Blog Arşivleri

Dünya, Türk gencinin hayaliyle savaşıyor!

Türk mühendisin çocukluk hayalinden yola çıkarak geliştirdiği bilgisayar oyunu 1 milyonun üzerinde satış rakamına ulaştı.

Bilkent Üniversitesi mezunu Bilgisayar MühendisiArmağan Yavuz‘un çocukluk hayalinden yola çıkarak geliştirdiği bilgisayar oyunu ”Mount&Blade” 1 milyonun üzerinde satış rakamına ulaştı. Proje aşamasındayken dünya oyun devlerinin geri çevirdiği savaş oyunu, ABD başta olmak üzere İskandinav ülkelerinde büyük ilgi görmesiyle 3 milyon dolarlık ciro elde etti.

1980’li ihracatının büyük kısmı kayısı, fındık, incir gibi birkaç üründen oluşan Türkiye, girişimcilerin ve genç yeteneklerin kendilerini ifade edecek ortamın oluşturulmasıyla bugün otomobilden iş makinesine, beyaz eşyadan bilişime kadar birçok alanda dünyaya satış yapıyor. Her geçen gün daha çok teknoloji içeren ürün ihraç eden Türkiye, 2008’den itibaren ihracat sepetine genç bilgisayar mühendisinin azmi ve kararlılığıyla bilgisayar oyunu da dahil etti.

Çocukluk hayalinden yola çıkarak geliştirdiğibilgisayar oyunu ”Mount&Blade” ile 1 milyonun üzerinde satış yaparak 3 milyon dolarlık ciro elde eden Bilgisayar Mühendisi Armağan Yavuz, hayalden başarıya doğru ilerleyen serüveniyle ilgili açıklamalarda bulundu.

Küçüklüğünde bilgisayara ve bilgisayar oyunlarına oldukça ilgili olduğunu, o yıllarda hayali kahramanların birbirleriyle savaştığı bir oyun geliştirdiğini aktaran Yavuz, üniversitede bilgisayar mühendisliği eğitimi almaya başlamasıyla hayalini somutlaştırdığını söyledi.

KENDİ TANITIMINI KENDİSİ YAPTI
Bilgisayar mühendisi olan eşiyle birlikte geliştirdiği oyuna ”Mount&Blade” adını vererek demo haline getirip uluslararası oyun dağıtım şirketlerine gönderdiğini belirten Yavuz, daha sonra yaşadıklarını şöyle anlattı:

”Oyun dağıtım şirketleri oyunumuza ilgi göstermedi. Bunun üzerine madem onlar dağıtmayacak kendi oyunumu ben dağıtırım diyerek önce bir internet sitesi açtım. O sitede oyunun ne olduğunu, nasıl oynandığını anlatmaya başladım. Daha sonra ziyaretçilerin oyunu dilerlerse o site üzerinden, dilerlerse bilgisayarlarına indirerek oynamalarını sağlayacak alt yapıyı oluşturdum. Forum sitelerinin de katkısıyla oyun 1 yıl içinde tanınmaya ve sevilerek oynanmaya başladı. Böyle olunca daha önce oyunla ilgilenmeyen oyun dağıtıcılarının oyuna karşı algıları değişti. Bu gelişmeler üzerine oyunun gerçeğini yapmaya başladım.”

Armağan Yavuz, ”Mount&Blade”i 2008 yılında tamamlayarak piyasaya sunduğunu, oyunun birçok ülkede ilgiyle karşılandığını ifade ederek, bunun üzerine oyunun ikinci versiyonu için ekibi büyüterek ODTÜ Teknokent’te 23 kişilik ekiple çalışmalara başladığını söyledi.

OYUN LİSTELERİNİ ALT ÜST ETTİ
Mount&Blade Warband” adını verdiği ikinci oyunu programcısından grafikerine, ses uzmanından sanat yönetmenine kadar alanında uzman ekiple 2010’da tamamlayarak dünya pazarına sunduklarını aktaran Yavuz, şunları kaydetti:

”Oyunumuzun yeni versiyonuna multiplayer ekledik. Bu sayede oyunun oline olarak oynamasını sağladık. Yaptığımız yenilikler o kadar beğenildi ki oyun dünyanın en büyük dijital oyun dağıtım sitesi ‘Steam’de milyon dolar bütçeli oyunları geride bırakarak ilk haftadan itibaren birinci sıraya yerleşti. ABD ve İskandinav ülkeleri başta olmak üzere birçok ülkede büyük ilgi gören oyun, 1 milyonun üzerinde satış yaparak 3 milyon dolarlık ciroya ulaştı.”

TÜM ZAMANLARIN EN İYİ 100 OYUNUNDAN BİRİ
Oyunun dünyaca ünlü PC Gamer dergisinin ‘tüm zamanların en iyi 100 oyunu‘ listesinde yer aldığını belirten Yavuz, elde ettikleri başarıyı devam ettirmek için oyunun geliştirilmiş versiyonunu mart ayında, 3. versiyonunu ise yıl sonuna yetiştirmek için yoğun biçimde çalıştıklarını dile getirdi.

“DAHA FETHEDECEĞİMİZ ÇOK KALE VAR”
Armağan Yavuz, dünyada oyun pazarının her geçen gün büyüdüğünü, bunda Facebook ve cep telefonu pazarının önemli bir yere sahip olduğunu dile getirerek, Türkiye’de de Facebook‘a oyun geliştiren birçok firmanın bulunduğunu söyledi.

Dünya oyun pazarının yaklaşık büyüklüğünün 60 milyar dolara yakın olduğunu, pazardan en fazla payı ABD ve Güney Kore’nin aldığını belirten Yavuz, ”ABD’liler oyun işine 1980’lerde Koreliler ise 90’ların sonunda başladılar. Biz bu pazarda daha çok yeniyiz. Onun için de daha fethedeceğimiz çok kale var. TÜBİTAK ve KOSGEB‘in destekleriyle Türkiye’de özellikle Facebook oyun pazarı çok hızlı büyüyor. Bu alanda gelecekte yurt dışında markalaşan Türk oyunları olabilir. Ülke olarak belli bir potansiyele sahibiz. Finlandiya küçük bir ülke olmasına rağmen dünyaca ünlü 10’dan fazla oyunu var. Bu işe meraklı olanlara tavsiyem programlı, sabırlı ve kararlı olsunlar, gerisi kendinden gelir” diye konuştu.

“MOUNT&BLADE” HAKKINDA
Mount&Blade (orjinal adı: Ateş ve kılıç) oyunculara bir ortaçağ kahramanı gibi at sırtında savaşlara katılarak kılıç ok ve yay gibi silahları kullanma imkanı veren bir bilgisayar oyunu. Oyuncular ”Kalradya” isimli diyara yeni gelmiş bir maceraperest olarak başladıkları oyunda, ilk başlarda küçük haydut gruplarıyla mücadele ederken zamanla güçlü bir ordu topluyor ve krallıklar arasındaki savaşlara katılabiliyor. Krallık yönetimi, meydan muharebeleri, kale kuşatmaları gibi birçok unsuru barındıran oyunu, tek kişilik senaryonun yanı sıra bir sunucuya bağlanarak diğer oyunculara karşı oynamak da mümkün.

Reklamlar

Türk çipine Fransız kalındı!

Türkiye’nin elektronik pasaport ihalesinde, TÜBİTAK’ın ürettiği güvenilir çip tercih edilmeyip ihale, çipleri ‘güvensiz’ bulunan Fransız şirkete verildi.

Türkiye’nin elektronik pasaport ihalesinin Fransız devlet şirketi Gemalto‘ya verilmesinin yankıları devam ederken şok bir ayrıntı ortaya çıktı.TÜBİTAK‘ın ürettiği güvenilir çip tercih edilmeyip ihale, çipleri ‘güvensiz’ bulunan Fransız şirkete verilmiş.

Türkiye’nin elektronik pasaport ihalesinin, çipleri dünyada ‘güvensiz’ bulunmasına rağmen Fransız devlet şirketi Gemalto‘ya verilmesinin yankıları devam ediyor. TÜBİTAK‘ın, hem kimlikler hem de pasaportlar için güvenilir çip ürettiği, buna rağmen bu ürünün tercih edilmeyip ihalenin Fransızlara verildiği ortaya çıktı. Çiplerde en kritik unsur, içindeki işletim sistemi. Fransızlara asıl bağımlılığın sebebi de bu. İşletim sistemi üretildikten sonra çipin temin edilmesi çok daha kolay. TÜBİTAK, 2007 yılında Başbakanlık genelgesi ile kalabalık bir Ar-Ge grubu oluşturarak bu sistem üzerinde çalıştı. Toplam 27 milyon lira harcayarak ‘güvenilir çip’ üretmeyi başardı. Ancak söz konusu ürün şimdilik elinde kaldı.

Zaman, gelişmeleri dünkü nüshasında, “e-pasaport çipleri ihalesi ‘güvensiz’ Fransız şirketinin” başlığı ile duyurmuştu. 2007 yılında kurulan Ar-Ge birimi, sadece pasaportlar için değil genel anlamda kullanılacak bütün kimlikler için sistem üretecekti. e-devlet projesinin önemli bir ayağını bu e-kimlikler oluşturacaktı. TÜBİTAKbunun için Nüfus Genel Müdürlüğü, SGK, Sağlık Bakanlığı gibi kurumlarla birlikte çalıştı. Altyapı başarıyla kuruldu. AKİS (Akıllı Kart İşletim Sistemi) testi geçti ve kullanıma hazır hale getirildi.

Darphane Genel Müdürlüğü, geçtiğimiz ekim ayında 5 milyon adet çipli pasaport ihalesine çıktı. İhaleye katılan 5 firmadan 3’ü, TÜBİTAK’ın geliştirdiği bu sistemi kullanacağını açıklayarak teklif sundu. Bunlar; Malezyalı IRIS, ABD’li HID ve Fransız Arjowiggins’ti. Diğer iki firma ise Fransa Ulusal Meclisi ile Cumhurbaşkanlığı’nın ana hissedar olduğu Gemalto firması ile Alman-Tayland ortaklığı Smartrec’ti. İhale şartnamesine göre, yerli ürünle katılan firmalara yüzde 10 indirim sağlanacaktı. En düşük teklifi de TÜBİTAK’la birlikte çalışan Arjowiggins sundu. Fakat ihale, ‘hiç bir firmanın liyakatli bulunmadığı’ gerekçesiyle iptal edildi. İkinci ihaleye 22 Aralık 2011 tarihinde çıkıldı. Ancak bu kez büyük bir değişiklik vardı. İhale şartnamesi değiştirilerek ‘yerli ürün indirimi’ kaldırılmıştı. Gerekçe olarak, hangi ürünün ne kadar ‘yerli’ olduğunun tam olarak tespit edilemeyeceği gösterildi. TÜBİTAK’a Sanayi Bakanlığı tarafından verilen ‘yerli ürün belgesi’ de yeterli görülmedi. Bu ihaleye de aynı firmalar girmesine rağmen bu kez teklifleri kabul edildi. Sonuçlar, 12 Ocak 2012’de açıklandı. Buna göre Gemalto firması, ürün başına 1.54 Euro önererek birinci kabul edildi. 10 yıllık bir süreyi kapsayan ihaleye göre 5 milyon adet pasaport karşılığı, toplamda 7,7 milyon Euro ödeme yapılacak. Ancak Zaman’ın dün duyurduğu bilgilere göre, bu firmanın önerdiği çipler dünya çapında ‘güvensiz’ bulunan türden. Şifresi kırılmış durumda. Bu nedenle güvenlik sertifikası alamıyor. Oysa teknik şartnamede, önerilecek çipin dışardan müdahaleye karşı koruma sağlaması isteniyor. 2010 yılında Washington’da düzenlenen ve kendi alanında dünyanın en önemli konferanslarından biri olarak kabul edilen ‘BlackHat Conference’da Gemalto’nun ürettiği çiplerin ‘güvenlik zaafı’ taşıdığı açıkça ortaya konmuştu. Fransa devletinin, Gemalto’yu sübvanse ettiği ve yurtdışı ihalelerde şirket lehine lobi yaptığı belirtiliyor.

Borla çalışan araba yollarda!

Yıldız, rüzgar santrallerinin 20 milyar dolarlık bir pazar olduğunu belirterek, bunun yerli üretime önemli fırsatlar yaratacağını söyledi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Gebze’deki TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi’ni (MAM) ziyaret etti.

Yıldız, ”Rüzgar santrallerimizin özellikle türbin ve jeneratör kısımlarının imal edileceğini inşallah hep beraber Türkiye’de görmüş olacağız. Bu 20 milyar dolarlık bir pazardır. Bu pazarın yerli üretimle beraber karşılanmasını hedefliyoruz” dedi.

Bakanın açıklamasının ardından TÜBİTAK Başkanı Yücel Altunbaşak, Yıldız’a plaket verdi. Yıldız daha sonra Altunbaşak ile birlikte bor madeni ile çalışan ve TÜBİTAK’ta üretilen otomobille bir süre gezdi.


Türk mühendislerden büyük başarı!

Türkiye’de ilk kez üretilen bu ürün yüzde 60’a varan tasarruf sağlıyor.

Türk mühendisleri, TÜBİTAK destekli iki yıl süren AR-GE çalışmaları sonucu, aydınlatma sektöründe yoğun kullanımı olan metal halide ve sodyum buharlı lambalar için dim edilebilir (ışığı enerji tasarrufu yaparak kısılıp açılabilmesi) elektronik balast geliştirdi. İç ve dış mekanlarda kullanılan lambalarda dim edilme özelliği koşullara göre ışığın kısılıp açılabilmesine izin verdiğinden ürün yüzde 60’a varan tasarruf sağlıyor.

Aydınlatma sektöründe faaliyet gösteren ve elektronik ürünler geliştirip üreten Türk teknoloji şirketi Logiba’nın ortaklarından Lütfi Can Başaran, Konya’daki Ar-Ge merkezinde, yaptığı açıklamada, “Türkiye’de ilk kez metal halide ve sodyum buharlı lambalar için uluslararası standartlarda elektronik balast ürettik” dedi.

Sektörde 35 yıllık deneyime sahip olduklarını dile getiren Başaran, Enerji Bakanlığı ve TÜBİTAK’ın enerji tasarrufuna dönük Ar-Ge çalışmaları gerçekleştiren firmaları desteklediğini ifade ederek, “Enerjide ülke olarak tasarruf etmek zorundayız. Çünkü enerjide dışa bağımlıyız” diye konuştu.

Dünyada az örneği bulunan ürünle ilgili olarak Logiba’nın en önemli özelliğinin oluşturulan patentli Ezdim teknolojisi olduğunu vurgulayan Başaran, şunları kaydetti:

“Logiba ürünlerinin önceliği çevre ile dost olması. Bu teknolojinin rakiplerinden en önemli farkı ise dim edilme metodunun sadece Logiba ürünlerinde bulunan ve auto dim olarak adlandırılan özelliği ile önceden programlanabilmeyi mümkün kılması.”

Logiba elektronik balastlarının 1000 Watt’a kadar aydınlatma sistemleri için ideal çözümler sunduğuna dikkati çeken Başaran, “Yüksek seviyede kontrol ve performanssunan Logiba elektronik balastlar, aynı zamanda kalıcı ışık ve renk stabilitesine imkan tanır. Her çeşit otomasyonla uyumlu çalışır, lamba ömrünü uzatır ve lambadeğişim sıklığını önemli ölçüde azaltır” ifadelerini kullandı.

Sokak lambalarından süper marketlere kadar geniş kullanım

Geniş kullanım seçeneğiyle Logiba ürünlerinin sokak aydınlatması, süpermarketler, alışveriş merkezleri, perakende mağazaları, açık otoparklar, sera aydınlatması, liman ve tersaneler olmak üzere bir çok alanda kullanılabileceğini anımsatan Başaran, dış mekanlarda dayanıklılığı ile öne çıkan Logiba’nın 24 saat kesintisiz aydınlatma kullanımı gerektiren iç ve dış mekan uygulamalarında da uzun lamba ömrü ile maliyeti düşürmede önemli bir unsur olduğunu belirtti.

Başaran, ihracatla ilgili çalışmaların sürdüğünü ve ürünlerinin kullanım ömrünün de 50.000 saat olduğunu sözlerine ekledi.


TÜBİTAK harekete geçti.

 

TÜBİTAK mühendisleri, Türkiye’nin henüz sahip olmadığı, ”ufuk ötesini binlerce kilometrelik alanda izleme yeteneğine sahip HF deniz radarı” geliştirmek için düğmeye bastı

Türkiye denizlerde ”ufuk ötesini” yüksek teknolojiyle izleyen yeni teknolojiye geçecek.

Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü için geliştirilen yüksek teknoloji ürünü HF deniz radarı, denizlerde akıntı hızını, dalga yüksekliğini, dalga periyodunu, rüzgar hızı ve yönünü anlık olarak verecek ve turizm, balıkçılık, yatçılık, taşımacılık sektörüne büyük yararlar getirecek.

Kıyı emniyetinde de kullanılacak olan radar, akıntıya kapılmış insanları, tekneleri, hatta insan kaçakçılarını da tespit edecek. HF deniz radarı, tsunami tehlikesini de algılayabilecek.

TÜBİTAK‘ın Gebze yerleşkesinde yapımı süren ”Deniz Meteorolojik Uygulamalarda Yüzey Dalgalı Yüksek Frekans Radarı Geliştirme (HF)” projesine ilişkin bilgiyi, TÜBİTAK BİLGEM Bilişim Teknolojileri Enstitüsü Başuzman araştırmacı ve projenin yürütücüsü Dr. Yıldırım Bahadırlar verdi.

TÜBİTAK‘ın HF deniz radarları üzerine uzun yıllardır çalıştığını anlatan Bahadırlar, çalışmalarının geldiği aşamada, bu radarları gelişmiş ülkelerin kullandığı seviyede elde etmek üzere tamamladıklarını ve sahaya çıkmak üzere olduklarını ifade etti.

HF deniz radarının, 40 yılı aşkın süredir Amerika, Almanya, İngiltere, Fransa, Çin, Avustralya Japonya, Kanada tarafından deniz durumunun ölçülmesi amacıyla sahada kullanıldığını anlatan Bahadırlar, Türkiye’de halen HF deniz radarıyla ufuk ötesini gözleyebilen bir radarın bulunmadığını belirterek, ”Bizler de gelişmiş ülkelerin seviyesine çıktık. Bunu Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’nün çalışmaları kapsamında Türkiye’ye kazandırma ve yaygınlaştırma çalışmalarına devam etmekteyiz” dedi.

“RADAR, DENİZ GÖZETİMİNDE VAZGEÇİLMEZ”
Bahadırlar, Türkiye’nin denizlerinde yoğun turizm, balıkçılık, yatçılık, taşımacılık faaliyetleri göz önüne alındığında deniz durumunun geniş alanda doğru ve hızlı olarak belirlenmesinin hem ekonomik hem de seyrüsefer güvenliği açısından büyük önem taşıdığını vurguladı.

HF deniz radarının, deniz şamandırası gibi ölçme sistemlerinden farklı olarak tek bir noktaya ait ölçüm değil, binlerce kilometre karelik alanların ölçümlerini harita olarak verdiğini aktaran Bahadırlar, HF deniz radarına ilişkin şu bilgileri verdi:

HF deniz radarı, deniz üzerinde ufuk ötesine kadar olan mesafelerde gözetim yapabiliyor. Deniz yüzeyinden geriye saçılan elektromanyetik dalgaları toplayarak deniz üzerindeki akıntıları, dalga yüksekliğini çok büyük alanlarda verebiliyor.

Getirdiği en önemli özellik, ufuk ötesini izleyebilmesi. Örneğin mevcut teknolojilerle deniz seviyesinde ufukta görebileceğiniz uzaklık 30 kilometre kadardır. Ancak HF deniz radarı için böyle bir sınır yok. HF radar dünyanın yuvarlaklığını takip ederek yer dalgası moduyla çok uzaklara bakabilir. Hatta deniz seviyesinde bu uzaklık 200 kilometreyi rahatlıkla bulabiliyor. 120 derecelik yan izleme alanıyla da binlerce kilometrelik alanı tarayabiliyor. Dolayısıyla HF radarların deniz gözetimi açısından vazgeçilmez bir yeri var.”

DENİZ HAVA RAPORLARI ANLIK GELECEK
Bahadırlar, HF deniz radarıyla denizlerde yüzey akıntı hızları, belirgin dalga yüksekliği, belirgin dalga periyodu, rüzgar hızı ve yönünün tespit edilerek Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’nün internet sitesinden yayımlanacağını belirterek, ”Bu radarın verileriyle denizlerdeki tüm durum anlık olarak balıkçılara, turizmcilere, deniz taşımacılarına, anlık olarak iletilebilecek” dedi.

Radarın ayrıca deniz kirliliğinin tespitini de kolaylaştıracağını dile getiren Bahadırlar, deniz kirliliğinin hangi yöne dağılacağının da hesaplanabileceğini kaydetti.

Denizlerde kaybolan ya da saklanan bir nesnenin nereye sürükleneceğinin de bu şekilde rahatlıkla kestirilebileceğini vurgulayan Bahadırlar, şöyle devam etti:

”Böylece radar, denizlerde arama- kurtarma faaliyetlerinde, kaçak balıkçılığın önlenmesinde ve gemi trafiğinin kontrolünde de kullanılabilecek. Kaybolan bir nesnenin örneğin bir konteynerın ya da denize sürüklenmiş bir kişinin ne tarafa gideceğini bulmak bu radarla mümkün olacak.

Bu radarlar, deniz durumunu gözlediklerinde, akıntıları gözlediklerinde örneğin küçük botlarla yapılan insan kaçakçılıklarını da gözlemleyebiliyor.

Teknelerin nereye sürüklenebileceği gibi daha çok açık denizler için pek çok çözümü getirebileceğiz.”

ÖNCE BATI KARADENİZ’E KURULACAK
Radarın prototipleme çalışmalarının sonuçlanmasıyla HF deniz radarının ilk olarak Batı Karadeniz’de deneme ve kalibrasyon amaçlı kurulacağını bildiren Bahadırlar, daha sonra da Karadeniz, Marmara ve Ege Denizleri ile Akdeniz’de deniz radarlarının yaygınlaştırılması çalışmasına geçileceğini belirtti. Bahadırlar, Karadeniz’e yerleştirilecek 5-6 radarla tüm Karadeniz’in izlenmesinin mümkün olabileceğini ifade etti.

Bahadırlar, HF deniz radarının uydu tespitlerinden daha hassas veriler ortaya koyduğunu da ifade ederek, ”Uyduyla farklı akıntıları 10 dakika mertebesinde tazeleyebiliriz. Bir uydunun bunun bu süratle yapması mümkün değil, o açıdan şu an HF deniz radarı daha hızlı” dedi.

Bahadırlar, HF deniz radarlarıyla tsunaminin tespitinin de mümkün olduğunun diğer ülkelerde tespit edildiğini sözlerine ekledi.

AA

Genç mucide 500 bin TL!

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tersine beyin göçü için önemli bir çalışmaya imza atıyor.

Teknoparklar kapsamında şu an 500 projenin devam ettiğini belirten ve TÜBİTAK’ın bu projeleri incelediğini söyleyen Bakan Nihat Ergün, “Belli bir prototip ürün elde eden şirketler 2’nci faza geçecek. Biz bu şirketlere 500 bin TL teşvik vereceğiz” dedi. Çeşitli temaslarda bulunmak üzere Los Angeles’a giden Bakan Ergün, mucitlerin üretecekleri 3’üncü fazda ise risk sermayesi şirketinin bu firmalara ortak olacağını belirterek, “4’üncü fazda ise bu şirketleri dev firmalar satın alacak. Dünyada bu tarz girişimciler şirketlerini milyon dolarlara satıyor” dedi.

70 MİLYON TL KAYNAK

Bugüne kadar genç mucitlere 70 milyon lira kaynak aktardıklarını belirten Ergün, “Bu projeler teknolojiye ve kana dönüşüyor” diye konuştu. Kaliforniya Teknik Üniversitesi ve Kaliforniya Üniversitesi’ni ziyaret ettiğini aktaran Ergün, Kaliforniya Üniversitesi’nde cep telefonu ile mikrobiyolojik tetkikler yapabilecek projeyi Türk akademisyen Prof. Dr. Aydoğan Özcan’ın yönettiğini söyledi. Amerika üniversitelerinin yetenek avcılığı yaptıklarını aktaran Ergün, hoca ve doktora öğrencilerinin şirket kurabildiklerini, bulunan fon ile de fikrin geliştirildiğini aktardı.


TÜBİTAK’tan kimlik devrimi!

Pasaporttan ehliyete, nüfustan ve banka bilgilerine herşey tek bir kartın içinde olacak.

TÜBİTAK’ın Ar-Ge sürecini tamamladığı akıllı kimlik kartlarının kullanıma girmesiyle Türkiye’de pek çok hizmette ”tek kart-tek şifre dönemi” başlayacak.

Yeni kimlik kartlarıyla e-devlet kapsamında tüm işlemler yapabilecek, e-imza atılabilecek, atm’lerden para çekilebilecek, kart pasaport olarak da kullanabilecek.

Bolu’daki pilot uygulamanın tamamlanmasıyla elektronik kimlik kartları, e-dönüşüm Türkiye İcra Kurulu’nun alacağı karardan sonra, bir yıllık geçiş sürecinin ardından üç yıl içinde tüm Türk vatandaşlarının kullanımına sunulacak.

TÜBİTAK BİLGEM UEKAE’de tamamen Türk mühendislerin 5 yıllık Ar-Ge çalışmasında sona geldiği akıllı kimlik kartlarının tanıtımı TÜBİTAK’ın Gebze yerleşkesinde yapıldı.

TÜBİTAK e-kimlik proje yöneticisi Oktay Adalıer, gazetecilere yaptığı sunumda, elektronik kimlik kartlarının Ar-Ge alt yapısı ve gelinen son aşamaya ilişkin bilgiler aktardı.

Adalıer, halen kullanımdaki nüfus cüzdanı uygulamasına 1976’da geçildiğini anımsatarak, Türkiye’nin geçeceği elektronik sistemle yeni bir dönemin başlayacağını söyledi.

2006 yılında Türkiye Araştırma Alanı (TARAL) projesi olan e-kimlik projesinin, TÜBİTAK BİLGEM UEKAE tarafından ar-ge çalışmaları, pilot uygulama ve yaygınlaştırma çalışmalarında sona gelindiğini bildirdi.

Bu süreçte yapılan Ar-Ge faaliyetleri sonunda, TC Kimlik Kartının görsel tasarımının yapıldığını ve üzerinde bulunacak güvenlik tedbirlerinin belirlenerek uygulamasının gerçekleştirildiğini anlatan Adalıer, ayrıca kartın güvenliği için özgün bir akıllı kart çipi ve milli akıllı kart işletim sisteminin (AKİS) de geliştirildiğini söyledi.

e-kimlik kartının, standart kart okuyucularla kullanılabileceğini dile getiren Adalıer, ayrıca kamusal kullanım amacıyla Güvenli Kart Erişim Cihazlarının da geliştirildiğini anlattı.

Pilot uygulamada neler yapıldı?

Pilot uygulamanın yapıldığı Bolu’daki çalışmalara ilişkin bilgiler veren Adalıer, şehir genelinde 60 nüfus memuruyla 220 bin akıllı kimlik kartının dağıtıldığını bildirdi.

498 köyün 287’sine mobil kayıt ünitesiyle gidildiğini ve burada çalışmalar yapıldığını dile getiren Adalıer, bu süreçte kart üzerinde gerekli tüm iyileştirmelerin de yapılarak kimlik kartının yeni versiyonlarının çıkarıldığını söyledi.

TÜBİTAK Ar-Ge’de sona geldi, sıra karar almada

Adalıer, TÜBİTAK’ın akıllı kartıyla ilgili tüm Ar-Ge sürecini tamamladığını, Türkiye İcra Kurulu’nun kararının ardından kartın ilk etapta bir ilde, sonra 7 bölgeden seçilecek birer ilde ve yurt dışında iki noktada kullanımına başlanacağını bildirdi.

Oktay Adalıer, kartların bir yıllık geçiş sürecinin ardından geçecek 3 yılın sonunda tüm Türk vatandaşlarının kullanımına sokulmasının hedeflendiğini belirtti.

Pembe ve mavi kimlik kartları tarihe karışacak

Adalıer, vatandaşların akıllı kartları nerelerde kullanacaklarına ilişkin şu bilgileri verdi:

”Vatandaş elektronik ortamda kimlik doğrulama yapılabilecek. TC Kimlik kartıyla tek kart-tek şifre dönemine geçilecek. Hastane, banka, noter, internet, kredi kartları hariç master ve visa kartı gibi her alanda kullanılabilecek. Kimlik sahteciliğinden kaynaklanan vatandaş mağduriyeti önlenecek. e-Devlet kapsamında sunulan hizmetlere evlerden ve iş yerleri de dahil internetin bulunduğu her yerden kimlik kartıyla güvenli şekilde erişilebilecek. Bu erişim, bilgisayarlar üzerindeki kart okuyuculardan ya da taşınabilir kart okuyucuları aracılığıyla yapılabilecek. Kimlik kartıyla e-imza kullanılabilecek. Kimlik kartı, vizesiz gidilen ülkelerde seyahat belgesi olarak kullanılabilecek. Yani elektronik pasaport özelliğine sahip olacak. Ancak VISA gerektiren ülkeler için elektronik pasaport alınması ihtiyacı bulunacak.”

Hak sahipliği denetimi kolay ve güvenli yapılacak

Adalıer, elektronik kimlik kartıyla kurumlara gelecek yenilikleri ise şöyle anlattı:

”Hizmet veren kurum, hizmeti alan vatandaştan emin olacak. Vatandaşın orada olduğundan emin olacak. Kamu hizmetlerinden yararlanan kişilerin hak sahipliği denetimi kolay ve güvenli bir şekilde yapılacak. Kimlik doğrulamasındaki yetersizliklerden kaynaklanan sosyal güvenlik, sağlık, sigorta ve bankacılık gibi alanlarda usulsüzlük, yolsuzluk ve mali kayıplar asgariye inecek. Kimlik kartı, kamu kurumlarının vatandaşa yönelik sunacakları hizmetlerde elektronik iş süreçlerini destekleyerek bürokrasiyi azaltacak. Sağlayacağı güvenli kişi doğrulaması nedeniyle kurumların sunduğu elektronik hizmetlerinin nitelik ve sayıları artacak. Bu sayede vatandaş uzaktan kurumun uç noktasına gitmeden birçok işini elektronik ortamda çözecek. Vatandaşın zamanından elde edilen zaman tasarrufu iş kayıplarını önleyecek.”

Adalıer, ”Elektronik kimlik kartı alternatifsiz bir sistem olup e-devlet açılımında vatandaşın kurumlara ulaşımında anahtar vazifesi görecek ve mahremiyetin korunmasını sağlayacak” diye konuştu.

Akıllardaki sorular

Adalıer, konuşmasının ardından soruları da yanıtladı. ”Vatandaşın tüm bilgileri kart üzerinde yüklü olacak. Vatandaş hangi bilgisinin nerede görülmemesi gerektiğine nasıl karar verecek” şeklindeki bir soru üzerine Adalıer, ”Kişisel bilgilerin korunmasıyla ilgili kanun tasarısı çıktıktan sonra tüm devlet kurumları elektronik devlet uygulamalarını bu karta entegre edecek ve kart kullanımında o kurumun mevzuatı çerçevesinde vatandaşın izni dahilinde bilgiler çıkacak” yanıtını verdi.

Kartların nerede basılacağına ilişkin bir soru üzerine de Adalıer, Türkiye’de kart basımı yapan 5 yerli firmanın bulunduğunu belirtti. Adalıer, TÜBİTAK’ın projenin sadece Ar-Ge boyutuyla sorumlu olduğuna işaret ederek, ”Ancak öngörüm, yerli firmaların ihaleye girmesi yönünde” dedi. Adalıer, kullanımdaki akıllı kartların çipinden mürekkebine kadar Türk endüstrisi üretimi olduğunu da vurguladı.

Kopyalanması mümkün değil

Kartın kopyalanma riskine karşı görünür ve görünür olmayan 9 koruyucu önlemin alındığını belirten Adalıer, bu şekilde kartın kopyalanmasının mümkün olmadığını belirtti.

Adalıer, ”Kişi trafik kazası geçirdi ve şuuru yerinde değil diyelim. Bu durumda kart nasıl kullanılacak” sorusunu da Adalıer, şöyle yanıtladı:

”Bu senaryo Sağlık Bakanlığı için uygulanacak. Bu durumda bakanlığın nüfus müdürlüğü tarafından verilmiş bir sertifikası olacak. Sağlık Bakanlığı bu kartı tüm okuyucularında taktığında otomatik olarak bilgiler çıkması gerekiyor. Bu durum onaylanmadı, ama kartın içinde sınırlı acil kritik bilgiler var, hastanın şeker, tansiyon durumu, kullandığı ilaçlar ve kan grubu bilgileri gibi. Sağlık Bakanlığının altyapıyı hazırlamasının ardından bu bilgiler karta yüklenecek. Vatandaş, muayene olduktan sonra tüm bilgileri hastanenin güvenli kart okuyucularında doğrulanacak ve sürekli güncellenecek”

Adalıer, karta yüksek güvenlik sağlayan damar ve parmak izi kontrollerinin ise güvenlik ve nakit transferi gibi durumlarda kullanılacağını bildirdi.

Akıllı kimlik kartlarının büyük ihtimalle önümüzdeki 30-50 yıl boyunca kullanılacağını ifade eden Adalıer, bu sistemin altyapısının Türkiye’de oluşturulmasının önemine işaret etti. Adalıer, ”Devlet bundan sonraki süreçte sisteme entegre edilecek her konuyu bize iletebilecek ve biz yeni versiyonlarını çıkarabileceğiz” dedi.

Okullardan stadyumlara kadar birçok alanda kolaylık

Yeni kimlik kartlarının çeşitli sınavlarda da kullanılarak başkasının yerine sınava girmelerinin tamamen önüne geçilmesinin hedeflendiğini de belirten Adalıer, ”Burada çok kullanım alanı olacak. Örneğin stadyumlara girerken olay çıkaranlar oluyor mesela. Kartın okutulmasıyla kişinin orada olup olmadığı da kolaylıkla tespit edilebilecek. Okullarda yoklama yapılmasına gerek kalmayacak mesela. Öğrenci kartını okutup yerine geçebilecek. Uygulamalar hayalinizin gidebildiği yere kadar…”

Oktay Adalıer, akıllı kimlik kartlarına damar ve parmak izinin yanında avuç içi damar izi ile iris tanıma özelliklerinin eklenmesi için de çalışmalar yürüttüklerini sözlerine ekledi.


Yüzde yüz yerli; dünyada ilk ve tek!

Test süreçleri bitti; seri üretime geçilerek yaklaşık 100 tane üretilecek.

TÜBİTAK son yıllarda mayınlı ölümlerin artması üzerine dünyada ilk ve tek olan görüntülü mayın arama dedektörünü yaptı. Bu sayede askerler yola döşenmiş mayının cinsini, ne kadar derinlikte olduğunu ve boyutunu çok çabuk tespit edebilecek.

TÜBİTAK’ın Kocaeli Gebze tesislerinde uzun süren çalışmalar sonucu üretilen dedektörle ilgili Bilişim Teknolojileri Enstitüsü Müdür(BİTEM) Yardımcısı Vekili Mehmet Sezgin, tanıtım amaçlı basın toplantısı yaptı. Cihazın özelliklerini anlatan Sezgin, dedektörün tamamen yerli üretim olmasına ve Ar-Ge çalışmaları sonucunda yaptıklarına değindi. Yapılan mayın aramadedektörünün sadece metal mayınlarda değil aynı zamanda plastik mayınlarda da etkili olduğunu söyledi. Aynı zamanda yer altında bulunan tarihi eser, boru, kablo vs. gibi maddelerin de tespitinde kullanılabileceğine değinen Sezgin, test süreçlerinin bittiğini, üretime hazır olduğunu kaydetti. Bataryası 3,5 saat giden dedektörün yedek bataryalarının da olduğunu söyleyen Sezgin, bataryaların araçlarda şarj edilebildiğini bildirdi.

DEDEKTÖR 2012’DE TSK’YA TESLİM EDİLECEK

Test çalışmaları biten dedektörün seri üretime geçilerek yaklaşık 100 tane üretilmesi bekleniyor. Dedektörlerin seri üretimin ardından önümüzdeki sene içinde Türk Silahlı Kuvvetleri’ne teslim edilmesi öngörülüyor.

veteknoloji


Biçilen çimler elektrik olacak

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) yılda pek çok kez biçilen çimler ve mezbahalarda biriken hayvansal atıkların elektrik enerjisi olarak evlere girme projesini tamamlıyor. Proje kapsamında Kocaeli’nde 600 hanenin elektriği karşılanmış olacak. Enerji sorununa çözüm bulunması amacıyla süren çalışmalar yenilenebilir kaynakların kullanılması yönünde hızla ilerliyor. Türkiye Bilimsek ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK)’la birlikte yürütülen bitkisel ve hayvansal atıklardan enerji elde edilmesi projesi Nisan ayında tamamlanıyor. Projeyle birlikte bitkisel ve hayvansal atıklardan elde edilecek yenilenebilir enerji ile Kocaeli’deki 600 hanenin bir yıllık elektriği karşılanacak.

TÜBİTAK Kamu Kurumları Araştırma Projelerini Destekleme Programı kapsamında hazırlanan “Bitkisel ve Hayvansal Atıklardan Biyogaz Eldesi ve Entegre Enerji Üretim Sistemlerinde Kullanımı” projesinde Kocaeli Büyükşehir Belediyesi müşteri kurum olarak yer alıyor. Proje, atıkların bertarafı ile çevre kirliliğini önlerken enerji üretimiyle de ekonomik bir çalışma olacak.

Projeyle birlikte Kocaeli’deki çim, hal atığı, işkembe, tavuk gübresi ve büyükbaş hayvan gübresi gibi bitkisel ve hayvansal atıklar İZAYDAŞ’ta oluşturulan biyogaz tesislerinde tutulacak. Bu atıkların oluşturacağı biyogaz ile elde edilecek elektriğin bir kısmı tesisin çalışmasında diğer kısmı da şebekeye verilerek hanelerde kullanılacak. Saatte 350 kw elektrik üretecek olan tesis yılda 2 milyon kw kapasiteye ulaşacak.

Biyogaz üretim tesisinin faaliyete geçmesi ile yılda 6 bin ton çim, 2 bin ton hal atığı, 450 ton işkembe atığı, 2 bin ton tavuk gübresi ve 350 ton büyük baş hayvan gübresi 2 milyon kilowat enerjinin kaynağı olacak. Nisan ayından itibaren hayata geçecek proje ile atıklardan elde edilen gaz ile elektrik üretilecek.

Artık Yeni Nüfus kağıtlarına da çip geliyor

Yıllardır üzerinde çalışılan çipli nüfus cüzdanı projesi önümüzdeki yıl hayata geçiyor.İçişleri Bakanlığı’na bağlı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nün yıllardır üzerinde çalıştığı çipli nüfus cüzdanı projesi önümüzdeki yıl hayata geçiyor. TÜBİTAK’ın geliştirdiği milli işletim sistemine sahip çipe sahip yeni kimlikler, pilot bölge Bolu’da iki yıl önce devreye girdi ve bugüne kadar 220 bin kişiye çipli kimlik verildi Bu yazının geri kalanını okuyun

%d blogcu bunu beğendi: