veri merkezli yönetildiğini belirtti.

Veri ambarı alanında faaliyet gösteren Teradata Şirketinin teknoloji sorumlusu da olan Brobst, üyesi bulunduğu komitenin, her federal organizasyonun muhakkak bir veri stratejisi olması gerektiğini ısrarla vurguladığını aktararak, günümüzde veri altyapısının artık çok daha kritik hale geldiğini dile getirdi.

Brobst, “Çünkü yeni ürünler, yeni beklentiler tamamen verilerin yönlendirmesiyle şekillenecek. Dolayısıyla ekonomiyi de bir noktada verilerin yönlendireceğini ifade edebiliriz” diye konuştu.

Teradata şirketinin bölgede en çok Türkiye ve Rusya pazarına yatırım yapacağını söyleyen Brobst, veri ekonomisi açısından bakıldığında Türkiye’deki birçok kurumundünya standartlarında olduğunu ifade etti.

Brobst, Türkiye’deki ilköğretim ve orta öğretimdeki sınıflara akıllı tahta uygulaması ve öğrencilere tablet bilgisayarlar dağıtılmasını hedefleyen Fatih Projesi’ne ilişkinsoru üzerine, eskiden, teknolojik yeniliklerle çoğunlukla iş yerlerinde tanışan insanların günümüzde artık bu alandaki gelişmeleri evlerinde tanıyabildiklerini anlattı.

Teknolojik yenilik beklentisinin artarak devam edeceğini ifade eden Brobst, önümüzdeki dönemde internet ve bilgiye erişimin tamamen tablet bilgisayarlar ve akıllı telefonlar üzerinden gerçekleşeceğini söyledi.

Önümüzdeki dönemde bilginin çok daha yüksek bir oranda mobil araçlardan talep edileceğine işaret eden Brobst, “İnsanlar ileriye dönük kişisel kararlarını almadan önce ilgili bilginin kendilerine mobil araçlarla ulaştırılmasını isteyecekler. Tablet bilgisayarlar gibi mobil araçlar, sağlık, eğitim, finans gibi alanlarda bireyler için çok daha önemli hale gelecek” şeklinde konuştu.

“Bu nedenle Türkiye’nin ilk ve orta dereceli eğitim kurumlarına yapacağı bu teknoloji yatırımı, ileriye dönük olarak çok istikrarlı bir yatırım” diyen Brobst, kitapların tabletbilgisayara taşınmasının yanında sistem üzerinden bilgi analizi yapılabilmesinin de çok önemli olduğunu vurguladı.

2013’de toplam bilginin üçte birine tablet bilgisayarlarla erişileceğine ilişkin öngörüyü hatırlatan Brobst, kendisinin öngörüsünün ise toplam bilginin yarısına tablet bilgisayarlar üzerinden erişileceği yönünde olduğunu belirtti.

-“Artık algı sosyal medya ortamlarında yönetiliyor”-

Günümüz dünyasında çok fazla veri oluştuğuna dikkati çeken Brobst, bu noktada sosyal medyada oluşturulan veriler kullanılarak yapılacak analizlerin önemine değinerek, şunları kaydetti:

“Hükümet olsun şirket olsun, sosyal medyada hakkınızda nasıl bir algının oluştuğunu analiz etmeniz gerekiyor. Sosyal medya verilerini toplayarak, hakkınızda iyi mi kötü mü konuşulduğunun, yaptığınız bir konuşmanın etkisinin nasıl oluştuğunun analizini yapabiliyorsunuz. Diğer taraftan, sosyal medya ortamlarında bir kişinin düşünce liderliği yapıp yapmadığını, hakkınızda yazdığı şeyin sizi ya da pazarınızı nasıl etkilediğini yine bu sosyal medya analizleriyle öğrenebiliyorsunuz. Aslında artık algı sosyal medya ortamlarında yönetiliyor. Yaptığınız bir açıklamayla ilgili algıyı, twitter’da, facebook’taki yankısıyla anlayabiliyorsunuz.”

Eskiden verilerin sadece iş kararlarını yönlendirdiğini anımsatan Brobst, günümüzde ise bireylerin de kararlarını verilerin yönlendirmesiyle alacağı bir yapıya doğru gidildiğini vurguladı.

-“Finansal kriz gelirlerimizi arttırdı”-

Hükümetin bir internet sitesi üzerinden ABD vatandaşlarının kendileriyle ilgili bilgilere şeffaf şekilde ulaşabildiklerini aktaran Brobst, ABD Başkanı Obama’nın diğer başkanlara göre teknolojiye çok daha fazla önem verdiğini ve teknolojiyi kullandığını ifade etti.

Brobst, “Özellikle de vatandaşların yaşam kalitesinin arttırılması konusunda teknolojinin nasıl kullanılabileceğine önem veriyor. Önceki başkanlar güvenlik ve askeri alanda daha çok teknoloji yatırımı yaparken, Obama ise teknolojinin sağlık, ulaşım, gibi sosyal alanlarda da kullanılmasına önem veriyor. Başkan Obama’ya teknoloji danışmanlığı yapan ve 3’ü ticaret dünyasından, 9’u da akademik yaşamdan gelen 12 kişilik kurulda bulunmak benim için çok önemli ve bir onur. Kurulumuz, sadece taktiksel olarak değil, uzun dönemde Amerikan vatandaşlarının hayat kalitesinin arttırılması için hükümetin neler yapması gerektiğinin çalışmasını yapıyor” şeklinde konuştu.

Finansal krizin bir çok kişi ve kurumu olumsuz etkilediğini anımsatan Brobst, “Tabiki finansal kriz çok kötü bir şey ama Teradata şirketi için olumlu sonuçlar doğurdu. Çünkü bankalar geleneksel şekilde veriyi kullanmadan, analiz etmeden artık iş yapamayacaklarını anladılar. Sadece Türkiye’de değil tüm dünyada finansal kriz sırasında Teradata’nın gelirleri arttı” dedi.


Kartlar dijital cüzdana giriyor.

BKM Genel Müdürü Canko, 2012’nin ilk çeyreğinde dijital cüzdanı tanıtacaklarını söyledi.

Canko, “Cüzdanımızda sadece kredi kartları vebanka kartları yok, marka kartları da entegre olacak. Sadece ödemelerinizi değil tasarruflarınızı da bu cüzdanla yapacaksınız” dedi.

Bankalararası Kart Merkezi (BKM) GenelMüdürü Soner Canko, dünyada kartlı ödeme sistemlerinde Türkiye’nin birçok ilke imza attığını ifade ederek bunun son örneğinin temassız kart sistemleri olduğunu söyledi. Canko, “Avrupa’da temassız kredi kartıTürkiye’de başladı. İlk temassız kartı yaptıkama bu yeterli değil, potansiyel yüksek. Temassız uygulamalarda önümüz çok açık” dedi.

Ödeme sistemleri alanında tüm dünyadan katılımcıların biraraya geldiği Cartes Fuarı, 15- 17 Kasım2011 tarihleri arasında Fransa’da Paris Nord Villepinte Exhibition Center’da düzenlendi. Türkiye’nin ödeme sistemlerindeki başarısı bu fuarda da tescillendi. Türkiye ilk defa Cartes’in onur konuğu ülkesioldu.

Canko, Türkiye’nin ödeme sistemlerinin 2012-2023 yol haritasını da Paris’te açıkladı. Türkiye’de ‘nakitsiz ödemeler dünyası’ yaratma hedefleri olduğunu vurgulayan Canko, şöyle devam etti: “Ödeme sistemlerinde 2012-2023 dönemi hedefimiz; 2023 yılında nakitsiz ödeme yapan bir Türkiye. Bu yoldatüketici ve perakende sektörünü bilinçlendirme çalışmaları yapmamız lazım. Temassız kart uygulamalarında potansiyel büyük. Bunun bir adım sonrası NFC. Dijital cüzdan ise beni en heyecanlandıran bölüm. 2012’nin ilk çeyreğinde dijital cüzdanla ilgili ilk tanıtımımızı yapacağız. Önceinternet üzerinden bunu açacağız, zamanla yapı tüm bankalara açık olacak. Dijital cüzdan, ulusal veoperatör bağımsız bir uygulama olacak. Dünyada ilk defa bir ülke kendi ulusal cüzdanını duyurmuş olacak.”

TÜM KARTLAR TEK CÜZDANDA
Tüm ödeme kartlarının entegre edileceği tek bir cüzdan olacağını ifade eden Canko, “Cüzdanımızda sadece kredi kartları ve banka kartları yok, marka kartları da entegre olacak. Sadece ödemelerinizi değil tasarruflarınızı da bu cüzdanla yapacaksınız. Bu konuda çok detay vermek istemiyoruz ama Ocak-Şubat gibi açıklamayı yapacağız. Amacımız, internet üzerinden yapılan alışverişin süresini kısaltmak” değerlendirmesinde bulundu.

Vatan’da yer alan habere göre Canko, dijital cüzdan hakkında konuşurken bir araştırmaya da atıfta bulundu. Canko, bireylerin ortalama cüzdan yoklama sıklığının 6-7 saat olduğunu, buna karşılık cep telefonunu ise 16 dakikada bir kontrol ettiğini aktardı.

Ödeme sistemlerinde biometrik uygulamaların da yaygınlaşacağı öngörüsünde bulunan Soner Canko, “ATM ve POS’ta biometrik yaygınlaşacak. 2023’te nakitsiz ödemeler yapan Türkiye istiyoruz. Kamu mevzuatı ile bizi desteklemeli” ifadesini kullandı.

AVRUPA’NIN ‘ONUR’U OLDUK
Cartes 2011’de Türkiye’nin Onur Konuğu olmasının önemine değinen Soner Canko, “Her yıl onur konuğu olmuyor ve her ülkeye bu tanım yapılmıyor. Türkiye’nin 2011’de onur konuğu ülke olarak seçilmesi gerçekten çok önemli. Türkiye, ödeme sistemlerinde elde ettiği başarılarla tüm dünyanın da dikkatini çekiyor. Buraya kolay gelmedik, geçen 20 yılda yapılan çalışmaların, doğru zamanda yapılan doğru yatırımların bir sonucu oldu. Türk vatandaşları olarak AB ülkelerine vize ile girerken ve vize alabilmek için de onlarca evrak hazırlamak durumunda kalıyoruz. Şimdi kartlı ödeme sistemlerinde Türkiye geldiği nokta itibarıyla AB’nin kapısından içeri girmiş oluyor. Bu yönüyle Onur Konuğu olmak da ayrı bir önem taşıyor” dedi.

2012’de memur kaç gün tatil yapacak

Gelecek yıl resmi ve dini bayram tatillerinin hafta sonuna denk gelmesiyle, uzun tatiller sona erecek..

Ramazan Bayramı tatilinin 9 güne çıkarılmasıyla bu yıl hafta sonu ve resmi ve dini bayram tatilleriyle birlikte 113 gün tatil yapanlar, gelecek yıl dini ve resmi bayramların hafta sonunda başlaması ya da bitmesi nedeniyle Bakanlar Kurulunun karar almaması halinde iki bayramda da uzun tatil yapma imkanı bulamayacak.

YILBAŞI PAZARA DENK GELİYOR

Gelecek yılın ilk tatili, yıl başının ertesi günü olan 1 Ocak Pazar günü yani hafta sonu tatil gününe denk geliyor. Gelecek yıl pazartesi gününe denk gelen 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda ve salı günü kutlanacak 1 Mayıs Emek ve Dayanışma gününde çalışanlar birer gün tatil yapacak. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı’nın cumartesi gününe rastlaması nedeniyle bu gün hafta sonu tatilinde geçirilecek.

RAMAZAN’DA 2 MESAİ GÜNÜ TATİL

Ramazan Bayramı’nda arife günü 18 Ağustos Cumartesi gününe, bayramın ilk günü ise pazar gününe rastlıyor. Salı günü sona erecek Ramazan Bayramı’nda yalnızca iki mesai günü tatil yapılmış olacak.

30 Ağustos Zafer Bayramı ise mesai gününe denk geliyor. Perşembe günü bir gün tatil yapılacak.

Kurban Bayramı 29 Ekim ile birleşiyor

24 ile 29 Ekim arasında, Kurban Bayramı’nda yılın en uzun tatili yapılacak. 3. ve 4. günü yine hafta sonu tatiline denk gelen Kurban Bayramı’nda tatil, arife günü olan 24 Ekim Çarşamba günü öğleden sonra başlayacak. Tatil 28 Ekim Pazar günü sona erecek ancak 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı nedeniyle 5,5 gün tatil yapma imkanı bulunacak.

Gelecek yıl 14,5 günlük resmi ve dini bayram tatilinin 5 günü hafta sonu tatiline denk geliyor. Yıllık izinler dışında, bu yıl hafta sonu tatilleri, resmi ve dini bayramlar dahil olmak üzere toplam 113 gün tatil yapılacak.

2012 yılı resmi tatil günleri şöyle:

”Yılbaşı (1 Ocak Pazar),
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı (23 Nisan Pazartesi),
Emek ve Dayanışma Günü (1 Mayıs Salı),
Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı (19 Mayıs Cumartesi),
Ramazan Bayramı arifesi (18 Ağustos Cumartesi),
Ramazan Bayramı (19 Ağustos Pazar-21 Ağustos Salı),
Zafer Bayramı (30 Ağustos Perşembe),
Kurban Bayramı arifesi (24 Ekim Çarşamba),
Kurban Bayramı (25 Ekim Çarşamba-28 Ekim Pazar),
Cumhuriyet Bayramı (29 Ekim Pazartesi).”

Uzaydan Türkiye Görüntüsü

Uzaya ilk ayak basan ABD’li kadın Astronot Kathryn Sullivan, Türkiye’nin uzaydan kesinlikle büyüleyici gözüktüğünü belirterek, ”Hepimizin okul yıllarından beri öğrendiği Türkiye’nin coğrafi konumu ve Boğaz’ı, uzaydan aynı gerdanda duran gümüş kolyenin üzerindeki değerli taş gibi görünüyor” dedi.

TÜBİTAK’ın ev sahipliğinde İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenen Küresel Yer Gözlem Grubu (GEO)’nun 8. Devletlerarası Genel Kurulu’na katılmak üzere İstanbul’da bulunan Sullivan, uzayda yaşadığı tecrübe ve küresel ısınma ile ilgili konularda bilgi verdi.

Sullivan, bir çok kişinin hayallerini süsleyen astronotluğu küçük yaşlardan beri merak ettiğini, dünya coğrafyasına çocukluğundan beri inanılmaz derecede ilgi duyduğunu, okul yıllarında ise bu ilgisinin özellikle fen ve deniz bilimi derslerinde ortaya çıktığını söyledi.

Sullivan, insanlar arasında ”uzayda yürümek” diye bilinen tabirin ”uzayda yüzmek” diye düşünüldüğünde daha mantıklı olabileceğini belirterek şunları söyledi:

”Uzayda bulunmak gerçekten de harika bir tecrübe. Ben 1984 yılında çıktığım uzayda 10 gün kaldım ve 3 buçuk saat yürüdüm. Uzaydayken sanki yüzüyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Dünyayı çerçevesiz yanı başınızda hareket ederken izlemek inanılmaz bir duygu. Fakat biz oraya görev icabı gittiğimiz için zamanımızı iyi kullanarak yapmamız gereken işleri halletmemiz de gerekiyordu. Uzaya gitmek çok iyi organize edilmiş bir koreografi. Arkadaşlarınızla belli bir koreografi içerisinde çalışmanız gerekiyor. Yani aynı tek koreografide bulunan dansçılar gibi oluyorsunuz. Çok meşgul ve konsantre oluyorsunuz ama aynı zamanda da harika bir yerdesiniz. Yani birçok şeyi tek seferde yaşama fırsatı yakalıyorsunuz.”

Türkiye Uzaydan Nasıl Görünüyor?

İstanbul’a ilk gelişi olduğunu dile getiren Sullivan, ”Türkiye’ye ilk defa gelmeme rağmen ben aslında uzaydan Türkiye’nin her yerini gördüm. Türkiye uzaydan kesinlikle büyüleyici gözüküyor. Hepimizin okul yıllarından beri öğrendiği Türkiye’nin coğrafik konumu ve boğazı aynı gerdanda duran gümüş kolyenin üzerindeki değerli taş gibi görünüyor. Tarih kitaplarını okuyup bunları öğrenmek uzun zaman alıyor ancak uzaya gidip görmek sadece dakikanızı alıyor” dedi.

İklim Değişikliği Uzaydan Görünebiliyor

Son zamanlarda daha çok hissedilen iklim değişikliği hakkında da değerlendirmelerde bulunan Sullivan, uzaydan da iklim değişikliğinin görülebildiğini, bunu birden fazla uzaya gitme fırsatı bulan astronot arkadaşlarının daha rahat görebilme fırsatı bulduğunu anlattı.

Sullivan, uzaydan, iklim değişikliğinin toprak kullanımı ve kıyı boylarındaki şekil değişikliği ile de fark edilebilir olduğuna dikkati çekerek, ancak 6 ay yada 1 yıl kalan astronotların dünyadaki renk ve mevsimlerin değişmesine, yaklaşan fırtınanın ardından gelecek kara da şahit olabileceklerini, yani iklim değişikliğinin tüm sinyallerini uzaydan görmenin mümkün olduğunu kaydetti.

Kathryn Sullivan, örnek vermek gerekirse küçüklüğünde gördüğü uzay fotoğraflarındaki Orta Batı Afrika’nın belirgin bir şekli, mavi ve yeşil renkleri olduğuna dikkati çekerek, uzaydan kendi gözleriyle baktığında ise parmak izine benzeyen ve etrafında çok az bir su bulunan bir yer gördüğünü anlattı.


Dünyanın kopyasını yaptılar!

Bilimadamları, Dünya’nın çekirdeğindeki koşulları laboratuvar ortamında oluşturabilmek için bir deney başlattı.

Fransa’daki Avrupa Sinkrotron Işınımı Tesisi’nde (ESRF) yapılan deneyde bilimadamları, demir ve diğer materyalleri olağandışı derecede sıcaklık ve basınca maruz bırakmak için X ışınlarını kullanıyor.

X ışınlarının nasıl emildiği, Dünya’nın çekirdeğindeki gizemli süreçlere ışık tutacak.

Böylece Dünya’nın manyetik alanının nasıl oluştuğu, neden değiştiği ve depremler sırasında oluşan şok dalgalarının nasıl yayıldığı gibi sorular yanıtlanabilecek.

Deniz seviyesinin yaklaşık 3 bin kilometre altında yer alan çekirdeğe doğrudan ulaşılması olanak dışı.

Bilimadamlarının Dünya’nın en üstteki katmanını oluşturan kabuğu delme girişimleri ise hala devam ediyor. Okyanus tabanlarında en ince seviyesine inen kabuğun kalınlığı, 70 kilometre ile 10 kilometre arasında değişiyor.

ID24’te yapılacak deneylerin merkezinde dikkatle kesilmiş iki elmasın uçları arasına çok küçük örnekler yerleştirerek yüksek basınç oluşturmak için kullanılan elmas örs hücre bulunuyor.

Örnekler, Dünya’nın yüzeyindekinden milyonlarca kez daha fazla olan bir basınca maruz bırakılıyor.

Daha sonra örnekler, yüksek güce sahip lazerlerle 10 bin dereceye kadar ısıtılıyor. Ardından örneklerin kesin bileşimlerini ve kimyalarını belirlemek için X ışınları kullanılıyor.

Geliştirilen ID24, X ışınlarının metrenin milyonda biri küçüklüğündeki nesnelere odaklanmasına olanak tanıyor.

ID24, bilimadamlarının maddenin ısıtılıp sıkıştırılırken verdiği reaksiyonu saniyenin milyonda birindeki görüntülerle gözlemesine de olanak tanıyor.


Gelecekteki hastalığı teşhis eden cihaz!

Rus fizikçilerin, kozmonotların sağlıklarıyla ilgili yaptıkları araştırmalar sonucunda geliştirilen ve dünyanın 34 ülkesinde kullanılan NLS (Non Lineer System) artık Türkiye’de. Cihaz, genetik yapınıza kadar inerek kalıtsal hastalıklarınızı ortaya çıkarıp size reçete sunmakla kalmıyor, gelecekte karşılaşabileceğiniz hastalıkların listesini de vererek dikkati sağlığınıza çekiyor. MR’DA GÖRÜLMEYENLER

Dünyada “Metatron” adıyla da bilinen NLS, var olan ve gelecekte oluşma riski yüksek hastalıkları tam olarak tespit ediyor. Genel Cerrahi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Kenan İpek, “Cihazla hastada zaten var olan ve yeni başlayıp birçok görüntüleme cihazında ortaya konulamayacak kanser oluşumlarına dair bilgiler edinilebiliyor” diyor. Kanserin ortaya çıkışı, vücutta birtakım yapıları yıkıyor ve başlangıç aşamasında MR ya da tomografi gibi görüntüleme yöntemleri bu oluşumu gösteremeyebiliyor. NLS ise vücudun tüm dokusunu okuyabilme özelliğiyle kişiye oluşabilecek kanser riskiyle ilgili bilgiler veriyor. Cihazın tanı süresi için 20-25 dakikanın yeterli olduğu, daha ciddi sağlık sorunları olanlar için ise 45 dakika ile bir saat arasında süre gerektiği belirtiliyor.

KAN TAHLİLİ YOK
NLS’nin hastalığı oluşmadan tespit etmesi “hayat kurtarıcı” olmasını sağlıyor. Kendisinde bulunan sağlık sorunlarını öğrenmek için check-up yaptırmak isteyen bir kişi, büyük efor harcayarak, kan tahlilleri yaptırmak ve bazı tanı cihazlarına girmek durumunda kalıyor. NLS tüm bu işlemleri çok basite indirgeyerek hastaya yarım saatlik tarama sürecinin sonucunda her tür sorunu göstererek “Sizin diyabetiniz var” gibi çıkarımlarda bulunuyor ve bunu tüm hastalıklara yönelik olarak yapıyor. Cihazın ortaya çıkardığı sonuçlardan sonra doktorlara düşen tedavi şeklini belirlemek ve gerçekleştirmek oluyor.

DETAYLI ARAŞTIRMA
Cihaz çalışmaya başladığı andan itibaren vücudun her noktasının kontrolünü yapıyor ve sorun gördüğü organa geri dönerek araştırmasını derinleştiriyor. Örneğin kalp damarlarında bir daralma fark etmesi durumunda o damarı tekrar kontrol ediyor ve oluşan rahatsızlığı en ince ayrıntısına kadar raporlayarak kontrolünü sürdürüyor.

BEYİNDEN YAYILAN BİLGİYE ULAŞIYOR
NLS, beynin yaymış olduğu “non lineer” dalgaları bir barkod gibi okuyarak beyinden yayılan bilgiye ulaşıyor. Nasıl ürünlerin barkodlarında bulunan çizgiler okutulduğunda, ürünün ne olduğu ve hangi ülkeden getirildiği görülüyorsa, bu cihaz da beyin dalgaları yoluyla kişinin vücudundaki tüm rahatsızlıkları okuyarak bu yolla bir check-up gerçekleştiriyor.

RADYASYON YOK
Cihazın en önemli özelliğinin tüm vücuda uygulanması ve hiç radyasyon içermemesi olduğu belirtiliyor. Sistem kontrole giren kişinin sağlık durumunu tüm yönleriyle ortaya çıkarıyor. Görüntüleme araçlarının içinde hareketsiz şekilde yatmak ve kapalı yerde kalma korkusu, çok sayıda hastanın kâbusuyken, NLS hastanın bu sıkıntıyı yaşamasını engelliyor ve kontrolünüz oturduğunuz yerde gerçekleşiyor.

TEK KURAL VAR: EL VE AYAKLARI ÇAPRAZ TUTMAYACAKSINIZ
Hasta cihaza girmeden 2 gün önce ilaç kullanımını kesiyor.

* Uygulamadan önce 15 dk dinlendiriliyor.

* Oturduğu koltukta başına kulaklık benzeri bir cihaz takıyor, istediği gibi hareket ediyor ve soru sorup konuşabiliyor.

* Sadece verilmiş olan dalga sinyallerini bozmamak için el ve ayaklarını çapraz hale getirmemesi isteniyor.

* Vücudunda platin bulunanlarda teşhiste başarı oranı az miktarda düşerken, hamilelerden yayılan çift sinyal (bebeğin varlığı nedeniyle) karışıklığa ve teşhiste yanılmalara neden olabiliyor.


Türkiye'nin ilk ve tek biyonano merkezi!

2010 yılının Aralık ayından bu yana Fatih Üniversitesi tarafından yürütülen çalışmalar tamamlandı.  Türkiye artık kendi biyonano teknoloji merkezine sahip 24 Ekim Pazartesi günü resmi açılışı gerçekleştirlecek merkez, bilişimde Türkiye’nin elini güçlendirecek.  Fatih Üniversitesi, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek biyonano teknoloji merkezi kurdu. 24 Ekim Pazartesi günü Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün’ün açılışını yapacağı merkez, Aralık 2010’dan itibaren çalışmalarını yürütüyordu.

Fatih Üniversitesi’nden yapılan açıklamaya göre; Türkiye’nin ilk ve tek biyonano teknoloji merkezi Fatih Üniversitesi BİNATAM, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün’ün de katılacağı törenle hizmete açılacak. Aralık 2010’dan itibaren çalışmalarını yürüten merkez, Türkiye için ilk olma özelliğini taşıyor. Merkezin Başkanı Doç. Dr. Bayram Ünal, Türkiye’de nano teknoloji bilimini geliştirmeye çalışacaklarını belirterek, “Fatih Üniversitesi’ni geleceğin teknoloji üssü haline getirmeyi, Türkiye’yi nanoteknoloji alanında dünyayla yarışır hale getirmeyi hedefliyoruz.” dedi. Merkezde şimdiye kadar yürütülen araştırmalar sonucu birçok suç vakası aydınlatıldı.

2. ULUSAL BİYOTEKNOLOJİ ÖĞRENCİ KONGRESİ

Öte yandan, Fatih Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen 2. Ulusal Biyoteknoloji Öğrenci Kongresi de 24-26 Ekim tarihleri arasında üniversitenin Büyükçekmece kampüsünde başlayacak. Bakan Nihat Ergün’ün de katılacağı kongreye, ABD Başkanı Barack Obama tarafından Genç Bilim İnsanları ve Mühendisler Başkanlık Kariyer Ödülüyle onurlandırılan ve ABD’nin California Üniversitesi’nde (UCLA) nanoteknoloji üzerinde çalışmalar yapan genç bilim adamı Aydoğan Özcan online olarak katılacak. Özcan, canlı bağlantı ile katılımcılara yaptığı çalışmalardan, dünyada ve Türkiye’de bilim ve üretilmesi gibi konularla ilgili bilgiler verecek.

Kongreye; Adalet Bakanlığı İstanbul Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesi Başkanı Uzm. Dr. Ömer Müslümanoğlu, Harvard Tıp Okulu Öğretim Üyesi Dr. Mehmet Veysel Yiğit ve Dr. Fikri Avcı, Fatih Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Osman Kaşıkçı ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nesrin Hasırcı gibi önemli isimler katılacak.


%d blogcu bunu beğendi: