Blog Arşivleri

Uzayda Namaz Kılan Astronot.

Müslüman astronot Dr. Sheikh Muszaphar Shukori, uzayda nasıl namaz kıldığını anlattı. Shukori, uzayda namaz kılarken çekilmiş görüntüler eşliğinde uzayda namazı anlattı.

VİDEO İÇİN TIKLAYIN

Malezyalı astronot Dr. Sheikh Muszaphar Shukor, uzayda nasıl bir ibadet yapılacağını göstermek için 9. Müslüman astronot olarak uzaya gittiğini belirterek, ”Uzayda herkes bir mucizeyi hisseder. Ramazan ayına denk gelen uzay seyahatinde Uzay İstasyonu’nun içerisinde bu ezan sesini duydum” dedi.

Türksat AŞ’nin davetiyle Türkiye’ye gelen Shukor, Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü’nü ziyaret etti. Burada soruları yanıtlayan Shukor, İslamiyetin bir yaşam biçimi olduğunu ifade eden Shukor, uzay seyahatinde namazını kıldığını ve orucunu tuttuğunu söyledi.

Shukor, çocukluğunda babasının kendisine aldığı bilim kurgu kitaplarından etkilendiğini ifade ederek, ”Odamda da Süpermen, Star Wars ve uzay fotoğrafları vardı. O zamanlar Malezya’dan birinin uzaya gitmesini kimse beklemiyordu. Ben de bu hayalimi gerçekleştirmek için doktorluk mesleğini seçtim” dedi.

Malezya’nın nasıl bir ülke olduğunu ve diğer ülkelerle yarışabilir bir ülke olduğunu göstermek istediğini anlatan Shukor, ”Malezya, gençleri uzay çalışmalarına özendirmek amacıyla uzaya insan göndermek istiyor. 5-10 sene gibi yakın bir gelecekte çok daha fazla doktor ve bilim insanı yetiştirmeyi hedefliyor. Ben nereye gitsem herkes uzayla ilgileniyor. Bu da programın temel amacıydı” diye konuştu.

Uzaya gitmenin maliyetinin 25 milyon dolar olduğunu bildiren Shukor, Rusya’da 18 ay süren uzaya gitme eğitimi aldıklarını anlattı.

Uzaya gitmek isteyen 11 bin 435 kişi arasından biri kadın 4 kişinin seçildiğini ifade eden Shukor, ”Bu eğitimi alabilmeye hak kazanmak için çok iyi görmeniz, çok iyi duymanız ve dişlerinizin sağlam olması gerekiyor. Vücudunuzda ameliyat izi olmaması gerekiyor. Çünkü uzayda basınç çok yüksek olduğu için dikiş yerleri açılabilir” dedi.

11 bin 435 kişi içinden seçilmesinin nedeninin en hızlı, en güçlü olması olmadığını anlatan Shukor, şunları bildirdi:

”Zihinsel olarak en güçlü kişi olduğuma inanıyorum. Ben 5 erkek kardeşin olduğu bir ailede büyüdüm. Kaybetmekten nefret ederdim, kazanana kadar mücadele etmeye devam ederdim. Uzaya gitmek için ailem çok destek verdi. Uzaya gitme eğitimi aldığım süre içinde sürekli gözyaşı döken annem, 12 kilogram verdi. Babam ise ‘uzaya gitmeden geri gelme’ dedi. Herkesin uzaya gidebileceğine inanıyorum ama zihinsel olarak çok güçlü olmak gerekiyor.”

UZAY FETVASI

Bütün müslümanlara İslamın nasıl bir din olduğunu uzaydan göstermenin büyük bir önem taşıdığına işaret eden Shukor, şöyle devam etti:

”Müslüman olarak sorumluluklarınızın ne olduğunu, nerede olursanız olun ister dünyada, ister uzayda, İslamiyet bir yaşam biçimidir. O yaşam biçimini nasıl orada da devam ettireceğimizi göstermek istedik. Malezya’da dini otoriteler, uzayda dini görevlerini nasıl yapılacağına ilişkin bir fetva hazırladı. Özellikle gelecekteki Müslüman astronotlar için.

Uzay seyahatim Ramazan ayına denk gelmişti. Oruç zamanı ve ibadet zamanı uzaya gidilen yere bağlıdır. O yüzden uzay mekiği, Kazakistan üzerinden fırlatıldığı için oradaki saati baz aldık. Yine Kazakistan saatine bağlı olarak 5 vakit namazımı kıldım. Abdest olarak da teyemmüm aldım. Toprak olmadığı için duvarlardan teyemmüm abdesti aldım. Kıble olarak dünyaya yönünüzü çevirmek gerekti. Zaten Uzay İstasyonu sürekli dünyaya bakacak şekildeydi yönü. Namaz kılmak için ayakları bağlamanız gerekiyordu, yer çekimi olmadığından. Secdeye iniş ve kalkışlarda çok yavaş hareket etmek gerekiyordu.”

“UZAYDAKİ MUCİZE”
Uzayda herkesin bir mucizeyi hissedeceğini belirten Shukor, ”Ben orada ezan sesini duydum. Uzay İstasyonu’nun içerisinde gerçek olarak bu ezan sesini duydum. Diğer astronotların ezan hakkında bilgileri yoktu, ama ben bizzat fiziksel olarak o sesi duydum. Uzaydayken buna o kadar da şaşırmıyorsunuz. Çünkü uzayda bulunduğunuz sürenin her anında Allah’ın varlığını ve gücünü oradan hissediyorsunuz. Uzayda kaldığım her an Allah’a kendimi çok yakın hissettim. Orada oruç da tuttuk. Bu ibadetleri yaparken, aç, susuz ve yorgun kendimi hissetmedim” diye konuştu.

Uzay istasyonundaki yaşamla ilgili deneyimlerini paylaşan Shukor, ”Orada hayat çok farklı. Bu hayatı Türkiye’deki genç nesillere anlatmak için Türksat’ın davetlisi olarak geldim. Bu sayede de uzaya bir ilgi oluşturmak istiyorum” dedi.

Uzaya ilk gittiğinde dünyaya baktığını ve dünyanın ne kadar küçük olduğunu gördüğünde tüylerinin diken diken olduğunu anlatan Shukor, ”Yani kalbiniz duruyor, gözünüzü kırpmadan dünyaya bakıp ve dünyanın ne kadar güzel olduğunu temaşa ediyorsunuz. Dünyaya her bakışında ne kadar küçük olduğunu fark ettiğiniz dünyada, aynı büyülü duygulara kapılıyorsunuz. Yaradanın gücünü hissediyorsunuz. İnsanlar dünyada çeşitli sebeplerden dolayı birbirlerini öldürüyorlar. Ama uzaya çıkıp dünyaya baktığınızda dünyanın ne kadar küçük olduğunu görüyorsunuz. Biz, milyonlarca galaksiyle karşılaşıyoruz. Bu nedenle dünyayı korumak çok önemli” diye konuştu.

Shukor, uzayı fetheden kişinin dünyayı da fethedeceğini belirterek, Amerika, İran, Hindistan’ın da aralarında bulunduğu bazı ülkelerin uzaya ilişkin çalışmalar yaptıklarını anımsattı.

Uzaya gidip dünyaya bakıldığında, dünyadaki hava kirliliği, ozon tabakasının incelmesi gibi nedenlerle dünyanın nasıl yok olduğunun görüldüğünü ifade eden Shukor, ”Dolayısıyla dünyaya geri döndüğünüzde küçük, lokal sorunlar değil, global sorunlarla ilgilenmek istiyorsunuz. Çocukların aç kalması, savaşlar gibi sorunlarla ilgileniyorsunuz. Astronot olarak dünyaya döndüğünüzdeki misyonunuz da zaten dünya ülkelerini gezerek gençlerin, bakış açısını değiştirip onlara vizyon kazandırmak. Ben de kendimi bu misyonu gerçekleştirmeye adadım. Bir gün Türkiye’nin de uzaya astronot göndermesini ve Türklerin de uzay çalışmalarıyla ilgilenmesini hayal ediyorum” dedi.

KANSER ARAŞTIRMALARI

Uzayda, kanser hücreleri üzerinde çalışmalar yaptığını dile getiren Shukor, deneyin yüzde 80 civarında sonuçlandığını, sonuçların tamamlanmasının ardından kamuoyunun bilgilendirileceğini söyledi.

Hücrelerin uzayda daha hızlı yenilendiğini anlatan Shukor, ”Uzayda fazla kalmayın çabuk yaşlanırsınız” dedi.

Bu araştırma sonuçlarının bir sene içerisinde çeşitli uluslararası dergilerde bilim dünyasına duyurulacağını bildiren Shukor, bu çalışmaların daha önce de başka araştırmacılar tarafından yapıldığını, ancak kendi araştırmalarında diğerlerinden daha farklı yöntemler kullandıklarını söyledi.

Shukor, ”Araştırmalarımızda uzayda yer çekimi olmamasından dolayı kanserli hücrelerin biraz daha fazla üreme yaptığını bulduk. Deney sonuçlarımız çok olumlu ama şu an bir şey konuşmak için bir beş sene daha gerekiyor” dedi.

Uzayda yaşadıklarını paylaşan Shukor, ”11 gün oradaydım keşke orada daha uzun süre bulunabilseydim. Yer çekimsiz bir ortamda olmak zaten çok ilginç. Sürekli olarak uçuyorsunuz. Her 45 dakikada bir güneş doğup, her 45 dakikada bir batıyor. Uluslararası Uzay İstasyonu, 27 bin kilometre hızla dönüyor. Günde 16 kez dünya etrafında dönüyor” şeklinde konuştu.

Uzaya gitmeye hak kazandıktan sonra yaklaşık 3 sene süren ve 9 aşamadan oluşan zorlu bir eğitim aldıklarını bildiren Shukor, ”Rusya’ya gittikten sonra 2 kişi seçildi ve 1 sene boyunca Rusya’da eğitim aldı. Eğitimin ardından uzaya gittik” diye konuştu.

Rusya’da 1 sene eğitim aldıklarını belirten Shukor, uzaya gitmek için aldığı eğitimler hakkında şu bilgileri verdi:

”Rusya’da aldığım eğitimlerden biri, beni bir sandalyeye oturttular ve 20-25 dakika boyunca sürekli döndürdüler. Sandalye üzerinde dönerken de kusmamaya ve başımızın dönmemesine gayret ediyoruz. Kapalı bir kutu gibi 27 bin fitlik yükseklikte oksijen alıp verilmesini test eden bir uygulamadan geçtik. Yer çekiminin 9 katı ağırlıkta bir basınç, vücuda uygulanıyor, bunun sonucunda vücutta kanayan yaralar açılıyor. Bizi, Sibirya’ya götürdüler ve orada vücudun kendi kendisini ısıtmayı öğrensin diye eksi 45 derecede ağaç kestirdiler. Bu eğitimle biz, soğuk şartlarda hayatta kalma becerisini kazandık. Ankara’daki eksi 2 derece soğuk benim için hiçbir şey. Ukrayna’da 3 gün boyunca deniz üzerinde yolculuk ettik ve batmayla ilgili testlerden geçirildik. Bütün bu eğitimler, bedenin eğitilmesinde önemli. Daha önce giden astronotlar da üsse geldi ve deneyimleri istişare edildi.”

Astronot olmanın sadece fiziksel kondisyona bağlı olmadığını, aynı zamanda zihinsel olarak da sağlamlık gerektirdiğini anlatan Shukor, ”Ben bu programa katıldığımda kazanan kişi olduğumu biliyordum. Bu benim kaderimdi, buna inanıyordum. Çünkü küçüklüğümden beri çok istediğim uzaya gitmek, Allah’ın takdiri ve onun yazdığı bir kaderdi” dedi.

25 sene sonra uzaya gitme hayalini gerçekleştirdiğini ifade eden Shukor, sadece şöhret kazandırmayan astronot olmanın aynı zamanda genç nesillere örnek olmak gibi büyük bir sorumluluk getirdiğini kaydetti.

Uzaydayken hiçbir sağlık problemi yaşamadığını söyleyen Shukor, ”Sanki uzayda yaşamak için yaratılmışım gibi hissettim. Malezya halkının da benim için yaptıkları duaların gücünü de hissettim” diye konuştu.

Uzaydan Dünya’ya dönüşlerinde bazı sorunlar yaşadıklarını kaydeden Shukor, şöyle konuştu:

”Normalde 10 kilometrelik bir alana girmemiz gerekirken bu alanın 450 kilometre dışına çıktık. Dünya’ya giriş anında uzay mekiği 7 kez kendi etrafında dönerek inebildi. Dünya’ya ilk girdiğimizde yer çekimi kuvvetinin etkisini 6 kat daha fazla hissettik. Özellikle göğüs üzerine büyük bir basınç etkisi hissettim. Soluk almanın bile zor olduğu anlardı. İlk indiğimde parmağımı bile kaldıramadım. O kadar yorgun hissettim kendimi. İki kişi kollarımdan tuttu yürüyebilmem için. Dünya’ya uyum için bir kaç saat gerekti.

Sonuçta insan beşer ve dünya için yaratılmış. Uzaya gittiğinizde psikolojik ve fizyolojik değişikliklere maruz kalıyorsunuz. Üçüncü günden itibaren kaslarda küçülme ve kemik erimesi meydana geliyor. Radyasyon uzayda çok kuvvetli. Buna maruz kalıyorsunuz. Pek çok astronot bu ortama bir haftadan fazla zor dayanıyor. Döndüklerinde rehabilitasyon almak zorunda kalıyorlar hem radyasyon etkileri hem de diğer fiziksel değişimler için.”

Uzayda en çok duş almayı özlediğini dile getiren Shukor, ”Bir de uzayda koku yok en çok toprağın, çimenlerin ve yaprakların kokularını çok özledim” dedi.

Shukor, uzayın onun için bir tutku olduğunu vurgulayarak, ”Gerekirse ölürüm bile uzay için. Tek gidiş biletiyle Mars’a bile giderim geri dönmeksizin” şeklinde konuştu.

Yarın Ankara’da, 16 Şubatta da İstanbul’da ”Uzayda 11 Gün” konferans verecek olan Shukor, uzayda yaşadıklarını anlatacak.

DR. SHUKOR KİMDİR?
1972 Malezya doğumlu Shukor, ilköğrenimini Malezya’da tamamladıktan sonra tıp eğitimine Hindistan’da devam etti. 1997 yılında ortapedi cerrahı olarak mezun olduktan sonra Malezya’da birçok hastanede çalıştı. Bunun yanında Space, Science National University’de araştırmacı olarak görev aldı. Dalgıçlık ve dağcılıkla ilgilenen Shukor, uzaya çıkma hayalini gerçekleştirmek istedi.

”Beden aklın yoluna tabidir” sloganıyla yola çıkan Shukor, 2006 yılında ”Ankgasawan” adlı uzay uçuşu programına katıldı. 10 Ekim 2007’de uzaya çıkan Shukor, uzaydaki Müslüman astronotlardan biri olarak tarihe geçti.

Reklamlar

Uzay savaşına Çin de katılıyor

1999’da uzaya ilk aracını gönderen Çin, şimdi de uzay istasyonu kurmanı ve Ay’a ayak basmanın peşinde.

Dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Çin, gelişen ekonomisine paralel olarak uzay alanında da yaptığı çalışmalarla dikkatleri üzerine çekiyor. Son dönemde başladığı araştırmalar sonucunda uzaya insanlı istasyon kurma çalışmalarına başlayan Çin, 5 yıl içinde istasyonu tamamlamayı hedefliyor.

AYA İNMEYİ PLANLIYORLAR
Ay’a uzay aracı göndermek ve daha sonra insanlı uçuşlar gerçekleştirmek de Çin’in gelecek yıllarda tamamlamayı planladığı hedefler arasında yer alıyor. Ekim 2007’de Çang’ı -1’mekiğini göndererek Ay çalışmalarına başlayan Çin, Ekim 2010’da Çang’ı-2’yi başarıyla fırlatmış ve Ay’ın tam haritasını çıkarmış, ayrıca yüksek çözünürlükte Sinus İridyum’un imajını elde etmişti.

Ülkede yayımlanan Beyaz Kitabın ardından gündeme gelen uzay laboratuvarı kurulumu, insanlı uzay araçları, uzay taşımacılığında kullanılan yük araçları gibi konuları planlayan Çin, ABD ve Rusya’nın ardından Ay’a ayak basmak için temel araştırmalar yapmayı hedefliyor. Çin uzayın derinliklerinde yapacağı çalışmaları açıklarken bunun üç ana aşamadan oluşacağını belirtirken bunların yörüngeye girme, inme ve geri dönüş olarak sıralıyor.

Ülke gelecek 5 yıl içinde Ay’a uzay araçları göndermeyi, ay üzerinde araştırma yapmayı ve oradan aldığı örnekleri dünyaya getirmeyi planlıyor.

Uzun vadede ise Ay’a ayak basmak için çalışmalara hızla devam edileceği kaydediliyor.

YENİ UYDULAR YOLDA
Bu tür çalışmaların yanı sıra konumlandırma çalışmalarına son yıllarda büyük önem veren Çin, “ABD’nin küresel konumlandırma sistemine (GPS) olan bağımlılığından kurtulmak için” 2000 yılında Beydou konumlandırma sistemini inşa etmeye başlamıştı. Ülke bu çerçevede Beydou Navigasyon Uydu sistemini göndermiş ve çalışmaya başladığını bildirmişti.

Çin yakın gelecekte konumlama sistemini daha da genişleterek, dünya gözlem uyduları, haberleşme uyduları, ayrıca navigasyon ve konumlandırma uydularından oluşan bir uzay altyapısı inşa hedeflemeyi planlıyor. Ülke bu bağlamda Asya-Pasifik bölesinde “görüş alanını genişletmek” için bu yıl 6 tane daha uydu göndermeyi hedefliyor.

Çin’de hali hazırda 3 adet uydu fırlatma merkezi bulunuyor.

AA

Bu gezegenlerin yarısı elmas!

ABD’de yapılan bir araştırmada, Samanyolu galaksisinde dünyamızın 15 katı büyüklüğünde ve yarısı elmastan oluşan bazı gezegenlerin var olabileceği belirtildi.

Amerikan GeoFizik Topluluğu‘nun düzenlediği konferansta konuşan, Ohio Üniversitesinden Wendy Panero’nun başkanlığında yapılan araştırmanın üyelerinden Cayman Unterborn, “Dünya gezegeninden 15 kat daha büyüklükte ve yarısından fazlası elmastan oluşan gezegenlerin olabileceğini” söyledi.

Wendy Panero araştırmaya ilişkin yaptığı açıklamada, Samanyolu galaksisindeki bazı yıldızların çevresindeki karbon yoğunluklugezegenlerde oluşacak çekirdek ve mantonun ağırlıklı olarak elmastan oluşabileceğini saptadıklarını belirtti.

Panero, elmasların oluşum sürecine ilişkin yaptıkları ve yerkürenin mantosundaki sıcaklık ve basınca uygun koşulların oluşturulduğu laboratuvar araştırmaları sonucunda, dünya ve karbonla zengin diğer gezegenlerde minerallerin meydana gelme sürecini simule eden bilgisayar modelleri geliştirdiklerini söyledi.

Karbon zengini gezegenlerin yapısının farklı olabileceğini, elmasın ısı geçirgenliği nedeniyle çok çabuk soğuyabileceğini belirten Panero, “elmas” gezegenlerde jeotermal enerji, tektonik tabaka, manyetik alan ve atmosferin olamayacağını söyledi.

Panero, “Elmas gezegenin soğuk ve karanlık olacağını tahmin ediyoruz” dedi.

Daha önce de, Avustralya’nın Melbourne Swinbourne Teknoloji Üniversitesi astronomi uzmanları, Güneş Sistemi’nden çok uzakta nötron yıldızı etrafında dönen bir gezegenin karbon kütlesinin ihtimal hesaplamalarına göre muazzam basınç altında elmastan müteşekkil olması gerektiğini bildirmişti.

Science bilim dergisinde de yayınlanmış konuya ilişkin makalede, 4 bin ışık yılı uzaklıktaki “elmasgezegen”in hafif elementler olan hidrojen ve helyumu hiç içermediği ifade ediliyordu.

AA

“2023’te uzaydayız”!

Türk Hava Kurumu (THK) Genel Başkanı Osman Yıldırım, Türkiye’nin en geç 2023 yılına kadar uzaya insanlı mekik göndereceğini belirterek, “Uzayda yeni bir Türkiye kuracağız” dedi.

Türk Hava Kurumu bölge toplantısına katılmak üzere sabah saatlerinde kuruma ait uçakla Sinop’a gelen THK Genel Başkanı Osman Yıldırım, Vira Otel’de basın toplantısı düzenledi.

Toplantıda Türk Hava Kurumu’nun projelerinden bahseden Osman Yıldırım, Türkiye’nin uzay programını açıkladı. Türk Hava Kurumu’nun Havacılık ve Uzay Üniversitesi kurulduğunu hatırlatan Yıldırım, “Arkadaşlar biliyorsunuz kurumuzun bu dönemde yaptığı en önemli faaliyetlerinden birisi Türk Hava Kurumu Havacılık ve Uzay Üniversitesi oldu. Üniversitemiz bu yıl eğitime başladı. Ankara ve İzmir’de toplam 236 öğrenci ile ülkemizin değerli gençlerine eğitim veriyor. Üniversitemizin en büyük özelliği bir ihtisas üniversitesi, havacılık ve uzay üniversitesi olması. Dünyada bu konuda eğitim yapan 37. üniversite var. Amerika’da bulunan en önemli havacılık ve uzay üniversitesi ile öğrenci mübadelesi yapıyoruz. Biz Amerika’ya, Amerika da bize öğrenci gönderiyor. Tabii eğitimin bir özelliği de bizim üniversitemizde okuyan öğrenciler 1 veya 2 yıl bağlı bulundukları bölümlere göre Amerika’da okuyacaklar. Mezun olurlarken hem Türk Hava Kurumu üniversitesinin diplomasını alacaklar hem de Amerikan Havacılık ve Uzaycılık Üniversitesi’nin diplomasını alacaklar. Türk Hava Kurumu Üniversitesi hem uçak mühendisi hem uydu mühendisi hem de astronot mühendisliği eğitimleri yaptıracak bir üniversite. ABD’de işbirliği yaptığımız üniversite dünyadaki hava araçlarının tasarlanmasında çok önemli bir üniversite. Biz de tabii kendi imkan ve kabiliyetimizi biliyoruz. Gerçekten Türkiye’de öğretim üyeleri ve bilim adamlarını biz geri getirdik. Yani beyin göçü geri döndü” dedi.

Türkiye en geç 2023’e kadar uzaya insanlı uzay aracı gönderebilecek

Türkiye’nin kısa süre içerisinde uzaya insanlı uzay aracı göndereceğini kaydeden Yıldırım, “Bu gün uydu diyoruz ya da uzay gemisi diyoruz. Bunların hepsinin Türkiye’de yapılmaması için hiç bir neden yok. Çünkü bu imkan ve kabiliyet Türkiye’de var. Hem uçak üretimi, hem uydu projesi ve hem de uzay mekiği projesinin Türkiye’de gerçekleşmesi mümkün. Projesini biz yöneteceğiz. Gövdesini, motorlarını ve ana bilgisayarının yazılımını Türkiye’deki mevcut sanayi kuruluşlarıyla, şirket ve organizasyonlarla birlikte THK Üniversitesi yapacak. Elimizde her türlü imkan var. Türkiye en geç 2023’e kadar uzaya insanlı uzay aracı gönderebilecek. Cumhuriyetimizin 100. yılına kadar Türkiye kendi yaptığı mekikle uzaya gidecek ve dönecek. Onun için diyoruz ki, ‘uzayda yeni bir Türkiye kuracağız’. Artık THK Türkiye’nin sınırları dışına çıktı. Bunun yanında uzayda da yerimize alacağız” diye konuştu.

Uzay üssünün yine Türkiye’de olacağını dile getiren Osman Yıldırım, şöyle konuştu:

“Bizim uzay mekiğimiz Ankara’daki Türk Kuşu Tesisleri’nden kalkacak ve görevini yaparak tekrar tesislere inecek. Uydumuzu belki mekiğimiz uzaya götürecek ve yörüngesine yerleştirecek. Uzayda kendi uzay laboratuvarımızı kuracağız. Bunu da gerçekleştirmemek için hiç bir neden yok. Ben şuna inanıyorum, hedefi olan hedefine varır. Zaten o hedefe ulaşmak için gerekli programını yapar. Bunları başarmak için her şeye sahibiz. Bir kere arkamızda Türk milleti ver. Arkamızda bir devletimiz ve hükümetimiz var. Sloganımız ‘gelin hep beraber uzayda bir Türkiye kuralım’. Bu projelerin hepsi kısa sürede hayata geçecek.”

Trafikte uzay çağı!

Amerika’da faaliyet gösteren Lit Motors adlı şirket, trafikte dengeleri değiştirebilecek bir konsept araç üretti.

Şirket, motosikletin kolaylıklarından faydalanmak isteyen ancak güvenli sürüşten vazgeçmek istemeyenler için iki teker üstünde her zaman dengede durabilen bir motosiklet hayalini hayata geçirdi.

Şirketin Genel Müdürü Dan Kim, “Motosikleti yeniden icat edeceğim” diyerek işe başladığını söylüyor. Elektrikle çalışan, bilim kurgu filmlerinden çıkmış gibi görünen motosikletin adı C1

C1, uzaktan bakınca akla önce bir motosikleti getiriyor. Ancak iki tekerli olmasının dışında motora benzer pek bir yanı yok. Bir otomobili andıran, tıpkı bir otomobil gibi bir direksiyonu ve göstergeleri olan bir araç bu. C1’i farklı kılan ise denge sistemi. Şirket yetkilileri herhangi bir yan ayağa ya da 3’üncü tekere ihtiyaç duymadan dik durabildiğini söylüyor C1’in. Yandan çarpılsa da devrilmediği belirtiliyor. Yani araç, her şartta akslar arasındaki denge dağıtımı sayesinde ayakta kalabiliyor. Bunu sağlayan şey motorda bir “gyroscope” (Ciroskop) kullanılmış olması.

Motosikleti yaratan Dan Kim, “Motor üreticileri güvenli motor üretmeyi hiç denemiyorlar. Ben, bunu yapmak istedim” diyor. Şirketin internet sitesinde de bu durum şöyle açıklanıyor: “Bu model motosikletin verdiği özgürlük hissi ve avantajıyla, bir arabanın verebileceği güvenlik ve rahatlığı birleştiriyor.”


Nasa’dan ışık emici süper siyah materyal!

NASA ışığı neredeyse tamamen emebilen bir madde geliştirdi. Bu madde sayesinde uzayın daha derinlerini de gözlemek mümkün olabilir.

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi kızılötesi, ultraviyole ve normal ışığı yüzde 90 oranında emen siyah nano materyal geliştirdi.

Maddenin kullanım amacı bilim insanlarının keşif için kullandıkları sinyalleri güçlendirmek…

Geliştirilen materyalle birlikte uzayın şu an olduğundan daha kapsamlı bir şekilde gözlenebilmesi; normal ışıkta görülemeyen yerlerinin ve yüksek kontrastlı bölgelerinin de keşfi umuluyor.

Süper ışık emici siyah materyal insan saç telinin 10 binde biri kalınlığındaki karbon çubukçuklardan oluşuyor. Bu çubukçuklar arasındaki mini boşluklar ışığı emiyor.

NASA, benzer materyallerin daha önce geliştirildiğini ancak bunların sadece normal ışık ile ultraviyole ışınları emebildiğini açıkladı.


Rusların uzay macerası 7 tonluk bombaya dönüştü!

Rusya’nın Mars’a gönderdiği ancak Dünya’nın yörüngesinde kalan insansız uzay aracı Phobos’u kurtarma şansı çok düşük bulunuyor.

Yaklaşık 7 ton zehirli yakıt içeren uzay aracının, yakıtının donmaması halinde Dünya’ya düşüşü esnasında infilak etme riski bulunuyor.

Rus haber ajanslarının bildirdiğine göre, Rus uzay kurumu Roskosmos yetkilileri, uzay aracıyla yeniden temas kurmak için şimdiye kadar yürütülen çabaların başarısız olduğunu belirterek, Phobos-Grunt adlı araçla temasa geçme girişimlerinin, NASA ve Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA) yer tesislerini kullanarak süreceğini kaydettiler.

İsminin açıklanmasını istemeyen Rus kaynaklar da, yetkililerin büyük umut bağlanan bu uçuşun başarısız olmasından sonra bazı sorumluların aranabileceğini belirterek, bunun da Roscosmos’da bir reform yapılmasını çok sayıda yetkilinin hapis cezasıyla karşı karşıya kalmasına yol açabileceğini iddia ettiler.

165 milyon dolar değerindeki uzay aracının uçuş bilgisayarıyla ilgili sorun giderilemezse birkaç gün içinde Dünya’ya düşme tehlikesi bulunuyor.

Rus yetkililerin aracın bataryalarının tamamen tükenmeden yeni yazılım yüklenerek sorunun çözülmesi için üç gün zaman bulunduğu yönünde önceki gün yaptığı açıklamadan sonra bazı uzmanlar, mühendislerin bunu başaramaması durumunda uzay aracının Dünya’ya düşen en tehlikeli uzay atığı olabileceği uyarısında bulunmuşlardı.

7 TONLUK BOMBA
NASA’da danışman olarak görev yapan James Oberg, atmosfere girerken donabilecek yaklaşık 7 ton nitrojen ve hidrazin taşıyan uzay aracının şimdiye kadar Dünya’ya düşen en toksik uydu olabileceğini belirtmişti.

28,7 milyon euroya sigortalanan uzay aracının fırlatılmasından önce Rus yetkililerin, aracın komuta sistemindeki cihazlarla ilgili risk konusunda uyarıldığı belirtiliyor.

Kazakistan’daki Baykonur uzay üssünden Mars’a gitmek üzere 3 gün önce fırlatılan Rus uzay aracı Dünya’nın yörüngesinden ayrılamamıştı.

Rus uzay ajansı Roskosmos Başkanı Vladimir Popovkin, bu sorunu çözmek için üç günleri bulunduğunu belirterek, “Motor çalışmadı. Uzay aracı Güneş Sistemi’nin yıldızlarına doğru yönlenemedi, ancak bataryaların hala çalışması sayesinde bu sorunu çözebilmek için üç günümüz bulunuyor” demişti.

Uzmanların, uzay aracının bataryaları tamamen boşalmadan yeni bir uçuş programı yüklemek için üç günleri bulunduğunun altını çizen Popovkin, “Bunun bir başarısızlık olduğunu söylemeyeceğim. Bu beklenmedik bir durum, ama aşılabilir”  diye konuşmuştu.

Rusya, Mars’ın uydularından Phobos’a numune alıp üç yıl içinde Dünya’ya getirecek uzay aracıyla, Rusya’nın uzun bir süredir Batılılara bıraktığı Kızıl Gezegen’in keşfine yeniden başlayarak gezegenlerarası seyahatlerde başarı kazanmak istediği yorumu yapılıyordu.

GEZEGENLERARASI SEYAHATİN ÖNCÜSÜ OLACAKTI

Mars’a 6 bin kilometre mesafede yörüngede bulunan Phobos’un kökenini ve Mars’ın atmosferini inceleyecek Phobos-Grunt bunun için, numune toplamaya yarayacak bir bilimsel alet ve dünyaya dönüşü için modülün bulunduğu bir sondayı da beraberinde götürüyordu.

Rus uzay aracı bunun yanı sıra Mars’ın yörüngesine Çin’e ait Yinghuo-1 uydusunu yerleştirecekti.

Rusya için son derece önemli olan bu program, Kasım 1996’da fırlatılan Mars 96 uzay aracının başarısız olmasından bu yana ilk gezegenlerarası seyahat olacaktı.

Kızıl Gezegen’e ilgisi son dönemde artan ve geçen hafta Mars yolculuğunun simülasyonu için 6 gönüllünün 520 gün süreyle kapatıldığı uzay aracı kopyasından çıktığı Rusya, son başarılı gezegenlerarası uzay programını,  1986’da Venüs’ü ve Halley kuyrukluyıldızını keşif için gönderdiği Vega uzay araçlarıyla yerine getirmişti.


Uzay taksisi 2012'de uçacak!

NASA tarafından desteklenen bir proje kapsamında yedi kişilik uzay taksisi önümüzdeki yaz Uluslararası Uzay İstasyonu’na test uçuşu yapacak. ABD merkezli uzay ve havacılık firması Sierra Nevada Corporation tarafından üretilen “Dream Chaser” adlı uzay aracı, minyatür bir uzay mekiğine benziyor. Dream Chaser, ABD hükümetinin de desteğiyle özel sektör tarafından üretilen benzer dört uzay aracından biri.

Önümüzdeki yaz yapılması planlanan insansız test uçuşu, ya Kaliforniya’daki Edwards Hava Üssü’nden ya da New Mexico’daki White Sands Füze Deneysel Atış Sahası’ndan gerçekleştirilecek. Sierra Nevada firması, NASA ile yaptığı 80 milyon dolarlık kontratın yanı sıra 25,6 milyon dolar da teşvik aldı.

NASA, Sierra Nevada’nın yanı sıra Boeing, SpaceX, Sierra Nevada Corp. ve Blue Origin adlı Amerikan şirketleriyle de işbirliği yapıyor. NASA’nın Ticari Ekip Programı yöneticisi Ed Mango, 2016 yılının sonuna kadar uzay taşımacılık hizmetlerini bir veya birkaç özel şirkete vermeyi hedeflediklerini kaydetti. Kennedy Uzay Merkezi direktörü Bob Cabana, bir sonraki test uçuşunun ise 2021 yılında astronotlar eşliğinde yapılabileceğini belirtti.

Rusya’ya bağımlı

Uzay mekiği programına son veren NASA, şimdi Uzay İstasyonu’ya astronot göndermek için Rusya’ya bağımlı. Rusya, eğitim ve hizmet desteği dâhil kişi başı 50 milyon dolardan fazla para alıyor. Ancak NASA, uzay çalışmalarına son vermiş değil. Ticari taksi projesinin yanı sıra, Uzay İstasyonu’nun yörüngesi dışındaki astroidlere, Ay’a, Mars’a ve diğer hedeflere astronot ve kargo göndermek için ağır yük taşıyan füze ve kapsüller üzerinde çalışmalarını sürdürüyor.


Uzaya roketsiz çıkmanın yolunu bulmuşlar!

Amerikan Uzay ve Havacılık Ajansı’nın (NASA) ofislerinden birinde kokain bulundu. Kurum yetkilileri soruşturma başlattı. NASA sözcüsü, Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nin odalarından birinde, bir masa üstünde 4.2 gram ‘beyaz toz madde’ye rastlandığını söyledi. 7 Mart’ta bulunan ve risk tespiti için hemen laboratuvara gönderilen maddenin, ‘kokain’ olduğu ortaya çıktı.

Kokainin uzay üssünün hangi bölümünde bulunduğu ve personel üzerinde uyuşturucu testi yapılıp yapılmadığı hakkında bilgi vermedi. Ancak tesise nasıl ve kim tarafından sokulduğunu bulmak için soruşturma başlatıldığı ifade edildi.

Huffington Post’un haberine göre, çok sıkı güvenlik önlemlerinin uygulandığı NASA ofislerinde bu rastlanan ikinci ‘kokain’ vakası. Daha önce Ocak 2010’da Discovery uzay mekiğinin tutulduğu hangarda az miktarda kokaine rastlanmış, yürütülen gizli soruşturmanın sonuçları kamuoyuna açıklanmamıştı.

Pazartesi günü de uzaya gönderilen roketlerin ateşlendiği Kennedy Uzay Üssü’nün ateşleme rampasında çalışan bir mühendis düşerek hayatını kaybetmişti.  Bulunan kokain ile geçen gün yaşanan ölüm arasında bağlantı olup olmadığı hakkında yorum yapılmadı.

şlatıldığı ifade edildi.

Huffington Post’un haberine göre, çok sıkı güvenlik önlemlerinin uygulandığı NASA ofislerinde bu rastlanan ikinci ‘kokain’ vakası. Daha önce Ocak 2010’da Discovery uzay mekiğinin tutulduğu hangarda az miktarda kokaine rastlanmış, yürütülen gizli soruşturmanın sonuçları kamuoyuna açıklanmamıştı.

Pazartesi günü de uzaya gönderilen roketlerin ateşlendiği Kennedy Uzay Üssü’nün ateşleme rampasında çalışan bir mühendis düşerek hayatını kaybetmişti.  Bulunan kokain ile geçen gün yaşanan ölüm arasında bağlantı olup olmadığı hakkında yorum yapılmadı.

NASA: Dünya dışı yaşamın izini bulduk!

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) için çalışan bilim insanı Richard Hoover, uzayda yaşamın olduğuna ortaya koyan bulgular elde ettiğini açıkladı.
Hoover, Dünya’ya düşen gök taşlarının içinde çok küçük “uzaylı böceklerin” izine rastladığını belirtti. Astrobiyoloji uzmanı Hoover, Dünya’ya düşen en eski meteorların içinde, oksijen varlığında fotosentez yapabilen bakterilere benzerlik gösteren mikroskobik fosiller tespit etti.

NASA’nın Alabama eyaletinde bulunan Marshall uzay uçuş merkezinde yaptığı araştırmada, Hoover, elde ettiği fosillerin bazı özelliklerinin İspanya’nın Ebro Havzası’dan bulunan Titanospirillum velox adındaki bakteriye benzerlik gösterdiğini ifade etti.

BİLİNEN EN ESKİ FOSİLLERHoover, çalışması kapsamında Güneş Sistemi’ndeki en eski gök taşları olduğuna inanılan üç örnekten elde ettiği parçaları inceledi. Sonuç olarak, gök taşlarındaki fosillerin, gök taşları Dünya’ya düştükten sonra ortaya çıkmadığını gördü.

Cosmology dergisinde yayımlanacak araştırmada, fosillerde nitrojenin çok az bulunduğunu, ancak Dünya’da yaşamın oluşabilmesi için nitrojenin temel elementlerden biri olduğuna dikkat çekildi.

Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi’nden Rudy Schild, “Elde edilen bulgular hayatın her yerde var olduğunu ve Dünya’daki yaşamın başka bir yerden gelmiş olabileceğini gösteriyor” dedi.

Schild, “araştırma üzerinde her türlü görüşün ortaya konması için” 100 bilim insanını yeni bulgular üzerinde değerlendirmede bulunmaya çağırdı.

Cosmology dergisinde yer alacak araştırma, yarın yayımlanacak.

BU İLK BULGU DEĞİL

Hoover’ın araştırması, Dünya’daki yaşamın uzaydan gelen mikroorganizmalar tarafından başladığı teorisini yeniden güçlendirdi.

En son 1996 yılında, bir diğer NASA araştırmacısı David McKay, Antarktika’da bulunan bir gök taşında Dünya dışı yaşamın izine rastladığını söylemişti.

Söz konusu gök taşı, 1984 yılında bulunmuş ve Kızıl Gezegen Mars’tan geldiği anlaşılmıştı.

%d blogcu bunu beğendi: