Aylık arşivler: Ağustos 2011

Kuraklığa çözüm: Lazerle yağmur yağdırmak!

Bilim insanları, birkaç yıldır test ettikleri ‘lazer ışınlarıyla yağmur yağdırma’ tekniğinin başarılı sonuçlar verdiğini bildirdi. Yöntem, dünyanın su sıkıntısı çeken bölgeleri için yeni bir umut oldu.İsviçre’deki Cenevre Üniversitesi’nden fizikçi Jerome Kasparian’ın önderliğindeki araştırma ekibi, lazerle nemi kontrol edebilen bir teknik geliştirdi. Cenevre’deki Rhone Nehri bölgesinde kızılötesi lazerlerle deneyler yapan ekip, değişik sıcaklıklarda, farklı nem oranlarında ve çeşitli atmosferik durumlarda, ışınların mikron (milimetrenin binde biri) boyutunda su damlacıkları oluşturduğunu keşfetti. Lazer, yüzde 70 oranında nem oluşturabilirken, gerçek bir yağmur yağması için gerekli yüzde 100 oranına henüz ulaşabilmiş değil.

Araştırmada önemli ilerlemeler kaydettiklerini belirten Jerome Kasparian, “Ancak halen gerçek bir yağmur yağdırmayı başaramadık. Lazer, bulut içerisinde su partiküllerinin oluşmasını ve hatta onların büyümesini sağlıyor. Ancak yağmurun yağabilmesi için bu zerreler 10 ila 100 kat daha büyük olmalı” dedi. Kasparian, lazerlerin hava araçlarına yerleştirilmesine gerek olmadığını, yerden gökyüzüne yansıtılan ışınların kilometrelerce yükseklikte etkili olabildiğini kaydetti.

Cenevre Üniversitesi’nin bilim insanları, önümüzdeki birkaç yıl içerisinde, üzerinde çalıştıkları tekniğin zayıf yönlerini geliştirip lazerle gerçek bir yağmur elde edeceklerini belirtiyor. Araştırma sonuçları, dün bilim dergisi Nature Communications’ta yayınlandı.


Reklamlar

Türkiye'nin bir ucundan bir ucu 8 saat

Ankara-Konya Hızlı Tren Hattı açıldı, şimdi 29 kentedaha hızlı tren geliyor. 2023 yılına kadar 29 şehir hızlı trenle birbirine bağlanacak. 2023 yılına kadar 29 kente hızlı tren gelecek, 1.5 gün süren Edirne-Kars yolculuğu ise 8 saate inecek. Sabah’ın haberine göre, hizmete açılan ve inşaatı devam eden Ankara-İstanbul, Ankara-Konya ve Ankara-Sivas hatlarına ek olarak 5 bin 731 kilometre hızlı tren hattının inşaatına başlanacak.

2023 yılında ise Türkiye’deki toplam hızlı tren hattının uzunluğu 10 bin kilometreye ulaşacak. Yaklaşık 1.5 gün süren Edirne-Kars arası da 4’te 1 oranına inecek ve 8 saatte Türkiye’nin bir ucundan diğer bir ucuna yolculuk yapılabilecek. Yapımı halen devam eden Ankara-İstanbul Hızlı Tren Projesi’nin Eskişehir-İstanbul bölümü 2013’te, Ankara-Sivas hattının inşaatı ise 2015 yılında tamamlanacak. TCDD, hızlı tren hatlarının yanında 5 bin kilometre uzunluğunda konvansiyonel hat yaparak, trenin ortalama hızını 160 kilometreye kadar çıkarmayı hedefliyor.

45 MİLYAR DOLARA MALOLACAK
Ulaştırma Bakanlığı’nın 2023 yılına kadar yapmayı planladığı hızlı tren hatlarının toplam maliyeti 45 milyar doları buluyor. Bunun yaklaşık 30 milyar dolarlık bölümü Çin kredisi ile gerçekleşecek. Geriye kalan bölümü ise öz kaynaklar ile Avrupa Yatırım Bankası ve İslam Kalkınma Bankası kredisiyle karşılanacak.

YENİ YAPILACAK HATLAR
HAT                                                       UZUNLUK(KM)
Tecer-Kangal Demiryolu Projesi 48
Kars-Tiflis (BTK) Demiryolu Projesi 76
Kemalpaşa- Turgutlu Demiryolu Projesi 27
Adapazarı-Karasu-Ereğli-Bartın Demiryolu Projesi 285
Konya-Karaman-Ulukışla-Yenice Demiryolu Projesi 348
Kayseri-Ulukışla Demiryolu Projesi 172
Kayseri-Çetinkaya Demiryolu Projesi 275
Aydın-Yatağan-Güllük Demiryolu Projesi 161
İncirlik-İskenderun Demiryolu Projesi 126
Mürşitpınar-Ş.Urfa Demiryolu Projesi 65
Ş.Urfa-Diyarbakır Demiryolu Projesi 200
Narlı-Malatya Demiryolu Projesi 182
Toprakkale-Habur Demiryolu Projesi 612
Kars-Iğdır-Aralık-Dilucu Demiryolu Projesi 223
Van Gölü Geçiş Projesi 140
Kurtalan-Cizre Demiryolu Projesi 110

Yeni iPhone 5! (Video)

iPhone 5 için hazırlanan bu prototip hayal gücünü zorluyor. iPhone ile birlikte cep telefonu pazarına yeni bir soluk getiren Apple, iPhone 4’ten sonra şimdi de iPhone 5 üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırdı. AppleInsider’da yayınlanan bir habere göre yeni iPhone’larda mini-projektör teknolojisi de kullanılacak. Bu mini-projektör teknolojisiyle iPhone holografik ekran ve klavye kullanılabilecek.

Mini-projektör teknolojisiyle sanal klavye ve ekran başka bir yüzeye yansıtılarak kullanılabilecek. Kullanıcı isterse projeksiyon klavyeyinin boyutunu kendine göre ayarlayabilecek.

iPhone ile birlikte cep telefonu pazarına yeni bir soluk getiren Apple, iPhone 4’ten sonra şimdi de iPhone 5 üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırdı. AppleInsider’da yayınlanan bir habere göre yeni iPhone’larda mini-projektör teknolojisi de kullanılacak. Bu mini-projektör teknolojisiyle iPhone holografik ekran ve klavye kullanılabilecek.

Mini-projektör teknolojisiyle sanal klavye ve ekran başka bir yüzeye yansıtılarak kullanılabilecek. Kullanıcı isterse projeksiyon klavyeyinin boyutunu kendine göre ayarlayabilecek.

iPhone’nin getirdiği diğer bir başka özellik ise holografik ekran özelliği. iPhone projektör özelliğiyle iPhone kullanıcıları artık sunumlarını, fotoğraflarını, videolarını ve diğer içeriklerini duvara yansıtabilecekler.


Yozgat'ta Dağ – taş altın çıktı!

Zengin maden yataklarının bulunduğu belirtilen Yozgat’ta 24 milyon tonluk çeşitli madenleri içeren cehver damarı bulundu. Maden Teknik Arama (MTA) tarafından önceki yıllarda yapılan araştırmalar sonucunda zengin maden yataklarının bulunduğu belirtilen Yozgat’ta, özel sektör tarafından kiralanan alanlarda, toprak altında bulunan madenlerin yer üzerine çıkartılıp, ekonomiye kazandırılmasına yönelik çalışmalar devam ediyor.

Bu kapsamda Yozgat’ın Boğazlıyan ilçesine bağlı Eğlence köyünde bakır, kurşun, çinko, altın ve gümüş madeni yataklarının bulunduğu belirlenen bölgeyi kiralayarak, fizibilite çalışmalarını sürdüren Aldridge Mineral Madencilik Limited Şirketi’nin Projeler Müdürü Ahmet Şentürk, bugüne kadar yaptıkları çalışmalar sonunda köyde 24 milyon ton civarında çeşitli madenleri içeren cevher damarına rastladıklarını bildirdi.

Şentürk, yaptığı açıklamada, Eğlence köyündeki maden arama çalışmalarına 2005 yılında başladıklarını hatırlatarak, daha önce aynı bölgede başka bir firmanın etüt çalışması yaptığını kaydetti.

Yerin altında cevheri 3 boyutlu görebildiklerini anlatan Şentürk, şunları söyledi:

”Burada 40 metrede bir sondajlar yaptık. Toplam 360 sondaj gerçekleştirdik. Her 40 metrelik yerin altındaki rezervi 3 boyutlu olarak tespit ettik. 40 bin metrelik sondaj geçen yıl itibariyle bitti. 40 bin metrelik bu arama, rezerv hesaplamaya dönük olarak yapılmış bir çalışmadır. Çalışmalarımız sonucunda Eğlence köyünde 24 milyon ton bir cevherin bulunduğunu ortaya çıkarttık. Cevher dediğimiz toprağın altından çıkarılan minerallerin bileşenlerinden oluşan taşlardır.

Bizler bunların hepsini bir bütün olarak (taş olarak) çıkarıp ayrışmalarını sağlıyoruz. Bulduğumuz cevherin içinde yüzde 0,3 bakır, yüzde 1,1 kurşun, yüzde 1,5 civarında da çinko, bakırla beraber tonda 1 gram altın ve yine tonda 33 gramda gümüş bulunuyor.”

Şentürk, numuneleri uzman laboratuvarlara gönderip, yapılacak testler sonucunda nasıl bir tesis kurulacağına karar verileceğini bildirdi.


9 Bin yıllık resimler bulundu!

Anadolu’nun önemli arkeolojik kazı alanlarından Çatalhöyük’te sürdürülen kazı çalışmalarında 9 bin yıllık geçmişe sahip resimler bulundu.  Anadolu’nun önemli arkeolojik kazı alanlarından Çatalhöyük’te bu yıl bulunan 9 bin yıllık geçmişe sahip resimler, Anadolu uygarlık tarihini anlamak için önemli ipuçları taşıyor. Resimler, 2007 yılında keşfedilen M.Ö. 6700 yılına ait çömlekten sonra ortaya çıkarılan en önemli bulgu olarak kabul ediliyor. Kazı başkanlık görevini Prof. Dr. Ian Hodder’ın yürüttüğü Çatalhöyük kazılarında, yaklaşık 8 bin kişinin yaşadığı erken dönem kentini gün ışığına çıkarmak Türk ve uluslararası iki ekip görev yapıyor.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Ian Hodder, son dönemin en önemli bulgusu sayılabilecek 9 bin yıllık resmi, evlerden birinin hala sağlam kalan 2,5 metre yüksekliğindeki duvarında bulduklarını belirtti. Beyaz kille kaplanmış olan duvarın ortasında kırmızıya boyanmış bir oyuk ve bunun içinde de obsidyen ok başları bulunduğunu belirten Hodder, şu bilgileri verdi:

”Çatalhöyük’te yaşayanlar, evlerinin ocaktan çıkan isle kaplanmasını önlemek için duvarlarını beyaz kille kaplardı. O nedenle bu katmanların her biri kazı sırasında, özenle, tek tek çıkarıldı. Bu oyuğun altındaki panelde duvarın boyandığı ve bu kırmızı boyanın hala taze olduğu görülüyordu. Bu sene ortaya çıkan diğer bir heyecan verici bulgu ise bir buzağı kafasının kırmızıya boyanarak başka bir evdeki oyuğun üzerine asılmış olmasıydı. Bu hayvan kafası, altında 9 mezarın bulunduğu platformun üzerine yerleştirilmiş şekilde duruyordu. Evlerde, ölenlerin gömüldüğü alanlarda sıklıkla çeşitli resimlere rastlıyoruz. Bu resim ve objelerin, o dönemde yaşayan insanların ölenlerle iletişim kurmasının bir yolu olduğunu düşünüyoruz.”

Kültür ve Turizm Bakanlığı, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Çatalhöyük kazı alanının ana listeye girmesi için kısa süre önce bir çalışma başlatmıştı.


Okullara Tablet bilgisayarlar yolda!

Eğitim öğretim yılının ikinci yarısından itibaren 5. ve 9. sınıf öğrencilerine ücretsiz tablet bilgisayar dağıtmaya başlayacak. Planlamaya göre 4 yıl sonra ortaöğretim ve ilköğretim ikinci kademede her öğrencinin bir tablet bilgisayarı olacak. Milli Eğitim Bakanlığı, 2011-2012 eğitim öğretim yılında, FATİH projesi ile gündeme gelen tablet bilgisayarlarla öğrencileri buluşturacak. Bu çerçevede ikinci dönemden itibaren Türkiye genelindeki her ilde 5 ve 9. sınıf öğrencilerine ücretsiz tablet bilgisayarlar dağıtılacak.

Bilgisayarlar her sene 5. ve 9. sınıflara verilecek. Bu şekilde 4 yıl sonra ortaöğretim ve ilköğretimin ikinci kademesinde herkesin tablet bilgisayarı olacak. Öğrenciler bilgisayarlarıyla internete de bağlanabilecek. Ders konuları belirli bir adresten, internet üzerinden indirilecek. Tablet bilgisayarlar, 4 yıl sonra ise kullanan öğrencide kalacak. Bakanlık ikinci dönemden itibaren sınıfları akıllı tahtalar ile de donatmaya başlayacak.


Türk tankı Altay’ın Özellikleri devlet sırrı!

Türk tankı Altay’ın ‘beyin’ olarak tanımlanan motoru da Türk mühendislerce yapılması için düğmeye basıldı. 10. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı’nda maketi görücüye çıkan ilk yerli Türk muharebe tankı Altay’ın sevinci sürerken, mekanik bir araçta ‘beyin’ olarak tanımlanan motorunun da Türk mühendislerce yapılması için düğmeye basıldı.

Milli Savunma Bakanlığı Savunma Sanayii Müsteşarlığı Türk menşeili ilk tank motorunu yapmak için harekete geçti. Başbakan Erdoğan’ın, mayıs ayında görücüye çıkan Türk muharebe tankı Altay’la ilgili olarak “Bunun motorunu neden biz yapmıyoruz” demesinden sonra yerli motor için ilk adımın atıldığı öğrenildi. Uzun süredir üzerinde çalışılan ve tank başta olmak üzere askeri kara ve deniz araçlarının motorlarının tasarlanıp geliştirilmesi ve üretiminde ihale sürecine girildi. İhalenin önümüzdeki ay sonu gerçekleşmesi bekleniyor.

Türk malı tank motorunu üretebilmek için Milli Savunma Bakanlığı’ndan özel bir ekip görevlendirildi. Ekip, İTÜ Rektörü Prof. Dr. Muhammed Şahin ve OTAM (Otomotiv Teknolojileri Araştırma Geliştirme Sanayi ve Ticaret AŞ) Genel Koordinatörü Prof. Dr. Ali Göktan üniversitede incelemelerde bulundu.

‘30 YILLIK HAYALİMİZ’
Çalışmanın detaylarıyla ilgili bilgi veren İTÜ’ye bağlı OTAM Genel Koordinatörü Prof. Dr. Ali Göktan, “Tank motoru, diğerlerinden büyük ve hedefleri olan bir motordur. Bu motoru üretmenin özel yöntemleri var. Laboratuvarlarımızda motorun geliştirilmesi üzerine çalıştık. İlk motor prototiplerinin üretilmesiyle İTÜ ilgileniyor. Savunma Sanayii’ne yönelik araç ve motor geliştirmek için Türk mühendisler olarak üniversitemizde 30 yıldır hayal kurarız. Motor bir aracın beynidir. Yerli bir tank (Altay) geliştirilirken, motorunun da yerli olması gerekir” dedi.

İTÜ Rektörü Prof. Dr. Muhammed Şahin ise konuyla ilgili şöyle konuştu: “Üniversitemiz son 3 yıldır ülke ekonomisine katma değer sağlayan her biri marka olan çokönemli projelere imza atmaktadır. Tank motoru bu projelerden bir tanesi. Milli tank motoru projesinde en güçlü aday olan TÜMOSAN, senelerdir sürdürdüğü başarılı işbirliğinin verdiği güvenle, İTÜ-OTAM ile birlikte projeyi hayata geçirmek üzere hazırlanmaktadır. Konu ile ilgili uluslararası tanınmış, deneyimli Ar-Ge kuruluşlarının da katkı sağlayacağı projenin, milli tank motorumuzun başarıyla geliştirilmesini sağlarken, milli motor ailesine ilk adım olma niteliğiyle sanayimiz için çok önemli bir gelişme olacağına inanıyoruz.”


Ucuz iPhone 4 geliyor!

Apple’ın popüler telefonu iPhone 4 ucuzluyor. İşte yaşanan sürpriz gelişme. Apple’ın popüler akıllı telefonu iPhone 4’ün ucuz modeli için geri sayım başladı. Asya merkezli tedarikçiler ucuz iPhone 4’ler için kolları sıvarken, ucuz modellerin tek farkının depolama kapasitesi olacağı belirtiliyor.

32 ve 16 GB’lık sürümleri dışında ucuz iPhone 4’lerde 8 GB’lık depolama birimi olacak. Yeni iPhone’un birkaç hafta içinde satışa sunulması beklenirken, Apple’ın iPhone 5 için de Eylül ayını düşündüğü konuşuluyor. iPhone 4S ismini taşıyacak ucuz iPhone 4’lerin 8 megapiksel dahili kamerası olması beklenirken, dokunmatik ekranının mevcut iPhone 4’lere göre daha büyük olacağı sanılıyor.

Apple’a yakın bir kaynağa göre iPhone 5’i üretecek iki fabrikaya(Hon Hai ve Pegatron) 45 milyon birimlik üretim emri halihazırda verilmiş durumda.


İşitme problemine çözüm: biyonik kulak!

Doğuştan işitme kaybına, doğum sonrası ateşli hastalık ya da uzun süre sarılığa, tüberküloz tedavisine ve bağışıklık sistemi bozukluğuna bağlı ortaya çıkabilen kalıcı işitme bozukluğu bulunanlara ”biyonik kulak” yüzde 70’e varan işitme şansı elde edilebiliyor. Biyonik kulak takılabilmesi için mutlaka işitme cihazından fayda göremeyeceğinin tespit edilmesi ve hastanın iç kulağında salyangozun ve işitme sinirinin bulunması gerekiyor.

Gazi Üniversitesi (GÜ) Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi kulak Burun Boğaz (KBB) Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nebil Göksu, sesin maddesel ortamdaki moleküllerin titreşimiyle ortaya çıkan enerji bir enerji türü olduğunu ve algılanabilmesi için belli bir frekans değerinde olması gerektiğini söyledi.

Sesin algılanabilmesi için dış kulak, orta kulak, iç kulak ya da sesin deşifre işleminin yapıldığı sisteminin herhangi bir basamağında engele takılmaması gerektiğinin altını çizen Göksu, bu basamakların birindeki sorunun işitme kaybına yol açabildiğini belirtti.

İşitme Kaybı Hastalık Değil ‘Bir Hastalığın Semptomu’

Orta kulak iltihabı, iç kulak zarı delikliği ve tümörler, iç kulak hastalıklarının işitme kaybına yol açabilen hastalıklar içinde yer aldığını belirten Göksu, işitme kaybının bir hastalık değil, semptom olduğunu vurguladı.

Göksu, işitme kaybının fark edildiği andan itibaren doktora başvurulması ve vakit kaybedilmemesi gerektiğini uyarısında bulundu. Yüksek ses enerjisinin de iç kulakta yer alan salyangozdaki salınan zarın üzerindeki hücrelerin tüylerinin kopmasına ve hücrelerin ölmesine neden olduğunu ifade eden Göksu, mümkün olduğunca yüksek sese maruziyetten kaçınılması gerektiğini vurguladı.

Doğuştan Gelen İşitme Problemlerine de Çözüm Buluyor

Biyonik kulağın doğuştan işitme engelli çocuklara takılabildiğini belirten Göksu, şunları kaydetti:
”Doğuştan kaynaklı işitme kaybı, genetik olabiliyor. Ana rahminde annenin kullanmış olduğu bazı ilaçlar, kimyasallar, gıdalar veya konjenkteal yani organ gelişim aşamasındaki bir sıkıntıdan dolayı bebekte işitme kaybı olabiliyor. Bu bebekler, doğduklarında hiç ses duymuyorlar. Bunun, mutlaka hemen tespit edilmesi gerekiyor. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hacettepe ve Marmara Üniversiteleri’nde başlatılan ‘Yeni Doğan İşitme Taraması’ bu açıdan çok önem taşıyor. Bu tarama ile bebeğe doğar doğmaz bir saat içinde işitmenin olup olmadığı belirleniyor.

Biyonik Kulak Cerrahi Operasyonla Takılıyor

Biyonik kulağın iç yapısı, cerrahi operasyonla takılıyor. İç parça, iç kulaktaki salyangozun içine döşenen bir elektrot özelliği taşıyor. Salyangoz açılarak ilgili elektrot deri altına gömülüyor. İç parça yerleştirildikten yaklaşık bir-iki ay sonra dış parçayı takılıyor. Dış parça ise ses işlemcisi olarak görev yapıyor. Sesi alıyor, frekanslara ayırıyor, kablolara veriyor, kablodan radyo frekans enerjisine dönüştürüyor. Dışardan deri altına konulan ayrı bir bobin aracılığıyla ve iç kulağa döşenen elektrotlarla doğrudan sinir uçları uyarılıyor. Bu şekilde, hastanın sesi duyabilmesi sağlanıyor.

İç kulağı ve işitme siniri olmayan hastalara da biyonik kulak yerine ”işitsel beyinsapı implantı” takılıyor.
Uygulama, beyin ameliyatını içeriyor. Hastanın kafatasında bir delik açılıyor ve beyin zarı kesiliyor. Beyincik itilerek, beyin soğancığının biraz aşağı kısmına elektrotlu cihaz takılıyor. Yani, elektrot doğrudan beyine saplanıyor. Elektrottun bağlantı ise iç kulağa takılıyor.



Gençleştiren klinik onaylı ilk madde!

Bilim insanları bu amaç uğruna genetik değişiklikler yapıyor, organizmaların değerlerini değiştiriyor.  ABD’de yapılan bir araştırma, yaşlanmayı önleyen, hatta ‘kaybolan yılları’ geri veren bir maddeden söz ediyor. Bilimselliği kanıtlanmamış onlarca yöntem yüzyıllardır hayat süresini uzatmanın yollarını arıyor. Bu soruyu cevaplamaya en yakın kuşak olabiliriz: 100 yaşına kadar yaşanabilir mi?

Kaçınılmaz son ölüm kimilerinin korkulu rüyası. Öyle ki insanlar bu sonla karşılaşmamak ve daha uzun süre yaşamak için sıradışı yollar deniyor. Bilim insanları bu amaç uğruna genetik değişiklikler yapıyor, organizmaların değerlerini değiştiriyor. Ancak bütün bu tıbbi işlemler dışında, bazı insanların garip, hatta iğrenç bulduğu geleneksel yöntemlerden de vazgeçilmiyor.

ABD’de yapılan bir araştırma, TA-65 adı verilen bir maddeyle yaşlanmanın önlenebildiğini, hatta insanın elinin altından kayıp giden yılların geriye alınabileceğini iddia ediyor. Bilim insanlarının TA-65 adını verdiği bu gıda eklentisi, zamanı geri alabildiği ve kullananları gençleştirdiği söylenen klinik onaylı ilk madde. Bir çeşit ‘geven otu’ olan TA-65, Çin’in ufak bir bölgesinde toplanıyor ve özel bir şekilde harmanlanıyor.

Telomer kısaysa ömür de kısa
Yapılan testler TA-65’in kromozomlardaki telomerlerin kısalmasını önlediğini ortaya koyuyor. Bu arada telomer denilen DNA dizisi, hücrenin ve organizmaların yaşlanmasını tetikleyen bir yapı taşı. Aynı zamanda hücrelerin koruyucu kalkan görevini de üstlenen telomerler ne kadar kısaysa, insan ömrü de o oranda kısalıyor. Bir yandan yaşlanmayı, öte yandan kanseri önleme amaçlı çalışmalarda birincil dayanak noktası olan telomerler, birçok kez bölünerek ölen hücrelerin yerine yenilerinin oluşmasını sağlıyor.

Son yıllarda başta İngiltere olmak üzere birçok ülkede telomer uzunluğu ölçülerek insanın ne kadar ömrünün kaldığına yönelik testler yapılmakta. Hatta bazı sigorta şirketleri, sigorta anlaşması kapsamında müşterilerine telomer testini zorunlu kılıyor. Zarar etmek istemeyen şirketler, hayat sigortası yaptırmak isteyen fakat ömrü kısa olduğu düşünülen müşterilerine sigorta yapmaktan kaçınıyor. Ancak birçok ülkede bu testlerin yapılması henüz yasal değil. Telomer ölçümlerinin İngiltere’de 2017’den itibaren yasal olması bekleniyor.

Evcil hayvanlara serbest
Her ne kadar TA-65’in ömür uzattığına dair birtakım tıbbi bulgular bulunsa da, bu maddenin insanlar tarafından kullanılmasının henüz erken olduğu düşünülüyor. Maddenin üzerinde bir süre daha araştırma yapacak olan uzmanlar, evcil hayvan mamalarına konulabileceğine yönelik tavsiyelerde bulunuyor. Nitekim ABD’nin Nevada eyaletinde faaliyet gösteren Sierra Science şirketi, TA-65’in insanlar üzerinde kullanımı için onay alma çabalarını sürdürüyor. Ancak bu süreyi bekleyemeyecek olan insanların, köpek maması yiyebilecek kadar umutsuz olabileceği göz önünde bulundurulur mu, orası merak konusu.

Reçetesiz kullanılan ilaç salgını
Bu yöntemler dışında, enerji sağladığı ve yaşlanmayı önlediğine dair birtakım ilaçlar piyasada boy göstermekte. Japon bilim insanları tarafından yapılan ve Bioscience dergisinde yayımlanan bir araştırma, kahverengi alglerde bulunan bir maddenin hücreleri yenilediğine, dolayısıyla kırışıklıkları önleyerek cildi gençleştirdiğini iddia ediyor. Birçok kozmetik şirketi ise kahverengi algleri kullanarak yosun maskesi satışa sunuyor. Dünya genelinde 200 milyar dolarlık işlem hacmine sahip kozmetik sektörünün, yaklaşık yüzde 1’ini oluşturan yosun uygulamaları üzerine yapılan hummalı araştırmaların arkasındaki nedeni varın siz düşünün.

Kahverengi algler ve yosun gibi dahili yollardan tüketilen maddeler dışında, piyasada hap olarak satılan ve bazı ülkeler tarafından yasaklanan birtakım ilaçlar mevcut. ‘HGH’ olarak bilinen ve yaşlanmayı önlediği iddia edilen ‘insan büyüme hormonları’ yasadışı yollardan satılıyor. Ergenlik çağından sonra alındığı ve fazla miktarda salgılandığı takdirde akromegali (kulak, el ve bacak uzuvlarının orantısız biçimde büyümesi) hastalığına neden olan bu hormon haplarının ticareti internet üzerinden yapılıyor. Türkiye’ye de yasadışı yollardan giriş yaptığı tespit edilen bu ilaçların, Bulgaristan üzerinden kaçak olarak getirildiği biliniyor.

En uzun ömürlü ilçe Nazilli
Türkiye’de yapılan araştırmalarda ortaya çıkan sonuçlar ise bahsedilen uygulamalara göre daha makul. Akdeniz Üniversitesi Gerontoloji Bölümü tarafından yapılan bir araştırma, Ege ve Karadeniz bölgelerinde yaşam süresinin daha uzun olduğunu ortaya koyuyor. Son yapılan çalışmaya göre, Türkiye genelinde sayısı 50 bine yakın olan 100 yaş üzeri kişinin, nüfusa oranla en fazla Aydın’ın Nazilli ilçesinde yaşadığı biliniyor. Uzun yaşamın sırrı olarak ise sağlıklı beslenme alışkanlıkları ve aktif bir yaşam tarzının etkili olduğu düşünülüyor.

Her ne kadar uzmanlar, beslenme ve sporun uzun yaşamanın anahtarı olduğunu belirtse de, dünyanın birçok yerinde uzun bir ömür için uygulanan bazı garip teknikler mevcut. Yılan şarabından idrar terapisine kadar garip sayılabilecek birçok yöntem, ne kadar etkili olduğu bilinmese de muhteviyatıyla dikkat çekiyor. Daha uzun yaşamak isteyen pek çok insan, bilimsel olarak kanıtlanmayan bu ürünleri denemekten kaçınmıyor.

Gençlerle yaşamak
Gençlerle vakit geçirmenin ömrü uzattığı zaman zaman dile getirilen bir iddia. Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalar, gençlerle birlikte yaşayan yaşlı kobayların tüylerinin zamanla siyaha döndüğünü ortaya koyuyor. Ancak gençlerle birlikte yaşamanın insan ömrünü uzattığına dair herhangi bir bilimsel bulguya rastlanmıyor. Tarihte ise Kral Davud’un genç kadınlarla birlikte olarak ömrünü uzattığı iddia edilmekte. Eski Ahit’te, genç ve güzel bir kadın olarak nitelenen Abişag’ın, Hz. Davud’u gençleştirdiği yazıyor. Günümüzde Ortadoğu’nun bazı bölgelerinde uygulanan bu yöntemle kız çocukları, sağlıklı bir yaşam sağladığı gerekçesiyle evlendiriliyor.

Yılan şarabı
Çin’in kuzeybatısında bulunan Guangxi şehrinde araştırma yapan demograflar, 100 yaşını aşmış insan sayısının en fazla bu bölgede görüldüğünü saptadı. Konu hakkında araştırma yapan ve bölge insanının bu denli uzun yaşama sırrını merak eden uzmanlar, ölümsüzlük sırrının özel bir iksire dayandığını belirtiyor. Bölge halkı tarafından sık sık tüketilen bu karışımın içeriği ise biraz mide bulandırıcı. İçinde kırmızı benekli kertenkele, üç farklı zehirli yılan, sarp kayaların eteklerinden toplanmış birtakım yabani otlar ve köpek penisi gibi maddeler bulunan bu şarap, üç ay boyunca topraktan yapılmış bir kap içinde pirinçle fermante edilerek bekletiliyor. Elde edilen karışım 1368 farklı sürüngenin özleriyle karıştırıldıktan sonra altı ay daha dinlenmeye bırakılıyor. Söylenenlere göre tadı zehir gibi olan içeceğin ömrü uzattığı yönünde yaygın bir inanış var.

Bir umuttur ‘DONDURAN’ insanı
Düşük sıcaklıklar fiziği kriyoneji, ileride bulunabilecek tedavi ihtimaline karşın hastaların vücutlarını dondurarak, daha uzun bir süre yaşamak isteyen insanlara umut olarak doğuyor. İngiltere’de yaşayan Alan ve Sylvia Sinclair, öldükten sonra vücutlarını dondurmak isteyen çiftlerden bir tanesi. Ölümlerinden sonra sıvı nitrojenle -200 dereceye getirilecek olan çiftin vücutları, teknolojinin hayatını kaybedenleri diriltebilecek seviyeye geldiği zamana kadar bu soğuklukta tutulacak. Başta İngiltere ve ABD olmak üzere, dünyanın birçok ülkesinde kriyoniks dernekleri bulunuyor. Bu derneklere ait kriyojenik ambarlarda depolanan dev termosların içinde sonradan hayata döndürülmeyi bekleyen insanlar için uygun ortamlar hazırlanıyor. Derneklerin üyeleri ise şu anda tedavi edilemeyen hastaların bu yolla muhafaza edilerek gelecekte sağlıklı olarak yaşayabileceklerine inanıyor.

İdrar içmek ömrü mü uzatır?
Hindistan’ın kırsal kesiminde yaşayan Şivambu kabilesinin beş bin yıllık bir geleneği var. Her sabah ilk iş olarak kendi idrarını içen kabile üyeleri, bu işlemleri sabah saat dört ile altı arasında yüzlerini doğuya dönerek yapıyorlar. Eski bir Sanskrit metni Damar Tantra’daki yazıtlar, saf su veya kendi idrarını içenlerin sağlığa kavuşacağını belirtiyor. Metine göre 12 yıl boyunca kendi idrarını içen herkes ölümsüz oluyor. Bu terapiyi uygulayanlar sadece Şivambu kabilesinin üyeleri değil. 1970’lerde Hindistan Başbakanı Morarji Desai bu işlemi devam ettirmesiyle ünlenmişti. İdrar terapisi halen Hindistan ve Tayland’ın bazı kesimlerinde sıklıkla uygulanıyor.


%d blogcu bunu beğendi: