Günlük arşivler: 17 Kasım 2011

Türkiye’de dev rezerv bulundu

Yozgat’ta uranyum madeni rezervini tespit etmek için 39’uncu sondajı yapan şirket, Türkiye’nin tahmin edilenden çok daha fazla uranyum madenine sahip olduğunu ortaya çıkardı.

Yozgat’ın Sorgun ilçesinin Akoluk ve Mehmetbeyli köyleri arasındaki bölgede uranyum rezervi tespit etme çalışmaları yeniden başladı.

Bölgede 1 yıldan beri uranyum çıkarma çalışmalarını yürüten Adur Madencilik ŞirketiBasın ve Halkla İlişkiler Müdürü Sabri Duransoy, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bölgede 39’uncu sondaja başladıklarını, 38 sondajdan elde ettikleri bilimsel verilerin Türkiye’nin bilinenden daha fazla uranyum madenine sahip olduğunu ortaya koyduğunu söyledi.

Türkiye’de 3-4 bölgede uranyum madeninin varlığından söz edildiğini ancak en zengin uranyum madeninin Yozgat’ın Sorgun ilçesine bulunduğunun tespit edildiğini belirten Duransoy, şöyle konuştu:

”Burada bir ilki başarmaya çalışıyoruz. Bu zamana kadar 38 sondaj yaptık. Kısa bir ara verdikten sonra sondaj çalışmalarına yeniden başladık. Şimdi Yozgat’ın Sorgun ilçesine bağlı Akoluk, Temrezli ve Mehmetbeyli köyleri arasındaki bu arazide yeniden sondaja başladık. Burada bir ay zarfında 7 sondaj daha yapacağız. Sondaj çalışmaları için 3 yıl zaman ayırmıştık. 1 yılı doldu. 2yılın sonunda en kısa sürede buraya uranyum tesisi kurulur ümidindeyiz.”

-Rezerv tahminleri revize edilmeli-

Türkiye’nin en zengin uranyum yataklarının Yozgat’ın Sorgun ilçesine bağlı Akoluk, Temrezli ve Mehmetbeyli köyleri arasındaki bu bölgede bulunduğunu bildiren Duransoy, Maden Tetkik Arama (MTA) Genel Müdürlüğünce bundan 35 yıl önce bu bölgede uranyum arama çalışmaları yapıldığını, bu çalışmalarda uranyum varlığının tespit edildiğini kaydetti.

Duransoy, şöyle devam etti:

”Biz de onların tespiti üzerinden hareket ettik. Onların yaptıklarına ilave olarak sondajlar yaptık. Bugüne kadar yapılan sondajlarda Türkiye’nin uranyum rezervinin 9 bin ton civarında olduğu tespit edilmiş. Rezervlerin en büyük kısmının burada olduğunu tespit ettik. Aşağı yukarı bu bölgede 4 bin ila 4 bin 500 ton civarında uranyum bulunduğu tahmin edilirken bizim yaptığımız 38 sondaj sonucunda bu bölgede 7 bin ton rezerv olduğu ortaya çıktı. Bu rezerv, ülke rezerv tahminlerini değiştiren bir gelişme. Dolayısıyla bu durum Türkiye’de rezerv tahminlerini yeniden revize etmezimizi gerektiren umutlu bir gelişme. Bütün bu havza için düşünülen 4 bin ton rezervin neredeyse bir kat üstüne çıkmış olmak madencilik bakımından çok önemli bir gelişme. Onun için çalışmalarımızı biraz daha hızlandırdık. Bir ay sonra ikinci etap sondaj çalışmalarımız da sona erecek. Ortaya çıkacak veriler sonucunda fizibilite raporu hazırlanacak. Fizibilite raporuna göre ilçeye üretim tesisi kurulup kurulmayacağına karar verilecek. Üretim tesisinin kurulması çok uzun zaman almaz. Fakat üretim tesisinin ne şekilde kurulacağını, kaç yıl çalışacağını, kapasitesinin ne olacağını bize fizibilite raporları gösterecek.”

-Yozgat’ın uranyumu nükleer santrallerde kullanılabilir-

Bölgeden çıkarılan uranyumun Mersin’de ya da Sinop’ta kurulması planlanan nükleer santrallerde yakıt olarak kullanabileceğini belirten Duransoy, ”Hükümetin çok önemli ve faydalı bir kararı ile Türkiye’de nükleer santral kurulması kararlaştırıldı. Buradan bir uranyum çıkarsa neden kurulacak bu nükleer santrallerde kullanılmasın? Kendi toprağımızdan çıkacak uranyum pekala o santralde kullanılabilir” diye konuştu.

-Önce çevre, sonra sondaj-

Sondajlarda çevreye önem verdiklerini ve köylülerle el ele vererek çalışmalarını yürüttüklerini belirten Duransoy, özel bir teknikle 150 metre derinlikten uranyum madenine ulaştıklarını kaydetti.

Uranyumun çıkarılabilmesi için 150 metre derinliğe inildiğini ve numuneler çıkarıldığını söyleyen Duransoy, şöyle konuştu:

”Bu kayaçlar özel kutulara konularak depolara götürülüyor. Orada mühendislerimiz kayaçları inceliyorlar. Kayacın içinde cevher var mı yok mu onun tespitini yapıyorlar. Daha sonra numuneler yurt içinde ve dışında laboratuvarlara incelemeye gönderiliyor. Bölgedeki tüm köylülerle uyumlu olarak, öncelikle çevreye maksimum saygı anlayışıyla çalışmalarımızı yapıyoruz. Tarlasında ekini olan, pancarı bulunan çiftçinin rızasını alıp sondaj alanında ne kadar ürününe zarar verdiysek bunu tanzim ederek çalışmalarımızı yürütüyoruz. Köylü kardeşlerimiz çalışmalarımızdan çok memnunlar. Burada kurulacak tesiste 150-200 istihdam öngörülüyor. Bu da bu memleketin çocuklarının yararlanabileceği bir yatırım olabilir.”

-”35 yıllık rüyamız gerçek oluyor”-

Sorgun Belediye Başkanı Ahmet Şimşek de ilçede uranyum madeni bulunduğunu 35 yıl önce MTA’nın yaptığı sondaj çalışmalarıyla öğrendiklerini ancak madenin bugüne kadar çeşitli nedenler ileri sürülerek çıkarılamadığını söyledi.

Şimşek, ”Ülkemizin artık mutlaka enerji sorununa çare bulması gerekiyor. Tüm gelişmiş ülkeler nükleer enerji santralleri kurarken bizlerin bunlardan yararlanmaması doğru değil. Bu nedenle bu çalışmaları çok yerinde ve doğru buluyorum. Çalışmaları yakından takip ediyorum. Köylüler de bu durumdan memnunlar. 35 yıllık rüyamız gerçek oluyor. Uranyum tesisi kurulursa ilçemiz çok daha gelişecektir” diye konuştu.

Reklamlar

Erdoğan Time’a kapak oldu!

Başbakan Erdoğan, Time dergisinin 28 Kasım’da yayınlanacak olan sayısına kapak oldu.

Güncelleme:18 Kasım 2011 00:02

TIME dergisi bu haftaki kapak haberinde, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın başarı hikayesini ve Ortadoğu ülkelerinde ‘en karizmatik lider’ olarak görülmesine yer verdi. Bobby Ghosh imzalı “Erdoğan’ın yolu” başlıklı kapak haberde, “Türkiye’nin İslami kökenli lideri, demokratik, seküler ve Batı yanlısı ülkesini küresel bir güç merkezi yapmayı başardı.” denildi.

Mübarek’in devrilmesinden sonra Mısır’ın başkenti Kahire’ye resmi bir ziyaret düzenleyen Erdoğan’ın burada krallar gibi karşılandığı anlatılarak başlayan haberde, Erdoğan’ı karşılamaya gelen Mısırlı halkın bir kısmının “Erdoğan! Erdoğan! Gerçek bir Müslüman ve korkak değil!” sloganı atarken, diğer bir kısmının ise, “Türkiye ve Mısır tek yumruk!” şeklinde Türk lideri karşıladıklarına dikkat çekildi.

Totaliter rejimlerde ülkeye üst düzey bir ziyaretçi geldiğinde suni bir kalabalık oluşturularak tezahürat yaptırıldığını, ancak Mısır’ın geçici yönetiminin Erdoğan geldiğinde buna ihtiyacı olmadığı kaydedilen haberde, “Çünkü Türk liderin namı tüm Arap dünyasını sarmış durumdaydı.” sözlerine yer verildi.

2010 yılında Maryland Üniversite’sinin Araplar arasında yaptırdığı bir ankette Erdoğan’ın ‘en çok imrenilen dünya lideri’ sonucu çıktığını hatırlatan Time dergisi, Arap gençlerin Erdoğan’ı despot liderlere karşılık örnek lider olarak gösterdiğinin altını çizdi.

Erdoğan’ın halklar tarafından coşkuyla karşılanmasının sadece Mısır’la sınırlı kalmadığı, Libya ve Tunus ziyaretlerinde de aynı coşkulu kalabalığın Erdoğan’a sevgi gösterisinde bulunmak için meydanları doldurduğu belirtilen kapak haberde, bu ziyaretler sonrası Birleşmiş Milletler için gittiği New York’ta Erdoğan, Obama’nın Ortadoğu politikalarını sert şekilde eleştirmesine ve İsrail ile diplomatik kriz yaşanmasına rağmen, ABD lideri tarafından ‘muhteşem liderlik’ sergilediği için övgüyle karşılandığı hatırlatıldı.

Time, Erdoğan’ın iktidarlığı süresince Türkiye’yi uluslar arası arenada itibarlı hale getirdiğini, ‘herşeye gücü yeten’ ordusunu dizginlediğini, başarılı ekonomik politikaları sonucu kişi başına düşen milli geliri 3 kat arttırdığını, yatırımcının önünü açtığını ve çoğunlukla ‘Batılı duruşunu’ devam ettirdiğini belirtti.
Ünlü dergi, Ortadoğulu hayranları Erdoğan’ın başarılı olmasını partisinin dini değerler üzerine kurulu muhafazakâr olmasına bağlarken, Türk liderin Batılı hayranları ise bu durumu, politik İslamın moderniteyle çelişmediği şeklinde yorumladığını iddia etti.

‘Türkiye demokrasi modelinin’ Arap Baharı ülkelerince uygulanması konusunda Erdoğan’ın kafasının ‘karışık’ olduğunu savunan TIME, “New York seyahati sırasında dergimize yaptığı açıklamada Erdoğan, ‘Eğer yardım etmemizi isterlerse, ihtiyaçları olan bütün gereksinimleri sağlarız.’ demişti. Daha sonra ise ‘Sistemizi ihraç etme gibi bir manteliteye sahip değiliz.’ şeklinde konuşmuştu.” sözlerine yer verildi.

Erdoğan’ın görüştüğü Arap Baharı liderlerine ‘İyi bir Müslüman olun ancak anayasanız Türkiye’ninki gibi laik olsun’ mesajını verdiğine vurgu yapılan manşet haberde, AK Parti liderinin Mısır TV’sine verdiği mülakatta da, Laiklikten korkmayın, çünkü laik olmak din düşmanı olmak demek değildir.’ tespitinde bulunduğu kaydedildi.

Erdoğan’ın Mısır’da yaptığı bu açıklamaların başta Müslüman Kardeşler olmak üzere toplumun bir kesiminde ‘şok etkisi’ yaptığı ifade edilen haberde, bundan dolayı laik demokratik köklere sahip olan Anadolu Müslümanlık modelinin, laiklik ve demokrasinin henüz anlaşılamadığı Mısır gibi ülkelerde kolaylıkla uygulanamayacağını gösterdiği savunuldu. Haberde ayrıca, The Center for American Progress’den Türkiye uzmanı Michael Werz’in ‘AK Parti, Arap partileri için ilham kaynağı olabilir ancak bir model olamaz.” tespitine yer verildi.
Bobby Ghosh yazın Kahire’de bulunduğu sırada, Mısır Müslüman Kardeşler’in bir numaralı liderlerinden Essam Erian’ın kendisine, ‘Erdoğan takım elbise giyer aynı anda camide ibadetini de ihmal etmez. Bu bizim için de cazip bir şey.’ söylediğini belirtti. Ghosh, Tunus En-nahda partisi liderlerinden Abdulhamid Jlassi’nin de, ‘Erdoğan bizim dilimizden konuşuyor. Bu yüzden ne zaman bir şeyler söylese, dinliyoruz.’ söylediğini aktarıyor.

TIME’DA 8. TÜRK
Özellikle dünyada büyük ses getirmiş veya önemli roller oynamış kişilerin yer aldığı kapaklarıyla dünya gazetecilik tarihine zaman zaman damga vuran Time dergisi bugüne kadar kapağını 7 Türk’e ayırdı. Bunlar arasında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Atatürk iki defa Time dergisine kapak oldu. Başbakan Erdoğan ise Time dergisine kapak olan 8. Türk olarak tarihe geçti.


türkiyelikobi

Kobiler türkiyeli kobiyle daha da büyüyecek.Artık her işyerinin kendi internet sitesi olacak.Sadece bulunduğu bölgeye değil tüm dünyaya hitap edecek.

http://www.turkiyelikobi.com/

https://www.facebook.com/turkiyelikobi?sk=wall

Louis Daguerre

Louis-Jacques-Mandé Daguerre (d. 18 Kasım 1787 – ö. 10 Temmuz 1851), Fransız sanatçı ve kimyagerdir ve bir çeşit fotoğrafik görüntü elde etme yöntemi olan dagerreyotipi adlı buluşu ile ünlenmiştir.

Daguerre Cormeilles-en-ParisisVal-d’OiseFransa‘da doğmuştur. Mimarlık, tiyatro tasarımı ve manzara resmi üzerine eğitim almıştır. Kendini daha çok tiyatro çizimleri üzerine geliştirmiştir ve tiyato tasarımları konusunda büyük üne kavuşmuş ve 1822 Temmuzunda Paris‘te açılan Diorama‘yı yaratmıştır.

1837 yılında dünyanın ilk kalıcı fotoğrafını geliştiren Joseph Nicéphore Niépce ile bu buluşundan iki sene sonra birlikte çalışmaya başladı. Birlikte dört yıldır çalışmaktaydılar ki Niépce niden 1833 yılında öldü.

Daguerre, mükemmelleştirdiği dagerreyotipiyi yıllarca süren çalışmalarının ardından 1839 yılındaFransız Bilimler Akademisi ile birlikte o yılın 7 Ocağında tanıttı. Dönemin Fransız Hükümeti, Daguerre’den bu buluşun patentini isteyerek, buluşu tüm dünyanın serbestçe kullanımına açtılar.

Daguerre ve Niépce’nin oğlu bu buluşun detaylarını tüm dünya ile paylaşmaları karşılığında ölünceye kadar destek aldılar.

Daguerre Paris‘e 12 km uzaklıktaki Bry-sur-Marne‘te hayatını kaybetti.

3 rakip aynı koltukta!

Samsung, Sony ve Panasonic… Her fırsatta didişen bu 3 dev, bakın hangi konuda bir araya geliyor!

Dünyanın en büyük teknoloji firmalarından Samsung, Sony ve Panasonic, güçlerini birleştiriyor. Aralarındaki farkları bir kenara bırakan devler, Full HD 3D gözlüklerin standartlaşması için birlikte hareket edecek.

Sony’den yapılan açıklamada konuyla ilgili bir lisans programı üzerinde çalışıldığı dile getirilirken, bu ortak çalışma sayesinde 3D ekran, 3D senkronizasyon vericileri, 3D Active Shutter gözlükleri veya bu ürünler içinBluetooth yongaları üretenler, Full HD 3D Gözlük teknolojisini kullanan ürünleri geliştirmeye ve üretmeye başlamak için lisans alabilecek.

Tüketiciler 3D TV ve 3D gözlük gibi özel logoları olan ekranları görerek bu teknolojilerin hangi cihazlarla uyumlu olduğunu görebilecek.


Yepyeni bir YouTube geliyor!

YouTube tasarımını yeniliyor!

YouTube’un baştan aşağı yenilenmek üzere olduğunu biliyor muydunuz? İşte yeni tasarım…

İnternetin en popüler video sitesi YouTube’un tasarımında bir yeniliğe gittiği anlaşıldı. Yeni tasarımın Google+ ileönemli bir bağının olacağı söyleniyor.

The Next Web’in farkettiği yeni tasarım, şu an kullanıcıların büyük çoğunluğuna sunulmamış durumda. Google’ın yeni özellikleri kullanıcıların sadece belirli bir bölümüne açarak sınamasına daha önceden de alışkınız. Google Reader ve Gmail’deki görsel yeniliklerin ardından YouTube’un yenilenmesi de beklenen bir gelişme olabilir.

The Next Web’de paylaşılan ekran görüntülerinde arkadaşların paylaştığı videoları (muhtemelen Google+ çevrelerindeki arkadaşların) belirgin bir şekilde görmek mümkün. Benzer şekilde kanal üyelikleri de sayfanın sol tarafında göze çarpan bir şekilde görüntüleniyor.

YouTube logosuna tıklandığında ise The News Web’e göre bir kılavuz sayfasına yönlendiriliyorsunuz. Ancak bu sayfa şu an boş.
YouTube,internet,video,müzik


Türklerden bir ilk daha!

Türk şirketten 65 inç’lik dev Android tablet!

Türkiye’nin teknoloji alanında pek bir şey geliştirmediğini düşünenlere tokat gibi bir cevap geldi!

Ardic adındaki bir Türk teknoloji şirketinin meydana getirdiği, 65 inç’lik dev bir ekrana sahip Honeycomb “tablet”, internette ortaya çıktı.

YouTube’da videosu yayınlanan ve Engadget gibi bazı teknoloji sitelerinde haberine yer verilen prototip, gücünü 10 inç’lik bir Honeycomb tabletten alıyor. Tabletin bağlı olduğu 65 inç’lik LCD ise 1080p çözünürlüğü destekliyor, çimdikleyerek yakınlaşma gibi işlevler sunuyor. Ekranşu an sadece iki parmağı algılasa da çoklu dokunmatik desteğinin yolda olduğu söyleniyor.

Türk geliştiricilerin Android’i 1080p çıktı verecek şekilde başarıyla özelleştirdikleri göze çarpıyor. Şirket, bu ürününde oldukça ciddi ve onun eğitim ve kurumsal alanlara verimliliği artıracağını, iyi bir alternatif olacağını düşünüyor. Şirketin planları arasında, bir cep telefonuyla çalışan dev bir ekran da var.

İşte bir Türk şirketi tarafından meydana getirilen, 1080p destekli 65 inç’lik dev Android Honeycomb tablet!


iPhone’un pili yetmiyorsa…

iPhone’unuzun pil ömrünü uzatın!

Sizin de iPhone’unuzun pili çabuk tükeniyorsa bu ipuçları ve cihazlarla pil ömrünü uzatın!

iOS 5.0.1 güncellemesi pil sorununuzu çözmediyse veya iPhone’unuzun pil ömrünü uzatmak istiyorsanız, bu konuda yapabileceğiniz birkaç şey var. İşte pilinizin daha uzun dayanmasını sağlayacak bazı ipuçları.

Push e-postayı kapatın: Bu sayede cihazınızın yeni e-postaları sürekli olarak beklemesini iptal edebilirsiniz. Yeni bir e-posta geldiği saniyede uyarılmayacaksınız, ancak bu işlem size pilden kazandıracaktır.

Konum hizmetlerini kapatın: Bu sayede cep telefonunuzun pilinden biraz olsun tasarruf edebilirsiniz.

Gereksiz uyarıları kapatın: Her uyarı aldığınızda cihazınızın ekranı açılır. Bu, güç gerektiren bir işlemdir ve muhtemelen her uygulamanın uyarılarıyla karşılaşmak istemiyorsunuzdur. iPhone’unuzun uyarı ayarlarına gidin ve önemsemediğiniz uygulamaların uyarılarını kapatın.

Bu çözümler size yetmiyorsa

Bahsettiğimiz işlevleri kapatarak pil ömründen biraz olsun tasarruf etmeniz mümkün. Ancak hem tüm bu özellikleri kullanmak hem de uzun bir pil ömrüne sahip olmak istiyorsanız hala birkaç seçeneğiniz var.

Harici bir pil satın alın: Mophie Juice Pack gibi harici bir pil, iPhone’unuzun pil ömrünü yaklaşık iki katına çıkaracaktır. Boyutu biraz büyük olsa da, sunduğu pil ömrü için değebilir.

Ek şarj cihazları satın alın: Bu sayede nerede olursanız olun cebinizi şarj edebilirsiniz. Bu sayede ister arabanızda, ister masanızda, ister yatağınızda cebinizi şarj edebilirsiniz.


Ve resmen Abdullah Avcı!

TFF, A Milli Takım Teknik Direktörü olarak Abdullah Avcı ile resmen anlaştı.

TFF Yönetim Kurulu, bugün İstanbul’da yaptığı toplantıda A Milli Takım Teknik Direktörlüğü görevine Abdullah Avcı’nın getirilmesi konusunda görüş birliğine vardı. Abdullah Avcı ile 31 Mayıs 2015 tarihinekadar geçerli olacak sözleşme imzalandı. Abdullah Avcı, en üst teknik adamlık lisansı olan Pro-Lisans’a sahip.

SİZCE ABDULLAH AVCI DOĞRU KARAR MI? (TIKLAYIN)

MEHMET ALİ AYDINLAR: “YENİ DÖNEM BAŞLIYOR”

Abdullah Avcı’nın imza töreninde konuşan Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar, 9 Eylül’de açıkladığımız yeniden yapılandırma doğrultusunda adımlar atıyoruz. Ekim ayında Genç MilliTakımları, A Milli Takıma bağlamıştık. Bugün de Abdullah Avcı’nın A Milli Takım Teknik Direktörü olduğunu sizlerle paylaşıyoruz” dedi.

Abdullah Avcı’nın kariyerinde Avrupa Şampiyonluğu ve dünya dördüncülüğü bulunduğunu belirten Başkan Aydınlar, “Abdullah Hoca bu görevi hak etti. Kendisi bu görevi aldı. Çok büyük başarılara imza atacağımıza inanıyorum. Süreçteki yardımlarından dolayı Büyükşehir Belediyespor Kulübü’ne de teşekkür ediyorum. Son olarak Guus Hiddink’e de sözleşme feshinde gösterdiği işbirliğinden dolayı teşekkür ederim” diye konuştu.

ABDULLAH AVCI: “ÖNEMLİ ATILIMLAR GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ”

A Milli Takım Teknik Direktörlüğü’nün çok onurlu ve bir o kadar da sorumluluk gerektiren bir görev olduğunu belirten Abdullah Avcı, “Böyle bir göreve layık görülmekten çok mutluyum. Önemli atılımlar gerçekleştireceğiz. Bunları da kamuoyu ile paylaşacağız” dedi. Abdullah Avcı ayrıca son 5,5 senesini geçirdiği İstanbul Büyükşehir Belediyespor camiasına da katkılarından dolayı teşekkür etti.

BAŞARI VE İSTİKRARIN SİMGESİ ABDULLAH AVCI

Abdullah Mucip Avcı. 31 Temmuz 1963 İstanbul doğumlu. Ailesi aslen Rizeli. Türk futbolunda oyunculuk ve teknik direktörlük olmak üzere çeşitli kademelerde görev aldı. Halen İstanbul Büyükşehir Belediyespor’u çalıştırıyor. İstanbul ekibindeki son 5 yıldaki istikrarlı çıkışıyla adından sıkça söz ettiren Avcı istikrar ve başarının simgesi olarak, A Milli Takım’ın yeni teknik patronu oldu.

Adı yıllardır Galatasaray’ın teknik direktörlüğü için geçen Abdullah Avcı, şimdi daha önemli bir göreve adım atıyor. Taraftarı, stadı olmayan Büyükşehir Belediyespor’la inanılmaz başarılara imza atan, oynattığı güzel futbolla taraflı tarafsız herkesin takdirini kazanan Avcı, Hollandalı teknik adam Guus Hiddink’ten boşalan A Milli Takım teknik direktörlüğü koltuğuna oturacak.

Futbol kariyerine Vefa’da başlayan daha sonra sırasıyla Fatih Karagümrük, Rizespor, Kahramanmaraşspor, Bakırköyspor ve Kasımpaşa formaları giydikten sonra 1991/1992 sezonunda İstanbulspor’a transfer oldu. Futbolculuk kariyeri boyunca en uzun süre İstanbulspor forması giyen Abdullah Avcı, 1998/1999 sezonunda futbola başladığı Vefa’da yeşil sahalara veda etti.

TEKNİK DİREKTÖRLÜK KARİYERİ

Abdullah Avcı futbolculuk kariyerinden ziyade ismini duyuracağı teknik direktörlük macerasına ise 1999/2000 sezonunda İstanbulspor’da başladı. İstanbul ekibinde 2004 yılına kadar antrenörlük ve PAF takımı teknik direktörlüğü yapan Avcı, tüm Türkiye’ye adını ilk olarak aynı yıl duyuracaktı. Önce 2004/2005 sezonunda Galatasaray PAF Takımı’nı çalıştıran Abdullah Avcı, aynı dönemde göreve geldiği Türkiye 17 Yaş Altı Milli Takımı’nı 1 yıl sonra Avrupa Şampiyonu yaparken, aynı takımla kısa süre sonra Dünya Gençler Şampiyonası’nda da yarı final oynadı.

İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESPOR İLE GELEN İSTİKRAR VE BAŞARI

2006 yılında Milli Takımlardaki görevinden ayrılarak İstanbul Büyükşehir Belediyespor’da teknikdirektörlük görevine başladı. Bu başlangıç Abdullah Avcı için istikrar, başarı ve büyük bir saygınlık getirecekti. 2006-2007 sezonunda ikinci ligde sezonu 2. sırada bitiren İstanbul Büyükşehir Belediyespor, 2007-2008 sezonunda ise o dönemki adıyla Turkcell Süper Lig’e yükselerek büyük bir sükse yaptı. Taraftarı ve stadı olmayan bir takımı Süper Lig’e çıkarma başarısı gösteren Abdullah Avcı başarısının tesadüf olmadığını Süper Lig’deki ilk maçında Fenerbahçe’ye karşı 2-0 kazandıkları karşılaşmada bir kez daha gösterecekti.

ADI HEP GALATASARAY İLE ANILDI

Abdullah Avcı ismini son yıllarda taraftarlar hep Galatasaray’la birlikte anacaklardır. Zira, kendisi son yıllarda büyük sıkıntılar yaşayan ve başarısız sonuçlar alan Sarı-kırmızılı takım tarafından istenmesine karşın bu teklifleri geri çevirecekti. Avcı’nın yönetimindeki İstanbul Büyükşehir Belediyespor SüperLig’in 2007-2008 sezonunu 12. sırada, 2008-2009 sezonunu 9. sırada, 2009-2010 sezonunu 6. sırada, 2010-2011 sezonunu ise 12. sırada tamamladı.

TÜRKİYE KUPASI’NDA FİNAL OYNADILAR

Abdullah Avcı yönetimindeki İstanbul Büyükşehir Belediyespor kulüp tarihinin en büyük başarısına da geçtiğimiz sezon (2010/2011) imza attı. Belediyespor, tarihinde ilk kez Türkiye Kupası’nda finale kadaryükseldi. Tarihinde ilk kez Ziraat Türkiye Kupası’nda finale yükselen Büyükşehir Belediyespor, play-off turunda Dardanelspor’u 1-0 yendi. D Grubu’nda Bursaspor, Karşıyaka, Kasımpaşa ve Kırıkhanspor ileeşleşen Büyükşehir Belediyespor, grubu Kasımpaşa’nın ardından ikinci bitirerek çeyrek finale kaldı.

Çeyrek finalde Kasımpaşa’yı 0-0 ve 1-1 ile geçen Büyükşehir Belediyespor yarı finalde ise Gençlerbirliği ile kendi sahasında 1-1 biten maçın rövanşında 3-0 galip gelerek finale yükseldi. Avcı ve öğrencileri 11 Mayıs 2011 Çarşamba günü Kayseri Kadir Has Stadı’nda Beşiktaş ile Ziraat TürkiyeKupası finalinde mücadele ettiler. Büyükşehir Belediyespor, normal süresi 2-2 biten maçta rakibinepenaltı atışları sonunda 4-3 yenildi ve kupayı rakibine kaptırdı. Ancak Belediyespor’un birçok güçlü vefavori takımı geride bırakarak zorlu maratonda finale kadar yükselmesi ve Beşiktaş’a finalde penaltılarla kaybetmesi Belediyespor’un ve doğal olarak da Abdullah Avcı’nın da yıldızını parlattı.

Et suyuyla suikast olur mu?

Eski savcı Gültekin Avcı’dan, Kozinoğlu’nun şüpheli ölümüyla ilgili, bir suikast tekniğini aktardı. Yapılan yorum ise şu: 50 savcı ve adli tabip gelse ölüm sebebini bulamaz!

Gültekin Avcı’nın köşe yazısı

Öldürme teknolojileri ve Kozinoğlu

Yıl 2004.
Cumhuriyet Savcısı olarak görev yaparken, saygı duyduğum 50 yaşlarında siyasal menşeli bir istihbaratçı ağabeyimle bir mevkide hasbıhal ediyordum.
Konuşurken ona “Bir kitap yazma hazırlığı içindeyim” dedim. (Bu kitaptan sevenlerimin yoğun ısrarları üzerine vazgeçtim.)
İnfialle bana dedi ki:

“Sakın ağabeycim, böyle bir şey yapma!”
Israrla sebebini sorduğumda fevkalade müteessir bir şekilde şöyle dedi:
“Yapma! Bak sen savcısın. Farklısın. Seni bir gece görev yaptığın yerden bir ekip alır. İl merkezinde ….. mevkiinde bir yapı var. Oraya götürürler.”
(Orayı hatırladım.)
-İşte orası Batı Çalışma Grubu’nun sorgu merkezidir. Seni sorgularlar. Sonra da diğer kimyasalları bir tarafa bırak en basitinden ….. dedi ve sustu.
Yüzünde “bunu söylemeli miyim” kararsızlığını izhar eden derin çizgiler belirmişti.

Et haşlama suyu

Heyecanla “Evet ağabey” diyerek devam etmesini istedim.
“Et haşlama suyunu bilir misin” dedi.
Şaşırmıştım.
“Evet” dedim.
Devam etti.
“Sorguladıktan sonra beline et haşlama suyu şırınga ederler. 50 tane savcı ve adli tabip gelse ölüm sebebini bulamaz!”
Şoke olmuştum.
“Böyle mi ve hâlâ mı” diye sordum.
Başını öne eğdi.
4-5 yıl önce yayınlanan Genelkurmay Cumhuriyeti isimli kitabımda mevcut bir hatıraydı bu.
Yüzlerce ölüm şekli ve ceset inceleyen birisi olarak “otopside bulgu vermeyen” böyle farmakolojik bir tasfiye operasyonunu hiç duymamıştım.
Et haşlama suyu bele veya omuriliğe enjekte edildiğinde böyle bir etki doğurur mu bilmiyorum doğrusu.
Ama kesin olan şu ki, öldürme teknolojileri bilimin ve istihbaratın gelişmesine paralel ilerliyor.

Adli mekanizma istihbarattan geridedir

Şunu unutmayın.
Teknolojik bir gelişme halkla paylaşılıyorsa, istihbarat teknolojisi onun en az 10 yıl ilerisindedir.
Bilimsel alanlardaki tüm teknolojiler öncelikle askeri ve istihbari tezgâhtan geçerler.
Derin yapıların tümü de istihbarat teknolojisiyle kucak kucağadır.
Merhum Prof. Haluk Nurbaki, faks cihazının icadıyla halkın kullanımına sunulması arasında insan ömrü kadar bir zaman dilimi vardır diyordu.
Komplo teorisi falan değil.
1974 yılında bilim adamı Kaznacheyev, ölümün uzak bir mesafeden ultraviyole ışınlarının nakledilmesiyle gerçekleştirilebildiğini ispatladı.
Yine aynı yıl Çek mühendis Robert Pavlita, böcekleri uzak bir mesafeden (1000 km) psikotronik cihazlarla öldürebildiğini gösterdi.
CIA, Pavlita’nın çalışmalarıyla ilgili rapor da hazırladı.
Dikkatinizi çekerim yıl 1974.
Bunları anlatırken Kozinoğlu bu şekilde bir operasyona maruz kaldı demiyorum.
Ama otopside bulgu vermeyen kimyasal maddelerin varlığı bir hakikatse, Özal ve Kozinoğlu’nun ölümü kaçınılmaz olarak farmakolojik tasfiye operasyonunu düşündürür.
Gerek elektromanyetik dalga harekâtı, gerekse ileri seviyede farmakolojik operasyonlarla yapılan tasfiyeleri çözebilecek bir adli teknolojimiz yok.
Kozinoğlu, özel harp geçmişiyle, MİT’teki ve devletteki Ergenekon/mafya networkunu çok yakından tanımasıyla Oda soruşturmasının en kilit adamıydı.
Yalçın Küçük ve Soner Yalçın’dan çok daha önemli bir adam.
Taşıdığı derin sırlarla Balyozcular’dan da kritik bir adam.
Bunlara bir de duruşmaya 10 gün kala ölmesini eklediğinizde şüphelerin yoğunlaşması kaçınılmaz oluyor.
Kozinoğlu’nun konuşması, en az 1, belki 2 Ergenekon iddianamesi daha demekti.
En önemlisi Ergenekon’un hâlâ diri olan askeri istihbarat ayağının çökmesi demekti.
Ama ileri yaşlarda psikolojik çöküntüyle ağır ve uzun süreli spor faaliyeti birleştiğinde enfarktüsün gelişebileceği adli tıbbın gerçeklerinden biri.
Hatırlarsanız Ergenekon tutuklusu Levent Ersöz’ün kanında, ‘et yiyen virüs’ün tespit edilmesini önleyen ve kalp krizine neden olan ilaç kalıntıları bulunduğu belirtilmişti.
Bu en azından bulgu veren bir kimyasal.
Sonuçta klasik otopsi sonucu yapılan organ analizlerinde bir şey çıkmazsa, Kozinoğlu’nun ölümü de “acaba” sorularıyla tarihteki yerini alacaktır.

BUGÜN

%d blogcu bunu beğendi: