Günlük arşivler: 26 Kasım 2011

Cilt kırışıklarını önlemenin yolları.

Cilt kırışıklıklarını önlemek veya var olan cilt kırışıklıklarını onarabilmek için, uygulayacağınız küçük adımlar, çok ciddi olumlu sonuçlar doğurabilir. İşte kırışıklardan kurtulmak için yapmanız gerekenler;

Cilt kırışıklıklarını önlemek için öncelikle cilt tipinizi öğrenmeniz gerekir. Yağlı cilt bakımı, kuru cilt bakımı, karma cilt bakımı hepsi ayrı ayrı yöntemlerle bakım ister. Cilt tipinizi öğrenmek için, alanında uzman bir güzellik merkezine giderek, gerekli cilt testlerini birkaç dakika da yaptırabilirsiniz. Cilt tipinizi öğrendikten sonra, düzenli olarak hafta 2 defa cildinize uygun cilt bakım maskesi uygulayarak, cildin yaşlanmasını geciktirebilir veya var olan cilt kırışıklıklarını derecesini azaltabilirsiniz.

Bunun için öncelikle her sabah kalktığınızda cilt tipinize uygun yüz yıkama jelleri ile yüzünüzü yıkayıp, ardından mutlaka cilt tipinize uygun nemlendirici krem sürmeli ve gece boyu uyku esnasında nem kaybeden cildinizi nemlendirmelisiniz. Akabinde gece yatmadan önce yine yüz yıkama jeli cildinizi temizlemeli ve cilt tipinize uygun kırışık önleyici cilt maskesini yüzüne uygulamalı ve bekleme süresi bittikten sonra ılık su ile yüzünüzü duruladıktan sonra mutlaka gece kremi için özel üretilmiş nemlendirici krem sürmelisiniz.

Cildi çabuk kırışan kişilere baktığınızda hepsinin ilk ortak noktasının kuru ciltlere sahip olduğunu görürsünüz. Zira kuru cilt en çabuk kırışan, çok çabuk yaşlanan cilt tipidir. Bu sebeple cildinizin ihtiyacı olan nem oranını mutlaka gerek nemlendirici kremler ile gerek faydalı besinler ile sağlamalısınız. Ayrıca gün içinde mutlaka 5 dakika yüz jimnastiği yaparak cildinizin elastikiyetini artırmalı ve böylece cilt kırışıklıklarına müsaade etmemelisiniz.

KADiNLARALEMi


 

Reklamlar

Nar’ın faydaları saymakla bitmiyor.

Günde bir bardak nar suyu tüketilmesinin sağlık açısından son derece önemli olduğu belirtildi.

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbı Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Coşkun Usta, “Nar, özellikle çocuklarımızın okul çağı dönemlerinde tüketilmesi gereken bir meyvedir” dedi.

Latince adı ‘Punica granatum’ olan narın diğer meyvelerden oldukça farklı, antik çağlardan beri bilinen mistik özelliklere de sahip bir meyve olduğunu söyleyen Prof.Dr. Coşkun Usta, narın ayurveda tıbbında eczane bitki olarak anıldığını ve antik çağlarda değişik hastalıklarda şifa amacıyla kullanıldığını hatırlattı. “Narın çok eski dönemlerde ishal, ağız yaraları, ülser tedavisinde kullanıldığına ait kanıtlar vardır” diyen Usta, günümüzde ise nar üzerine çok sayıda bilimsel çalışma yapıldığını dile getirdi.

Eldeki veriler ışığında narın kanser, kalp damar hastalıkları ve şeker hastalığı olmak üzere birçok hastalıkta kullanılma olasılığına sahip olduğunu anlatan Prof. Dr. Usta, “bu konularda oldukça ciddi ve kanıt düzeyi yüksek birçok bilimsel çalışma söz konusudur” dedi.

Narın temel olarak tohumu, suyu ve kabuk bölgesi olmak üzere 3 bölümden oluştuğunu bildiren Prof.Dr. Usta, her bir bölümde ayrı ayrı birçok yararlı maddeler bulunduğunu aktararak, sağlığa yararlı bu maddeler arasında flavonoidler, punusik asid ve elagik asidin yer aldığını söyledi. Prof.Dr. Usta, “Nar ayrıca, vitaminler ve kadınlık hormonu dediğimiz östrojenden oldukça zengin bir meyvedir. Bilimsel çalışmalara baktığımızda prostat kanseri üzerinde yapılan çok sayıda klinik ve hayvan deneyleri vardır, oldukça iyi sonuçlar elde edilmektedir” dedi.

Narın kolon ve meme kanseri üzerinde de olumlu etkiler oluşturduğuna dair kanıtlar söz konusu olduğunu belirten Usta, şunları söyledi: “Bunun yanı sıra damar sertliği, şeker hastalığı, kalp üzerine koruyucu etkileri mevcuttur. Yapılan başka bir bilimsel çalışmada yağ yaktığı gösterilmiş ve kilo verdirici etkisi üzerinde durulmaktadır. Erkeklerde nar suyu tüketilmesinin sperm sayısını ve kalitesini artırdığı da gösterilen kanıtlar arasındadır. Bizimde yaptığımız hayvan çalışmalarında nardaki bir etken maddenin damarlar üzerine gevşetici etkisinin olduğuna dair bulgularımız söz konusudur ve bu konudaki çalışmalarımız devam etmektedir”

Narın tüketilmesi sırasında alerjik reaksiyonların söz konusu olabileceğinin de unutulmaması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Coşkun Usta, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bütün bu bilgilerin ışığında mevsiminde günde bir bardak nar suyu tüketilmesinin vücudumuzda ne kadar olumlu sonuç doğuracağı ortadadır. Nar ülkemizde bolca yetişen ve oldukça ucuz bir meyve olarak özellikle çocuklarımızın okul çağı dönemlerinde tüketilmesi gereken bir meyvedir. Bir meyve ve sebze cenneti olan ülkemizin bu nimetlerinden faydalanmak vatandaşlarımız açısından oldukça şanslı bir durumdur.”

İHA

Adaçayı ile gribe savaş açın!

Kış mevsiminin etkilerini yoğun bir şekilde hissettirmeye başlamasıyla, insanlar ağız ve boğazda görülen iltihapların tedavisinde bitkilere başvurur.

Ancak doğada bulunan birçok bitki hastalıkların tedavisinde destek olabilmektedir. Bu yararlı bitkilerden en önemli biri de Adaçayı’dır. Özellikle bitkinin içerdiği uçucu bileşenlerin ağız ve boğazda yerleşen enfeksiyon ve iltihaplarda (farenjit, jinjivit gibi) yararlı olduğu bilinmektedir. Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada, Almanya’da yapılan bir bilimsel klinik çalışmada, boğaz ağrısı (akut viral farenjit) şikayetiyle hastaneye başvuran 286 kişiye üç gün süre ile gargara olarak adaçayı spreyi uygulandığını ve hastalarda boğaz ağrısı şikayetinde azalmanın görüldüğünü belirtiyor.

Yeşilada, çok yeni yayımlanan bir diğer klinik çalışmada ise, adaçayının ekinezya ile birlikte gargara şeklinde uygulandığında dezenfektan gargaradan daha etkili olduğu sözlerine ekleyerek şunları söyledi: “İsviçre’de hastanelere son üç gün içerisinde boğaz ağrısı şikayeti ile hastaneye başvuran 155 gönüllü üzerinde yürütülen bu çalışmada, bileşiminde ekinezya ve adaçayı içeren gargaranın beş gün süreyle günde 10 defa kullanılması ile üçüncü günden başlayarak etkili olduğu gözlenmiş. Deneyde paralel olarak bir başka grup hastada yürütülen çalışmada iki saat arayla ağıza uygulanan bir dezenfektan çözeltisinden daha yüksek etki bulunmuş. Bu bence çok dikkat çekici bir sonuç. Çünkü kuvvetli dezenfektan özelliğini bildiğimiz ve bazı yan etkileri bulunduğunu bile bile kullanmak zorunda kaldığımız klorhekzidinden bile daha etkili olduğunu belirtiyor.

Adaçayının bakteri ve virüsler üzerinde etkisini ortaya koyan çalışmalar bunlarla sınırlı değildir. Adaçayı yaprağı özütü ve ravent kökü özütü ile hazırlanan kremin bir başka virüs tipi olan ve dudaklarda uçuk enfeksiyonu etkeni üzerinde de etkili olduğu tespit edilmiş. Etkisinin virüs üzerinde etkisi bilinen bir ilaç olan asiklovir kadar kuvvetli olduğu bildiriliyor. Ülkemizde henüz gargara şeklinde hazırlanmış bir ürün bulunmadığından yoğun derişimli çay hazırlayarak uygulamanız mümkün.

Tıbbi adaçayı olduğunu bildiğimiz ve kalitesine güvenilir adaçayını satın alıp (poşet ise 2-3 adedini) kapaklı bir büyük fincana (150 ml) koyun. Taze kaynatılmış içme suyunu yaklaşık 80 dereceye gelinceye kadar bekletin ve bardağa dökün. Bardağın üzerini kapatıp 10-15 dakika bekletin. Boğazınızın dayanabileceği bir sıcaklığa gelince, şeker ilave etmeden ağzınıza alıp gargara yapabilirsiniz.

Ülkemizde zengin bir adaçayı çeşitliliği görülüyor; doksan kadar farklı türü doğal olarak yetişiyor. Halk arasında “adaçayı” haricinde farklı isimler ile de biliniyor; şalba, çalba, karaot, kutnu gibi… Özellikle üç yapraklı tipi (elma adaçayı; Salvia triloba) ülkemizin değerli bir ihraç ürünü. Ancak sağlık için yararlı özellikleri öne çıkan türü olan “tıbbi adaçayı” (Salvia officinalis) ülkemizde doğal olarak yetişmiyor. Bu nedenle, adaçayı için yabancı kaynaklarda belirtilen yararları ülkemizde bulunan diğer türlerden de aynı ölçüde beklememek gerekiyor. Piyasada paketlenmiş halde (süzen ambalajlı) pazarlanan adaçaylarından sadece bir kısmı tıbbi adaçayıyla hazırlanıyor. Bu firmalar adaçayını yurtdışındaki bazı büyük firmalardan sağlıyor. Dolayısıyla adaçayı satın alırken bu hususu gözönünde bulundurmakta yarar var.

Milliyet

Soğuk havalarda cildi korumanın yolları…

Soğuk ve sert havalara karşı alacağımız basit önlemler cildimizi koruyacaktır. İşte cildimizi korumak için yapılması gerekenlerler…

Yaz geldi ve geçti. Sıcak güneşli günlerin yerini artık soğuk ve kuru havaya sahip günler anlamaya başladı. Son bahardan sonra kış günden güne iyice kendini hissettirir oldu. Ruhumuzla birlikte bedenimizde bu değişimden etkilenmeye başladı. Özellikle cildimiz bize yavaş yavaş sinyaller verir hale geldi.

Sizde sabahları kalktığınızda cildinizde bir kuruluk hissetmeye başladınız mı? Birçok kadının bu soruya olumlu cevap verdiğini tahmin edebiliyorum. Özellikle çalışan kadınların gün içinde sürekli soğuk ve kuru havaya maruz kalmaları ya da iş gereği sıcak ve soğuk ortamlara girip çıkmaları ciltlerini olumsuz yönde etkilemektedir.

Cilt sürekli olarak soğuğa maruz kaldığında kuruma eğilimi göstermeye başlar. Hele birde zaten kuru bir cilde sahipseniz, bir süre sonra özellikle yüz ve el bölgelerinizde pul pul dökülmelerin meydana geldiğine şahit olursunuz. Bu durum çoğu zaman hayatın koşuşturmacası içinde çok da dikkate alınmaz. Ama aslında cildiniz size bir uyarıda bulunur. Nemsiz kaldığının sinyallerini yansıtır.

Hem soğuk hava şartları, hem girip çıktığınız ortamların sıcaklık derecelerinin değişiklik göstermesi hem de yaz mevsimine nazaran su içme alışkanlığınızın azalması nedeniyle en değerli giysiniz olan cildiniz susuz yani nemsiz kalır. Bu sebeple de kuruma eylemi gösterir. Peki, siz kadınlar nasıl çözümler uygulayarak bunun üstesinden gelebilirsiniz? Öncelikle en iyi nemlendirici olan su tüketimini tavsiye ediyoruz.

Kadınlar sıcak yaz günlerinde suyu daha fazla tüketirken. Soğuk kış günlerinde buna çok fazla ihtiyaç duymaz ve dolayısıyla gerektiği kadar su tüketmezler. Oysaki suyun kış aylarında cildiniz için özellikle tüketilmesi gerekir. Kuruyan cildinize içten yapabileceğiniz en iyi takviye budur. Dıştan yapabileceğiniz takviye ise cildinize uygun su bazlı bir nemlendirici krem kullanmaktır. Özelliklede evden çıkmadan önce yüzünüze ve ellerinize size uygun nemlendirici kremi uygulamalısınız.

İşte size tavsiye edilen iki basit öneriyi uygulayarak, hem içten hem de dıştan cildinizi sert kış şartlarına karşı, mevsimsel olarak korursunuz. Böylece hem cildiniz hem de siz rahat bir kış geçirmiş olursunuz.

(Kadınlaralemi)

Kanserli hastalarda kablosuz internete dikkat!

Kanserli hücreler üzerinde yapılan çalışma, kablosuz internetkullanımının kanserli hücre sayısını belirgin şekilde artırdığını gösterdi..

Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Tıp Fakültesi Biyofizik Bölümü’nde kanserli hücreler üzerinde yapılan çalışmada kablosuz internetkullanımının kanserli hücre sayısını belirgin şekilde artırdığı tespit edildi.

SDÜ Tıp Fakültesi Biyofizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Nazıroğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kablosuz internetkullanımının kanser hastaları üzerindeki etkisiyle ilgili bir araştırma yaptıklarını belirtti.

Yaklaşık bir yıl önce başladıkları araştırma kapsamında farelerden aldıkları kan kanserli hücreleri 1, 2, 12 ve 24 saat süreyle radyasyona maruz bıraktıklarını anlatan Nazıroğlu, daha sonra her kategoriden birer örnek alıp, inceleme yaptıklarını kaydetti.

İncelemeler sonunda, kablosuz internetin yaydığı ışınlara maruz kalan kanserli hücrelerin daha da çoğaldığını tespit ettiklerini vurgulayan Nazıroğlu, ”Kanser hastaların evlerinde kablosuz internet bulunuyorsa bundan bariz bir şekilde zarar göreceği hücreler üzerinde yaptığımız çalışmayla bilimsel olarak kanıtlandı. Radyasyona maruz kalan kanserli hücrelerin ne kadar maruz kaldılarsa o kadar çoğaldığını gördük” dedi.

Çalışma sonuçlarını Çin, Fas ve Edirne’de düzenlenen Biyofizik Kongresi’ndepaylaştıklarını kaydeden Nazıroğlu, çalışmanın uluslararası alanda büyük ilgi gördüğünü anlattı.

Kanserli hastaların kablosuz internet ortamından uzak durması gerektiğini bildiren Prof. Dr. Nazıroğlu, kanser hastalarının tedavilerinin de bu süreçten olumsuz etkileneceğine dikkati çekti.

AA

 

Migreni olanlara öneriler.

Migren hastalarının sürekli ağrı kesici kullanmak yerine, kafein içeren çay ve kahve gibi içecekleri tüketerek ağrıların azalmasını sağlayabilecekleri bildirildi.

Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Çağdaş Erdoğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, migren olarak adlandırılan ”günlük tekrar eden baş ağrılarının” genellikle hastalar tarafından ihmal edildiğini söyledi.

Migrenin dikkat edilmesi gereken bir hastalık olduğunu belirten Erdoğan, hastalığın tedavisinin sürekli olarak ertelendiğini, bunun doğru olmadığını dile getirdi.

Erdoğan, ”Tedavi sürekli erteleniyor. Ağrının alınan ağrı kesicilerle geçebileceği düşünülerek doktora başvurulmuyor. Ağrı geçer düşüncesiyle beklemek doğru bir çözüm değil. Çünkü, ağrı giderek artıyor ve dayanılmaz bir hal alıyor” dedi.

Migren hastalarının bazılarında ağrının geleceğinin, öncü diye tanımlanan belirtilerle önceden tespit edilebildiğini anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:

”Öncü belirtilerin görüldüğü hastalar, diğer hastalarımıza göre daha şanslı. Bu sayede önlemini önceden alabilme imkanı buluyor. Mesela ışık çarpmaları ve çizgiler gelmeye başlar. Migren hastalarında başlayan baş ağrısı yüksek ışık ve seste daha da artıyor. Eğer rahatsızlık başladıysa hastanın ışıktan ve sesten kendisini izole etmesi gerekiyor. Bir anda başlayan ağrı şiddetini artırarak devam edeceği için uyumayı öneriyoruz.”

Erdoğan, bu tür rahatsızlıklarda ağrı kesici kullanımını doğru bulmadıklarını da belirterek, ”Sürekli ağrı kesici kullanılmasını önermiyoruz. Koruyucu tedaviyle, günlük ihtiyaçmış gibi kullanılan ağrı kesici bağımlılığını azaltmaya çalışıyoruz. Migren ataklarında kafeini önerebiliriz. Kafein içeren çay, kahve gibi ürünler migren ağrısını azaltabiliyor. Migren için kafein içeren bazı ilaçlar da var. Kafein kan damarlarını daralttığı için baş ağrısını azaltabiliyor” diye konuştu.

AA

İSTANBUL’UN 15 GÜNLÜK HAVA DURUMU!

Pzt
12.03.2012
43° 37° 0.3 Inç 0 Inç yağmur ve çisenti 51° 38°
Sal
13.03.2012
44° 39° 0.1 Inç 0 Inç çeşitli sağanaklar 51° 38°
Çar
14.03.2012
47° 41° 0 Inç 0 Inç bulutlu ve güneşli 51° 38°
Per
15.03.2012
42° 39° 0.2 Inç 0 Inç yağmur ve çisenti 51° 38°
Cum
16.03.2012
43° 36° 0 Inç 0 Inç çeşitli sağanaklar 52° 39°
Cmt
17.03.2012
45° 42° 0 Inç 0 Inç parlak güneş ışığı 52° 39°
Paz
18.03.2012
57° 48° 0 Inç 0 Inç bol güneş ışığı 52° 39°
Pzt
19.03.2012
57° 50° 0 Inç 0 Inç parlak güneş ışığı 52° 39°
Sal
20.03.2012
60° 50° 0 Inç 0 Inç bol güneş ışığı 53° 39°
Çar
21.03.2012
61° 50° 0 Inç 0 Inç artan bulutlar 53° 40°
Per
22.03.2012
57° 50° 0 Inç 0 Inç bulutlu 53° 40°
Cum
23.03.2012
59° 50° 0 Inç 0 Inç güneşli 54° 40°
Cmt
24.03.2012
59° 50° 0 Inç 0 Inç bulutlu 54° 40°
Paz
25.03.2012
55° 51° 0 Inç 0 Inç bulutlu 54° 40°
Pzt
26.03.2012
59° 50° 0 Inç 0 Inç bulutlu ve güneşli

Bedelliye umut bağlayan çok kişi üzülecek!


Bedelli ve dövizli askerlikle ilgili tasarı bu hafta görüşülecek. Yasa tasarısında yer alan bu ayrıntılar ise,bedelliye umut bağlayan bir çok kişiyi üzecek.

 Bedelli ve dövizli askerlikle ilgili yasa tasarısı önümüzdeki hafta TBMM gündemine gelerek görüşülecek.

Sağlık muayenesinde fazla kilolu çıkması nedeniyle askerliği ertelenmiş bulunan yükümlüler, bedelli askerlik imkânındanyararlanamayacak.

Sağlık muayenesinde, TSK Sağlık Yeteneği Yönetmeliği’ndeki “Boya göre standart ağırlık çizelgesi” göz önünde tutuluyor. Yasa tasarısına ilişkin merak edilen diğer sorular ve yanıtları -mevcut haliyle- şöyle:

1- NE ZAMAN ÇIKAR
Tasarının salı günü TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmesi bekleniyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yasayı 15 gün içinde inceleyerek onaylayacak ya da Meclis’e geri gönderecek.

2- YAŞ HESABI
Yasa Resmi Gazete’de yayımlandığı gün; 30 yaşından gün almış olanlar bedelliaskerlik uygulamasından yararlanabilecek. Örneğin yasa 1 Aralık Perşembe günü yayımlanırsa, 30 Kasım 1982 tarihi ve öncesi faydalanabilecek.

3- YAŞINI BÜYÜTENLER
Yükümlünün askerlik çağına girmesinden (20 yaş) sonra yaptırdığı yaş büyütme işlemleri askerlik hizmetine etki etmeyecek.

4- FİRARİLER
Askerlik yaparken birliğinden firar edenler, hava değişimi veya izin tecavüzünde bulunanlar bedelli askerlikten faydalanamayacak.

5- TAKSİTİ ÖDENMEZSE
Bedelli askerlik uygulamasından faydalanıp taksit ödemesini yapmayanlar, askerlik hizmetini yapmamış sayılacak ve ilerleyen tarihlerde askere alınacak.

6- PEŞİNATI YATIRIP VAZGEÇEN
Peşinatı yatıran bir yükümlünün bedelli askerlik uygulamasından vazgeçme ve parasının iadesini isteme hakkı yok.

7- RESMİ GÖREVLİLER
Resmi görevle yurtdışında bulunanlar, yurtdışında çalışıp maaşı Türkiye’den ödenenler, diplomatik ve hizmet pasaportu sahipleri dövizle askerlikten yararlanamayacak.

8- YURTDIŞINDAKİ ÖĞRENCİ
“Dövizle askerlik” uygulamasından, yurt dışında öğrenci olanlar yararlanabiliyor. Ancak oturma veya çalışma izninin, öğrenciliğe bağlı olarak verilmemiş olması gerekiyor.

9- BURSLULAR
Herhangi bir kişi veya kurumdan burs alarak yüksek lisans veya doktora eğitimi için yurtdışına gidenler, dövizle askerlik kapsamına girmiyor.

10- KKTC’DEKİLER
KKTC’de çalışanlar dövizle askerlikten yararlanıyor. Ancak öğrencileriçin 8. maddeki şartlar geçerli.

‘ÇÜRÜK’TEN BEDELLİ TALEBİ

Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, çürüğe çıkarıldığı için askerlik yapamayanların bedelli talepleri üzerine çalışma başlattı. Yılmaz “Anadolu’da gençler, askerliği yapıp yapmadıkları sorulduğunda ‘çürüğe çıktım’ demek istemiyor. Bedelli de olsa askerlik yapmış sayılmak istiyor. O yüzden arkadaşlara talimat verdim. Çalışıyorlar. Eğer uygun olursa Genel Kurul’da değişiklik önergesi verilebilir” dedi.

habertürk

Roboböcekler geliyor!

ABD’de bir grup mühendis, yarı makine-yarı böcek organizmalardan oluşan bir ordu üretmeye çalışıyor.

Roboböceklerin gelecekte arama-kurtarma çalışmaları ve keşifler için kullanılması düşünülüyor.

Michigan Üniversitesi ekibi, Mikromekanik ve Mikromühendislik dergisinde yayınladıkları makalede bugüne dek pek çok uçan mikro alet geliştirildiğini ancak bunların böceklerin aerodinamik performansına ve manevra kabiliyetine yaklaşamadığını söylüyor.

Ancak böceklere kontrol mekanizmaları takılması için aşılması gereken bir engel var: Bunları çalıştıracak enerjiyi bulmak.

Bazı bilim adamları mini güneş panelleri önerse de, roboböceklerin ışık bulunmayan ortamlarda da çalışması gerekeceğini söyleyen ekip buna itiraz etmiş.

Bu nedenle çabalarını öncelikle gereken enerjiyi böceklerden bulma konusunda yoğunlaştırmışlar.

Geliştirdikleri titreşim enerjisi toplama cihazını, böceklerin kanatlarına yakın bir yere bağlamışlar.

Bu cihaz üç katmanlı, helezon şeklinde bir jeneratör.

Dıştaki iki katman PZT-5H denen bir maddeden yapılmış. Bu, mekanik baskı uygulandığında elektrik enerjisi üreten bir tür seramik.

İçteki katman ise jeneratöre dayanıklılık katan pirinç bir levha.

Araştırmacılar bu cihazı Yeşil Haziran Böceği denen bir türe yerleştirmiş.

En güçlü enerji kaynağı olan kanatlar cihazın yerleştirilemeyeceği kadar ince olduğundan ve bu, uçuş kapasitelerine zarar vereceğinden, kanada yakın olan göğüs kafesi seçilmiş.

Her biri 0,2 gramdan az ağırlıkta olan iki cihaz buraya bağlanmış ve 45 mikrovat enerji elde edilmiş.

Nerelerde kullanacaklar?

Amerikalı bilim adamları bu jeneratörün gelecekte bedenlerine elektrotlar, iletişim cihazları, mikrofonlar ve başka alıcılar yerleştirilmiş, uzaktan kumandalı bir roboböcek ırkına enerji kaynağı olmasını umuyor.

Ekip elektrotların ameliyatla sinir uçlarına, diğer cihazların ise “mikro sırt çantaları içinde” sırtlara yerleştirilmesini öneriyor.

Roboböcekler örneğin bir kazanın ya da felaketin hemen ardından, ulaşılması zor bölgelere gönderilecek.

Elde ettikleri bilgi kurtarma ekiplerine iletilerek planlama buna göre yapılacak.

Ayrıca keşif faaliyetleri, tehlikeli maddelerin kontrolü ve patlayıcı madde aramalarında bu böceklerin çığır açabileceği belirtiliyor.

Bilim adamları geçmişte de fareler, köpekbalıkları ve hamamböcekleri üzerinde çalışmalar yapmıştı.


Top Kaleyi Geçti mi Tartışmasına Son!

Yılların hayali sonunda gerçek oluyor!

“Olmalı”, “hayır olamamalı” tarışmalarıyla geçen yıllardan sonra bir hayal daha gerçek olmak üzere!

Futbola ufacık bir ilgi bile duyuyorsanız, “top kale çizgisini geçti mi, geçmedi mi?” tartışmalarından mutlaka haberdar olmalısınız. Dünya Kupası finalinde bile karşımıza çıkan, şampiyonu belirlemekte bile etkisi bulunan bu konu, yıllardır gündemde. Tüm dünya, “”topun kale çizgisini geçip geçmediğini, gol olup olmadığını anlayabilmek için teknolojiden yardım alınıp alınmayacağını tartışıyor.

Bugüne kadar genel kanı, futbolun içerisine teknolojinin bu kadar sokulmasının doğru olmayacağı yönündeydi. Ancak bu anlayış, sanırız tarih olmak üzere. İngiltere Futbol Federasyonu genel sekreteri Alex Horne, 2012 – 2013 sezonundan başlayarak, “kale çizgisi teknolojisinin” Premier League’de kullanılmaya başlanabileceğini duyurdu. “Hakemlerin bu durumlarda hata yapma ihtimali çok yüksek. Peki elimizde imkan varken, neden bu hataları yok etmiyoruz?” diyen Horne, teknolojinin ne şekilde çalışacağının ise henüz tam anlamıyla belli olmadığını söylüyor. Ama ihtimaller arasında teknolojiyi topla bütünleştirmek veya özel kameralar kullanma ağır basıyor. Bilindiği gibi “Hawk-Eye” adı verilen benzer bir teknoloji, uzun zamandır tenis maçlarında zaten kullanılıyor.

chiponline

%d blogcu bunu beğendi: