Blog Arşivleri

ASELSAN’a ödül.

Tehditleri uzak mesafeden tespit eden termal kamera GÖZCÜ, ”Elektronikte Yenilikçi Ürün” ödülünü kazandı.

ASELSAN, Türkiye Elektronik Sanayicileri Derneği (TESİD) tarafından düzenlenen ”Yenilikçilik Yaratıcılık Ödülleri”nde, GÖZCÜ Elektro-Optik Sensör Sistemi ile ”Elektronikte Yenilikçi Ürün” ödülünü kazandı.

ASELSAN‘dan alınan bilgiye göre, TESİD tarafından her yıl düzenlenen TESİD Yenilikçilik Yaratıcılık ödülleri, Kadir Has Üniversitesi Cibali Kampüsünde düzenlenen törenle sahiplerine dağıtıldı. Türkiye’de ARGE çalışmalarının yazılım, donanım ve süreçler açısından özgün ürünler vermesini de teşvik etmek amacını taşıyan Elektronikte Yenilikçi Ürün Ödülü, ASELSAN tarafından geliştirilenGÖZCÜ Elektro-Optik Sensör Sistemine verildi.

Ödülü, ASELSAN Mühendislik Direktörü Ahmet Tahsin Özgül, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanı Tayfun Acarer’den aldı.

GÖZCÜ TERMAL KAMERA
GÖZCÜ, tehditlerin uzak mesafeden tespiti, tanımlanması, koordinatlarının belirlenmesi ve haberleşme birimleri üzerinden ateş destek unsurlarının yönlendirilmesi amacıyla, modern orduların taktik saha ihtiyaçlarını karşılamak üzere tasarlandı.

İçerisinde bir çok sensörü barındıran entegre bir termal kamera olan GÖZCÜ, personel tarafından kolayca taşınabilmesi sayesinde her tür görevde kullanılabiliyor.

Üstün elektro-optik yetenekleri bir arada sunan GÖZCÜ; yüksek çözünürlükte Termal Görüntüleme, Laser Mesafe Bulucu, Yer Konumlama Alıcısı (GPS), Sayısal Manyetik Pusula ve opsiyonel Laser Hedef Noktalayıcı birimlerini içeriyor. GÖZCÜ, gelişmiş gömülü yazılımı ile tüm hesaplama işlemlerini otomatik olarak, kullanıcı müdahalesine ihtiyaç duymadan gerçekleştiriyor.

Hareketli birliklerde veya üs bölgelerinde üçayak üzerine kurularak ya da elde kullanılabilen GÖZCÜ, geniş açıda arazi taraması yapma imkanı sunuyor. Tespit edilen muhtemel hedefler yüksek optik ve elektronik büyütme yeteneği ile kolayca tanımlanıp teşhis edilebiliyor. Laser Mesafe Bulucu ve diğer sensörlerden gelen bilgiler ile hedefin konum bilgileri hızlı ve hassas olarak bulunuyor.

Avrupa helikopterine Türk füzesi!

Dev helikopter üreticisi Eurocopter, önümüzdeki dönemde Türk füzelerini kullanacağını açıkladı.

Fransız, Alman ve İspanyol ortaklı şirketin ürettiği EC-635 helikopterler Aselsan’ın görüntüleme sistemleri ve Roketsan’ın “Cirit” roketiyle donatılacak. Küresel pazara da bu haliyle satılacak. Firmanın Avrupa pazarlama ve satıştan sorumlu Başkan Yardımcısı Thomas Hein, bu konuda Türk savunma sanayiine güvendiklerini söyledi. Savunma muhabirleriyle bir araya gelen Hein, proje ile ilgili bilgiler verdi.

Türkiye’den benzer başka ürünler almak istediklerini anlatan Hein, “Bunun için devam eden görüşmelerimiz var” dedi. Uzun zamandır bulundukları Türkiye ile ilişkilerde yeni bir adım atmayı istediklerini anlatan Hein, önümüzdeki dönem gerçekleştirmek istedikleri projeyle ilgiliolarak şunları söyledi: “Helikopterlerin silah sistemlerinin testlerini Güney Afrika’da yapıyoruz. Yeni hedefimiz bu süreci Türkiye’ye taşımak. Eurocopter olarak yeni mühendislere de ihtiyaç duyuyoruz. Bu konuda Türk üniversiteleriyle işbirliği yapmak istiyoruz.” Avrupa merkezli Eurocopter firması, yıllık 4,8 milyar Euro ciro yapıyor.

Öte yandan Eurocopter, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün alacağı 15 helikopterden oluşan ihalede İtalyan AgustaWestland ve Amerikan Bell firmalarıyla çekişiyor.

‘2014’te kendi uçağımızı uçuracağız’!

Dünya kalitesinin üzerinde görüntü alan İHA’larımız var ama üretimi yok çünkü…

Türk Hava Kurumu Üniversitesi Rektörü Ünsan Ban, Sincan Organize Sanayi Bölgesi’nde insansız hava aracı üreten bazı firmaların 2000 metreden dünyanın en kaliteli görüntülerini çektiğini söyledi. Koordinasyon eksikliğinden dolayı bu uçakların üretimine geçilemediğini kaydeden Ünsan Ban, Türkiye’nin, kendi zeplinlerini üretme noktasında büyük aşamalar kaydettiğini aktardı.

Rektör Ban, Türkiye’nin sınır bölgesinin güvenliğinin sağlanmasında da kullanılacak zeplinlerin, Temmuz-Ağustos aylarında uçurulacağını açıkladı. 2014 yılında üniversitenin kendi uçağını üretmeye hazırlandığını da açıklayan Rektör Ban, üniversitenin yeni nesil kanatlı uçak üretimi noktasında da projelerini Devlet Planlama Teşkilatı’na sunduklarını ve astronot yetiştirmeye başlayacaklarını da dile getirdi.

Türkiye’nin sertifika bağımlılığını azaltacakları bir çalışmaları olduğunu ifade eden Ban, “Üretilen uçaklara uluslararası alanda sertifika veren bir Alman firmasını satın alıyoruz. Sertifika konusundaki bağımlılığımız azalacak.” dedi.

Türk Hava Kurumu Üniversitesi, Türkiye’nin havacılık ve uzay bilimleri alanındaki ilk üniversitesi. Bu yıl eğitim ve öğretime açıldı. 60 öğrencisi bulunan üniversite, alanındaki, dünyada kurulan 37. üniversite. 4 havaalanı ve 80 hangarı olan üniversite, bu anlamda tek olma özelliğini elinde bulunduruyor. Üniversite, kurulduğu günden bu yana, Türkiye’nin önemli projelerinde şimdiden yer almaya başladı bile. Türkiye genelindeki önemli havacılık ve uzay bilimleri sanayisi ile ilgilenen firmalarla temasa geçen üniversite, öğretim üyeleri ve öğrencileri ile de Ar-Ge çalışmalarına katılıyor ve şimdiden ülkenin ihtiyaç duyduğu bir çok alanda faaliyet yürütüyor.

Üniversite hakkında bilgi veren Rektör Ünsan Ban, “Ar-Ge’de temel olarak yeni teknoloji geliştirmeye yönelik çalışmalar yapıyoruz. Önümüzdeki yıllarda, elektrik ve güneş enerjisi ile ilgili çalışmalarımız olacak. Butik bir üniversite olarak, amacımız, yeni teknolojileri geliştiren ve satan, satamasa da ürettikleri ile Türk sanayisine katkıda bulunan bir üniversite olmak.” şeklinde konuştu.

Gelişmiş ülkelerin gelişme sebeplerinin 3 temel alanda ilerleme kaydettiklerini aktaran Ban, bu alanların bilgi işlem, havacılık ve uzay ile ilaç sanayi olduğunu kaydetti. Prof. Ban, şöyle dedi: “Eğer bu sektöre de varsanız gelişmiş ülkeler arasında adınızdan bahsedilebilir. Türkiye’nin de havacılık ve uzay bilimlerinde yer alması için bu üniversite kuruldu. Üniversitemiz, havacılık ve uzay sahasında ihtiyaç duyulan personelin yetiştirilmesinin yanı sıra, aynı zamanda havacılık ve Ar-Ge alanındaki çalışmaları yürüterek, Türkiye’nin ihtiyacı olan uzay araçlarının, uçakların üretilmesine katkıda bulunacak.”

“ÇIKMA KANATLI UÇAK PROJEMİZİ DPT’YE SUNDUK”

Askeri ve sivil alandaki çalışmalara bir bütün olarak baktıklarını aktaran Ban, dünyada olsun Türkiye’de olsun birçok sektörün askeri sanayiden geliştiğini ifade etti. Prof. Ban, aynı duruma ters açıdan bakıldığı zaman, sivil alanda da askeri sektöre doğru bir gelişme ve teknoloji aktarımının söz konusu olduğuna değindi. Türk Hava Kuvvetleri Üniversitesi’nin, ihtiyaç duyulan bir alanda Ar-Ge çalışmalarını geliştirip üretim yapmayı planladıklarını aktaran Ban, şöyle konuştu:

“Örnek vereyim, şu anda verdiğimiz projelerden biri çıkma kanatlı uçak projemiz. Önce prototipi için gerekli çalışmalar başlatılacak. Buna benzer çalışmalar dünyadavar. Zaten ileriki yıllarda gökyüzünde uçak yerine başka araçlar görme imkanımız olacak. 5-10 yıl sonra havada değişik araçlar olacak. İşte Türk Hava Kurumu üniversitemiz, bunların geliştirilmesinde mutlaka rol oynayacaktır. Çıkma kanatlı uçağı helikopter gibi düşününüz. Uçak teknolojisinin en son geldiği nokta. Bu, Türkiye tarafından elde edilebilirse, müthiş bir şey olabilir. Eğer siz teknoloji yakalamak isterseniz sürekli geride kalırsınız. Bu durum dünya içinde böyledir. Siz teknolojiyi yakalayıncaya kadar, teknolojiyi yakalayan insanlar, sizden 10 yıl önde olacak. Dolayısıyla, teknolojinin üretemediği şeyleri üretmemiz lazım ki teknolojinin önüne geçebilesiniz. Bu, bizim bir projemiz, DTP’ye verdik.”

“TÜRKİYE KENDİ İHA’SINI ÜRETEBİLİR”

Türkiye’nin, son dönemlerde ihtiyaç duyduğu insansız hava araçları (İHA) konusunda da açıklamalarda bulunan Ünsan Ban, Türkiye’nin bu uçakları üretebilecek kapasitesinin olduğunu söyledi. “Eğer bir şeyi siz üretmiyorsanız veya üretiminde rol almıyorsanız bu ürünlerin Türkiye’ye gelmesinde sorunlar yaşıyorsunuz.” diyen Ban, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Türkiye, kendi insansız hava aracını üretmeli. Nitekim TAİ önemli başarı sağladı. ANKA da benze şekilde başarılara imza attı. Muhtemelen TAİ, bu çalışmaları son noktalara getirmiş olacak. Ve Türkiye, insansız hava aracı üretebilen ve bunu uçurabilen dünyadaki 3. ülkeden biri olacak. Mesela yakınımızdaki Sincan Organize Sanayi Bölgesi’ndeki bazı firmalar insansız hava aracını üretmiş durumda ve uçuruyorlar. 2 bin metreden görüntü de alabiliyor bu uçaklar. Aldıkları bu görüntü dünya kalitesinin üzerinde. Ben bunları gözümle gördüm. Fakat biz kendi değerlerimizi bilmiyoruz. Eğer biz koordinasyonsuzluğumuzu giderebilirsek, insansız hava araçlarını rahatça üretebiliriz. Dışa bağımlılığımızı azaltabiliriz. Yeter ki Türk sanayisine güvenilsin.”

“KENDİ UÇAĞIMIZI 2014’TE UÇURACAĞIZ”

Üniversitenin, kurulur kurulmaz havacılıkla uğraşan bütün şirketlerle ilişkiye girdiğini ifade eden Ban, bu bağlamda TAİ, ASELSAN, OSELSAN, ROKETSAN protokollerinin yapıldığını kaydetti. Bu şirketlerle karşılıklı anlaşmaları olduğunu kaydeden Ban, sanayi ile üniversite arasında yapılan bu buluşmaya önem verdiğini kaydetti. Prof. Ban, şöyle devam etti:

“Öğretim üyeleri, OSTİM’de kendilerine ait kurulan odalarında havacılık ve savunma sanayi kümelenmelerine hizmet üretiyoruz. Gerekirse benim her hocam, firmaların yanına gidiyor. Bu durum, firmalar arasında koordinasyonsuzluğu gideriyor. Ve bilgi, becerilerini sanayiye aktarıyorlar. Bunları gördükten sonra ben, Türkiye’nin uçak üretecek kapasitede olduğuna inanıyorum. Türkiye, uçak üretebilecek durumdadır. Nitekim biz de kendi eğitim uçağımızı 2014 yılına kadar üreteceğiz. Ciddi çalışmalar yaptık.”

“TÜRKİYE İLK ZEPLİNİ TEMMUZ, AĞUSTOS AYINDA KALDIRACAK”

Türkiye’nin ilk zeplin üretiminde de üniversitenin OSTİM’deki firmalarla işbirliği içinde olduğunu kaydeden Ban, ilk zeplinin muhtemelen önümüzdeki yıl Temmuz veyaAğustos aylarında uçacağını kaydetti.

Zeplinleri sınır güvenliklerinde kullanma imkânları olduğunu aktaran Ban, Türkiye’nin, stratejik bir öneme sahip olduğundan dolayı ordunun çok güçlü olması gerektiğini dile getirdi: “Burada güçlülük, her türlü teknolojik ürüne sahip olmanızdan geçiyor. İnsan hava araçları, termal kameralar çok önemli. F16’ların yeni yeni yazılımları Türkiye’ye verilmeye başlandı. Biz bunları üretmek durumunda olan bir ülke olmalıyız. Örneğin, İHA’lardan alınan görüntülerin anlık olduğunu tahminetmiyorum. Türkiye kendi sanayisi ile yola çıkmalı. Ve kendi sanayisi ile bir yere gitmeli. Eğer dışardan alınacak malzemelerle bir yere gitmek istiyorsanız, işte İsrail’le yaşadığınız problem ortaya çıkar. Gelip onarmam, bakımını yapmam, derler. Eğitim uçağı ile yola çıkmanın ardından da 2023 vizyonuna uygun olarak daha büyük orta ölçekli uçakları yapma hedefimiz söz konusu.”

“TÜRKİYE’NİN PİLOT AÇIĞINI KAPATACAĞIZ”

Ünsal Ban, Türkiye’nin ihtiyacı olan pilot açığını da kapatmayı hedeflediklerini söyledi. 805 yabancı pilotun şu an Türkiye’de çalıştığını bildiren Ban, bu pilotların aldığı ortak maaşın 6 bin dolar civarında olduğunu kaydetti. Bu pliotlar sebebiyle yurt dışına ciddi anlamda pilotlar çıkarıldığını kaydeden Ban, “Bu pilotlar da olsun amabenim işsiz gençlerim dururken veya üniversiteyi bitirdikten sonra bin – bin 500 liraya iş bulurken, yabancının bu paraları almasına göz yumamayız. İşte bizimhoşumuza da gitmeyen de bu durum. Bizim gençlerimiz neden pilot olmasın ve neden bu maaşları almasın.”

“ASTRONOT YETİŞTİRECEĞİZ”

Önümüzdeki yıl üniversitede 13 bölümün faaliyete geçeceğini kaydeden Ban, şu bilgileri verdi: “Havacılık ve uzayla ilgili bölümleri açacağız. Kabin memurundan uçak teknisyenine kadar, uçak mühendisinden astronota kadar bütün branşları biz burada yetiştirmek istiyoruz. Astronot konusunda çeşitli eleştiriler söz konusu. Ancak, gazetelere bakıldığında NASA’nın uzaya göndermek için astronot aradığını göreceklerdir. Bizim yetişmiş anlamda astronotumuz olmadığı için bir tavsiyede bulunamıyoruz. Birkaç tane elimizde, kötü mü olurdu? Bunları hedeflere oturtmazsak sürekli geride kalırız. 60 tane öğrencimiz var, bunlardan 13 tanesi bayan öğrenci. Bayanlarda da pilotluğa ciddi bir ilgi söz konusu.”

“ULUSLARARASI SERTİFİKA VERECEK BİR ALMAN FİRMASINI ALIYORUZ, BAĞIMLILIĞI AZALTACAĞIZ”

Türkiye’nin önündeki en önemli engellerden birinin, uçuş konusunda patentlerin alınamaması sorunu olduğunu kaydeden Ünsan Ban, şöyle devam etti: “Türkiye’nin önündeki en önemli engellerden biri bu. Uçağı alabilirsiniz ama uçuş konusunda sertifikalandırılmasıdır. Bu sertifikalar olmadan uçağı kaldıramazsınız. Bununla ilgili de çalışmalarımızı yaptık. Sertifikalandırılmış, bu yetkilere sahip bir Alman firmasını biz satın almak üzereyiz. Havacılık ve uzay alanlarında üretmeniz yetmiyor artık. Bir de bunu, uçurmanız lazım. Uçurabilmeniz için sertifikalara ihtiyacınız var. Bu sertifikaları alamadığınız takdirde, uçakları yurt dışına satamazsınız. Sadece yurt içineyönelik satılan 30-40 uçakla da bu sektörün ayakta kalması imkansızdır. Biz, sertifikaları yurt dışından temin edebiliriz. Ancak, sertifikalandıran firmalar ciddi paralar alıyor. Eğer biz bu yetkilere sahip olursak ülkemizde de artık, ucuz sertifika elde edilebilecek. Bu yetki Rus’larda da yok. Onlar kendi ürettikleri uçakları yurt dışına satamıyorlar.”

Türkiye uçak gemisi yapabilir!

Savunma Sanayii Müstaşarı Murad Bayar, ihtiyaç olması halinde, kendi uçak gemisini yerli imkan ve kabiliyetleri ile yapabilecek güçte olduğunu söyledi. Murad Bayar, Türk Savunma Sanayiinin kabiliyetlerine ve projelerine ilişkin sorularını yanıtladı. Bayar, Türkiye’nin bölgesel bir güç olabilme yolunda Uçak Gemisi yapabilme kapasitesine ilişkin soru üzerine, Savunma Sanayii Müsteşarlığı tarafından hazırlanan ”2009-2016 Savunma Sanayii Sektörel Strateji Dokümanı” ile daha önce başlatılan askeri gemi sektörü atılımlarının en üst noktalara ulaştığını vurguladı.

”Tamamı yerli tersanelerde üretilen, dünya standartlarında birçok gemi projesi tamamlanmıştır veya tamamlanmaktadır” diye konuşan Bayar, Türkiye’nin uçak gemisi kapasitesi konusunda şunları söyledi:

”2016 yılı yerli katkı hedefleri doğrultusunda askeri gemilerde, sistemlerden alt sistemlere inildikçe artan yerlilik oranı hem sektörü geliştirmiş, hem de yerli kaynakların yurt içinde kalmasına imkan ve olanak sağlamıştır.

Gelişen sektör ile tasarım kabiliyetleri, ileri mühendislik ve teknoloji birleşerek geçmişte imkansız gibi görülen birçok proje hayata geçirilmiştir.

UÇAK GEMİSİ YAPABİLME KAPASİTESİNE SAHİBİZ..

Sonuç itibariyle, gelişen denizcilik sektörü ile elde edinilen kazanımlar sonucu ihtiyaç olması halinde Türkiye kendi uçak gemisini ‘Yerli İmkan ve Kabiliyetleri’ ile yapabilecek güçtedir.

Burada önemli olan Türkiye’nin bölgesel bir güç olabilme yolunda Uçak Gemisi yapabilme kapasitesi var mıdır? değil ‘Türkiye’nin bölgesel güç olması için uçak gemisine ihtiyacı var mıdır?’ sorusuna cevap aramak daha doğru olabilir.

Maliyeti çok yüksek olan, yalnızca bir karakol görevi için bile denize açılması 100 milyon dolar bulan bu dev gemiye sahip olmak için aynı zamanda gemi ile birlikte sefere çıkacak en az 2 tane yeni destroyer, 1 adet denizaltı, 1 ASW, 1 ASuW, 1 konvansiyonel destek helikopteri, en az 4 tane füze botu, gemiye iniş-kalkış yapabilecek ekipmana sahip en az 40 kadar savaş uçağı, ayrıca yakıt tankeri ve yakıt değişim tesisi (eğer nükleer değilse), askeri tersanede özel bakım havuzuna ihtiyaçduyulmaktadır.

Bunlarla birlikte gemilerin büyüklüğüne göre 1000 ila 5000 kişi arasında personel bulundurulması gerekliliği de göz önünde bulundurulmalıdır.”

MODERNİZASYON PROJELERİNİN YÜZDE 90’I YERLİ KAYNAKLI…

Son dönemde Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçları çerçevesinde toplam bedeli 20 Milyar Doları bulan modernizasyon projesi yürürlüğe konulmuş olup, bu projelerin yüzde 90’ının Türk Savunma Sanayiinin katılımıyla hayata geçirilmekte olduğunu belirten Bayar şunları söyledi:

”Yurtdışından hazır alıma gittiğimiz projelerin oranı maliyet bazında yüzde 10’un altına düşmüş bulunmaktadır. Bunlarda dahi, sözleşmelere konulan offset ve sanayi katılımı yükümlülükleri ile sanayimize önemli oranda iş imkanı yaratılmaktadır.

Geldiğimiz nokta itibarı ile, TSK ihtiyaçlarının yerli sanayimiz eliyle karşılanma oranı 2 katına çıkarak yüzde 52,1’e, cirosu 2,7 Milyar Dolara, ihracatı 853 Milyon Dolara, yıllık Ar-Ge harcamaları ise 600 Milyon Dolar seviyelerine ulaşmıştır.

Dünyada ilk 100 büyük savunma sanayii şirketi arasında artık bir Türk şirketi de bulunmaktadır.

Halihazırda Müsteşarlığımızca yürütülmekte olan 250’nin üzerinde projenin büyük kısmı 2000’li yıllarda sözleşmeye bağlanmış olup, son birkaç yıl içinde tamamlanma aşamasına gelen veya teslimatı gerçekleştirilen projelerin sayısı hayli fazladır.

Bu çerçevedeki projeler şöyle sıralanıyor:

Radar Elektronik Destek ve Elektronik Taarruz (RADAR ED/ET) Sistemleri Tedarik Projesi, Müşterek Elektronik Harp Simülasyon Sistemi (MEHSİM) Projesi, Tank Taşıyıcı Araç ve Römorku (TTAR) Projesi, KBRN Mobil Arazi Laboratuarı Projesi, Taktik Tekerlekli Araçları (TTA) 2½ Ton Projesi, Taktik Tekerlekli Araçları (TTA) 5-10 Ton Projesi, Taktik Tekerlekli Araçları (TTA) MKKA Projesi, Uzun Ufuk Projesi, MİLGEM Projesi Prototip Gemi Klaslama Hizmeti ve Prototip Geminin Geçici Teslimi, Sualtı Taarruz Timleri Harekatı için İntikal Botları Projesi, Süratli Müdahale Devriye Botu Projesinin, 2011 yılı içerisinde tamamlanması öngörülmektedir.

Ayrıca; Genel Maksat Helikopteri Projesi, Muharip Uçak Geliştirme Projesi, Alçak İrtifa Hava Savunma Füze Sistemi, Orta İrtifa Hava Savunma Füze Sistemi, Mobil SabitRadar Projeleri, Türk Tipi Hücumbot Projesi, Acil Müdahale ve Dalış Eğitim Botu Projesi, Yüzer Birlikler Sistem Cihaz Donanım Modifikasyonu ve Yenileştirme Projesi, 600 sınıfı Sahil Güvenlik Botları Projesi, Yüksek Frekans Elektronik Taarruz (HF/ET) Projesi, Seri Üretim Radar Elektronik Destek ve Elektronik Taarruz (RADAR ED/ET) Sistemleri Tedarik Projesi, Doğrudan Dizi Geniş Spektrumlu (DDGS) Elektromanyetik Sinyallerin Tespiti ve Karıştırılması Projesi, Hava Platformunda Uzaktan ED/ET Kabiliyeti Kazanımı (HAVA SOJ) Projesi, Radar ve Muhabere Aldatma ve Karıştırma Simülatörleri (RAKAS MUKAS) Tedarik Projesi, Yavuz Sınıfı Firkateyn Yarı ÖmürModernizasyonu Milli Elektronik Harp Suiti Projesi, Araca Monte Multi-Spektral Sis Cihazı (AMMSSC) Projesi, Proje Yönetimi Bilgi Sistemi Projesi.

Bütün bu yeni projelerin 2011 yılı içerisinde hayata geçirilmesi yönünde adımlar atılacaktır.”

ORTADOĞU ÜLKELERİNDEKİ KARIŞIKLIKLARIN ETKİSİ

Müsteşar Bayar, Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerindeki karışıklıkların, Türk savunma sanayii ihracatına pazar açısından etkisi konusunda ise ”Kuzey Afrika ve Ortadoğudaki son gelişmelerin, savunma ürünleri ihracatımıza etkisini tesbit etmek için henüz erken, biz ihracata yönelik çalışmalarımızı devam ettiriyoruz” yanıtını verdi.

İNSANSIZ HAVA ARAÇLARI PROJELERİ…

Türkiye’nin, ANKA başta olmak üzere, İnsansız Hava Aracı (İHA) projelerinin uygulamasının da başarıyla sürdürüldüğünü belirten Bayar, İHA projeleri konusunda şöyle konuştu:

”HERON (2. Paket TİHA(MALE) Doğrudan Alım) Projesinde teslimatlar tamamlanmış olup, garanti süreci devam etmektedir.

ANKA (Özgün TİHA (MALE) Geliştirme) Projesinde uçuş ve yer testleri devam etmektedir. Aerostar ( Taktik Hazır Alım) Projesinde teslimatlar tamamlanmıştır. Karayel ( Taktik Geliştirme –Katapult/Paraşüt) Projesinde Sözleşme imzalanmış olup ön tasarım hazırlık çalışmaları devam etmektedir.

Çaldıran (Taktik Geliştirme- Pist) Projesinde Sözleşme görüşmeleri devam etmektedir. Gözcü ve Malazgirt Projerinde teslimatlar tamamlanmıştır.”

GÖKTÜRK 2, GELECEK YIL FIRLATILACAK

Uydu projelerine de değinen Bayar, uydu ve uzay projelerinin Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaç duyacağı uydu görüntülerinin gerçek zamanlı olarak elde edilmesi ihtiyacının karşılanmasını sağlayacak bir Keşif Gözetleme Uydu Sistemi’nin, milli kritik teknolojilerin kazanılması ile yerli imkanların azami kullanımı ve uluslararası işbirliği çerçevesinde, tedarik edilmesi amacıyla Savunma Sanayii Müsteşarlığı ve İtalyan Telespazio S.p.A. firması arasında 16 Temmuz 2009 tarihinde Göktürk-1 Keşif Gözetleme Uydusu Projesi Sözleşmesi’nin imzalanarak yürürlüğe girdiğini hatırlattı ve ”GÖKTÜRK Keşif ve Gözetleme Uydusu Projesi kapsamında bir adet keşif ve gözetleme uydusu ve ilgili yer terminalleri tedarik edilecektir” dedi.

Murad Bayar, uydu projeleri kapsamında şunları söyledi:

”Proje kapsamında halihazırda tasarım faaliyetleri devam etmekte olup, yaklaşık 30 adet TAI mühendisi firma tesislerinde tasarım faaliyetlerine katılım sağlamaktadır.

GÖKTÜRK Keşif ve Gözetleme Uydusu Projesi Sözleşmesi kapsamında TAI A.Ş. arazisinde bir Uydu Montaj Entegrasyon ve Test Merkezi kurulumu da gerçekleştirilecektir.

Söz konusu tesis Savunma Sanayii Müsteşarlığı mülkiyetinde olacak olup, tamamlandığında işletmesi TAI tarafından yürütülecektir.

5 ton ağırlığa kadar; keşif gözetleme, haberleşme, ihbar-ikaz ve araştırma uydularının montaj, entegrasyon ve testini sağlayacak Uydu Montaj Entegrasyon ve Test Merkezi ile 3 uydu için aynı anda montaj, entegrasyon ve test kabiliyeti kazanılacaktır.

Bu projeyle uydu teknolojileri alanında geleceğe çok önemli bir yatırım yapılmakta olup, söz konusu tesisin işletmesinde görev alacak TAI personeli firma tesislerindeeğitim almaktadır.

2011 yılı içerisinde sözkonusu tesisin temel atma töreni yapılarak inşaat faaliyetleri başlatılacaktır.

Diğer taraftan, Milli Savunma Bakanlığı tarafından TAI ana yükleniciliğinde yürütülmekte olan Göktürk 2 Projesi kapsamında uydu kalifikasyon modelinin üretimi tamamlanmış olup, testlerine başlanmıştır. Söz konusu testlerin tamamlanmasını müteakip uçuş modelinin üretimine başlanacaktır. Göktürk 2 sözleşmesine göre uydunun 2012 yılının ikinci yarısında fırlatılması planlanmaktadır.”

F-35 VE A400 M PROJELERİ..

Murad Bayar, ”F-35 ve A400 M projeleri takvimine uygun yürüyor mu bu projelerden F-35 projesinde Türkiye’nin istekleri karşılanmaktamıdır?” şeklindeki soruya ise şu yanıtı verdi:

”F-35 projesi geliştirme faaliyetlerinde yaşanan aksaklıklar nedeniyle, projenin geliştirme takvimi yaklaşık olarak 2 yıl uzatılmıştır. Üretim takviminde ise geliştirme fazındaki ilerlemeye paralel olarak çeşitli düzenlemelerin yapılması söz konusudur.

Proje kapsamında Türkiye’nin isterlerinin gerçekleştirilebilmesi için teknik ve politik düzeyde girişimler devam etmekte ve süreç yakından takip edilmektedir.

A400M Projesi kapsamında ise, katılımcı tüm ülkeler tarafından onaylanan son değişiklik ile sözleşme takviminde bir öteleme yapılmıştır.

Bu kapsamda Türkiye’ye Aralık 2009’da teslim edilmesi planlanan ilk uçağın teslimatı şuanda Eylül 2013 olarak planlanmıştır.”


Uçak Motoru Fabrikası temeli atıldı!

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone, ”Başkan Obama’nın dediği gibi hedefimiz, ülkelerimiz arasındaki ittifakı, halklar arasındaki dostluğu yenilemektir” dedi. Kale Gurubu ile ABD merkezli Pratt&Whitney tarafından Ege Serbest Bölgesi’nde yaptırılacak olan F-135 Uçak Motoru Fabrikasının temel atma töreninde Türkçe konuşan Ricciardone, ABD ile Türkiye ticaret ilişkilerinin ne kadar parlak olduğunun bu yatırımla ortaya çıktığını, ABD Başkanı Obama’nın ziyaret ettiği ilk ülkelerden birinin Türkiye, ilk liderlerden birinin de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olduğunu söyledi.

ABD’nin Türkiye’ye verdiği öneme dikkati çeken Ricciardone, şöyle konuştu:

”Başkan Obama’nın dediği gibi hedefimiz, ülkelerimiz arasındaki ittifakı, halklar arasındaki dostluğu yenilemektir. Ticaret ilişkilerimiz de dün geçtikçe artıyor. En kısa zamanda ticaret ilişkilerimizin siyasi ve askeri ortaklığımız seviyesine ve gücüne ulaşmasını bekliyorum. Her iki ülke de bunun için çok hevesli ve kararlı. Bu ortaklık ilişkilerimizin yalnızca siyasi ve askeri boyuttan çıkarak, ticarette de ne kadar ilerliyor olduğunun bir göstergesidir. Umarım Pratt&Whitney diğer ABD’li firmalara örnek olacaktır.”

Kale Grubu Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Osman Akyay, grup olarak milli ve çok uluslu üretilen bazı ürünlerin değişmez oyuncusu olduklarını, Milli Piyade Tüfeği’nin tasarımını Makine Kimya Endüstrisi ile birlikte yaptıklarını, Boeing, Airbus gibi dünyanın ileri gelen havacılık sektörlerine birinci seviye kritik gövde ve kanat parçaları ürettiklerini anlattı.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin envanterine girmiş insansız hava araçlarını ürettiklerini dile getiren Akyay, dünyanın önde gelen şirketlerinden Pratt&Whitney’in kendilerini seçmesinin manidar olduğunu söyledi.

Savunma sanayisinde dışa bağımlılığın tarihin en alt seviyelerine indiğini dile getiren Okyay, başta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere bu konuda destek verenlere teşekkür etti.

Okyay, Kale Grubu’nun yüzde 51 ve dünya havacılık sektöründe motor sanayisi devi olan Pratt&Whitney’in yüzde 49 ortaklığıyla kurulacak tesisin 60 milyon dolara mal olacağını, 2012’nin ikinci çeyreğinde faaliyete geçeceğini ve 20 bin metrekare kapalı alanda 5 yıl içerisinde 700 kişiyi istihdam edeceğini belirtti.

Pratt&Whitney Başkan Yardımcısı David Galuska da F-35’in inanılmaz bir uçak olduğunu, bu uçağın üzerinde F-135 motorunun bulunduğunu, Türkiye gibi müttefiklerinin desteğini alamamaları halinde F-35’in bu noktaya gelemeyeceğini söyledi.

Galuska, ortak taarruz uçağı programının 8 ülkenin ortaklığıyla gerçekleştirildiğini, bu projenin uluslararası ortaklığın en önemli projelerinden biri olduğunu, Kale grubuyla yaptıkları işbirliğiyle bu ortaklığı pekiştirdiklerini dile getirdi.

Şirketlerinin merkezinin ABD olduğunu, 54 milyar dolar değerinde yüksek teknoloji şirketi olduklarını, dünya genelinde 180 ülkede faaliyet gösterdiklerini, toplam 208 bin kişi istihdam ettiklerini ifade eden Galuska, ”Bu yatırım Türkiye ile aramızdaki tarihi birlikteliği işaret ediyor” dedi.

Savunma Sanayi Müsteşarı Murad Bayar ise Türkiye’de yapılan bu yatırımların, uluslararası rekabetçiliğe katkı sağlayan yatırımlar olduğunu, fabrikaya ilk 5 yıl içerisinde 80 milyon dolarlık yatırım yapılacağını, takip eden yıllardaysa iki ortağın 300 milyon dolarlık üretim hedeflediğini söyledi.

Açılış töreni öncesi Şaman Dans Grubu, halk müziği ezgileri eşliğinde folklorik kreasyona sahip bir gösteri sundu.

Kale Grubu ve ABD’li Pratt&Whitney grubu ortaklığıyla Ege Serbest Bölgesi’nde kurulacak F-135 uçak motoru fabrikasının temeli, Cumhurbaşkanı Gül’ün de katıldığı törenle atıldı.

Gül, törende yaptığı konuşmada, aylar önce Kale Grubu Murahhas Azası İbrahim Bodur’dan davet aldığında, törene memnuniyetle geleceğini ifade ettiğini söyledi.

Böyle bir yatırımın yapılıyor olmasından büyük memnuniyet duyduğunu belirten Gül, iki gruba da teşekkür ettiğini kaydetti. Cumhurbaşkanı Gül, İbrahim Bodur ve Kale Grubu’nun, sanayinin kökleşmesine çok önemli hizmetlerde bulunan ender girişimlerden olduğunu, ticarete nazaran daha zor olan sanayiyi tercih ettiğini anlattı.

Grubun son yıllarda da daha yüksek teknoloji, ihtisas gerektiren ve sofistike sanayi alanlarına girmelerinin Türkiye’ye ayrıca çok şey kazandırdığını ifade eden Cumhurbaşkanı Gül, ”Türkiye’nin gerçek büyümesini temin eden büyük firmalardan birisi olarak, bundan dolayı tüm Kale Grubu’nu tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum” dedi.

Savunma sanayisinin çok önem verdiğini; tarihi derinliği, büyük coğrafyası ve büyük ordusundan dolayı Türkiye’nin güçlü bir savunma sanayisine sahip olmasının kaçınılmaz olduğuna işaret eden Gül, şöyle konuştu:

”Bunun için çok önemli adımlar atılmıştır, atılan bu adımları destekliyorum. Savunma Sanayii Müsteşarlığını yakından takip ediyorum, başarılarıyla gurur duyuyorum. TAİ, Aselsan, Makine Kimya gibi önemli kuruluşlarımızı devamlı ziyaret ediyor, yaptıkları işleri yakından izliyorum, takdir ediyorum.

Özel sektörde de çok önemli gelişmeler görüyoruz şimdi. Kale Grubu’nun 2008’de havacılık sanayinin açılışını İstanbul’da yapmıştık, bugün temel atmayı yapıyoruz. Umuyorum ki çok kısa bir süre içinde tesislerimiz bitecektir ve bunu örnek alan yeni firmalar, içerde ve dışarda çıkacaktır. Bunlar savunma sanayi yatırımları ama sadece askeri konularla, savunma konularıyla bağlantılı görmemek gerekir. Bunlar aynı zamanda ticari konulardır, yatırım konularıdır.

ABD Başkanı Sayın Obama, Ankara’yı ziyaret ettiğinde kendisiyle ofisimde konuşurken, iki köklü müttefik ülke olarak ticaretimizin ve karşılıklı yatırımların ne kadar eksik olduğunu, bunda bir aksaklık olduğunu, bunun giderilmesi gerektiğini söylediğimde, konuyu hemen kavramış Beyaz Saray yöneticilerine ‘bu işe bakmamız gerekli’ demişti. Daha sonra Washington’da Türkiye ile ABD arasında ticaret ve yatırımın artırılması için çok önemli bir protokol yapıldı. İnanıyorum ki tüm bu çalışmalar neticesinde iki ülke arasındaki ticaret ve yatırım daha da gelişecektir. Bunlar ancak takip ve ısrarlı bir çalışmayla mümkün olan konulardır. Bu konularda yenigelişmeler olacağından hiç şüphemiz yoktur.”

Cumhurbaşkanı Gül, temelini attıkları tesisin kısa sürede açılışını da beraber yapmayı temenni ettiğini de söyledi.

SANAYİ VE TİCARET BAKANI ERGÜN

Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün ise törende yaptığı konuşmada, dün de Ege Serbest Bölgesi’nde Cummins firmasının bir üretim tesisinin temel atma törenine katıldıklarını, bu törenlerin Türkiye’nin artık ileri teknoloji ürünlerinin üretildiği bir merkez haline dönüştüğünü gösterdiğini ifade etti.

Türkiye’nin ucuz iş gücü, hammadde, enerji kaynakları ülkesi olmadığını, rekabeti artık buralarda bulamayacağını ifade eden Bakan Ergün, ”Türkiye rekabeti daha ileride aramak, ileri teknoloji, ARGE, inovasyon, yüksek katma değerli ürünlerin üretilmesinde aramak istikametinde ilerliyor.

Geçmişte düşük teknolojili ürünler ve orta teknolojili ürünler üretimde kafa kafayaydı, ileri teknoloji payı yüzde 5’di. Son yıllarda orta teknolojiler yüzde 70’lere çıktı, düşük teknolojiler yüzde 25’e geriledi. Artık ileri teknolojiye doğru bir sıçrama dönemine geldiğimizi görüyoruz. Bundan sonraki dönemde Türkiye, ileri teknoloji ürünleri üreten, bu alandaki ihracatını yüzde 25’lere çıkaran bir ülke olma yolunda ilerliyor.”

Türkiye’nin havacılık ve uzay sanayisinde de önemli mesafeler kat ettiğini, kendi savaş uçağı, kendi yolcu uçağı ve kendi uydusunu fırlatıp, bu sistemlere adapte olmak istediğini belirten Bakan Ergün, savunma sanayi ve havacılıkta olduğu gibi offset sisteminin, tıp teknolojileri gibi diğer alanlarda da uygulanmasını gerektiğini söyledi.

MİLLİ SAVUNMA BAKANI GÖNÜL

Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ise bu törenle Türkiye’nin GSF projesine aktif katılım sağlama konusundaki istekliliğinde bir adım daha atıldığını söyledi.

Türk sanayisinin projeden alması öngörülen payın, 8 milyar dolar seviyesinde olacağını kaydeden Bakan Gönül, TSK ihtiyaçları için yürütülen havacılık projelerine de sanayicilerin katkısının giderek arttığını, son olarak genel maksat helikopteri ihalesinde toplam 3.5 milyar dolar olan proje bedelinin 2.3 milyar dolarının Türk şirketleri tarafından üstlenildiğini ifade etti.

Sivil havacılık alanında hızlı gelişmeler de dikkate alındığında, Türkiye’nin hava araçları üretiminde önemli bir potansiyel taşıdığını, özel sektör firmalarının bunu görerek yatırımlara öncülük etmeye başladığını söyleyen Gönül, örnek olarak harp gemilerinin tamamının özel sektör tarafından yapılıyor olmasının gösterilebileceğini ifade etti.

Bugün yapılacak yatırımla savunma sanayisinin jet uçağı motor aksamları üretecek yeni bir tesis kazanacağını söyleyen Gönül, bu alanda TEİ’nin elde ettiği başarının bu yatırım tarafından da tekrarlanmasını umduğunu söyledi.

Gönül, İzmir’in havacılık sanayisindeki atılımına da dikkati çekerek, bölgenin Ankara, İstanbul ve Eskişehir’den sonra yeni ve başarılı bir alternatif oluşturduğunu söyledi.

Konuşmalar sonrası Kale Grubu Murahhas Azası İbrahim Bodur, Cumhurbaşkanı Gül’e uçak motoru parçasını simgeleyen plaket, Pratt&Whitney Başkan Yardımcısı David Galuska da camdan yapılmış F-35 uçak maketi verdi.


Aselsan Leopard 2A4 tankları ile çağ atladı!

ASELSAN, Leopard 2A4 tankı modernizasyonunu gerçekleştirdi ve adını ”Leopard 2 Next Generation” koydu.

Leopard 2 modernizasyon konfigürasyonu ile ASELSAN, Leopard 2A4’ün tüm elektronik, elektro-optik, elektro-mekanik ve elektro-hidrolik sistemlerini, yeni geliştirilmişson teknoloji ürünü sistemlerle değiştirdi. Bu da tanka dünya üzerinde bulunan diğer ana muharebe tanklarına göre performans ve ömür boyu maliyet konularında kıyaslanamaz bir üstünlük kazandırdı.

AA muhabirinin aldığı bilgiye göre ASELSAN, Leopard 2A4 tankı modernizasyonuna yönelik yürüttüğü çalışmada prototip üretim aşamasını tamamladı. 10-13 Mayıs tarihleri arasında IDEF 2011 Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı’nda görücüye çıkacak olan modernizasyon projesine ”Leopard 2 Next Generation” adı verildi.

Mevcut ana muharebe tanklarından üstün özelliklere sahip olan bu Leopard 2 modernizasyon konfigürasyonu son teknoloji ürünü sistemlerle donatılmış olup, tüm müttefik ülkelerin Leopard 2 modernizasyonlarına yönelik teklif verilmesi hedefleniyor. Bu kapsamda geliştirilen prototip tank, 2011’in ikinci yarısından itibaren Kara Kuvvetleri Komutanlığı tarafından test edilerek, kalifikasyonu gerçekleşecek.

-UZUN ÖMÜR ESAS

Edinilen bilgiye göre, modernizasyon çözümünün planlanması aşamasında ASELSAN’ın en önemli önceliği tank performansı artırılırken, ömür boyu idame maliyetlerinin minimum seviyede, bekasının ise en üst seviyede kalmasının sağlanması oldu.

Sadece mevcut sistemlerin bazı birimlerinin ya da parçalarının kısmi olarak yenilenmesi suretiyle gerçekleştirilecek bir modernizasyon her ne kadar ilk maliyeti düşük olan bir çözüm gibi görünse de, ömür boyu idame maliyetleri göz önünde alındığında 20-30 yıllık sistemleri korumanın maliyeti uzun vadede çok daha fazla oluyor. Daha da kötüsü, zaman içerisinde yedek parçaların üretimden kalkması gibi problemlerle karşılaşılması tankın operasyonel kullanılabilirliği konusunda ciddi tehdit oluşturuyor.

-EN SON TEKNOLOJİ ÜRÜNÜ SİSTEMLER

Bu nedenle Leopard 2 modernizasyon konfigürasyonu ile ASELSAN, Leopard 2A4’ün tüm elektronik, elektro-optik, elektro-mekanik ve elektro-hidrolik sistemlerini yenigeliştirilmiş son teknoloji ürünü sistemlerle değiştirdi. Bu da tanka dünya üzerinde bulunan diğer ana muharebe tanklarına göre performans ve ömür boyu maliyetkonularında kıyaslanamaz bir üstünlük kazandırdı. ASELSAN’ın Ana Muharebe Tankı Sistemleri modern teknoloji ürünü sistemler olduğundan, seri üretim döneminde de Leopard 2’ye yönelik olarak geliştirilmiş, test edilmiş ve entegre edilmiş en güncel sistemler olma özelliğini koruyacak. Bu özelliği ile maksimum ömür ile minimum ömür boyu maliyete sahip bir platform olma özelliği güvence altına alınmış olacak.

-YENİ NESİL ATIŞ KONTROL SİSTEMİ

Leopard 2 modernizasyon konfigürasyonunda biri nişancı, diğeri komutana ait olmak üzere tüm tank fonksiyonlarını gerçekleştirebilen ve birbirinin fonksiyonlarını devralabilen bağımsız iki periskop sisteminden oluşan ASELSAN Yeni Nesil Atış Kontrol Sistemi yer alıyor.

Nişancı ve komutan tarafından kontrol edilen ve üstün görüntü kalitesine sahip elektro-optik periskoplar sayesinde; gece, gündüz ve her türlü kötü hava koşullarında hedefe hassas bir şekilde angaje olunabiliyor. Sistemin mevcut atış kontrol sistemlerinin ötesinde bulunan özelliklerinden birisi de; balistik hesaplamalar, nişangah ve top stabilizasyonu gibi tüm atış kontrol fonksiyonlarının her iki periskop tarafından da gerçekleştirilmesi sayesinde, iki periskoptan birinin arızalanması durumunda tankın muharebe ortamında tam kapasite ile görevde kalabilir olması.

-YÜKSEK İLK ATIŞTA VURUŞ İHTİMALİ

Tank içerisinde yanıcı hidrolik yağının kullanılmaması, gürültü seviyesinin düşürülmesi, daha az güç tüketilmesi, ısı atımının azaltılması, güvenilirliği arttırma ve bakımihtiyaçlarını düşürmek gibi sebepler göz önünde bulundurularak, Leopard 2 modernizasyon konfigürasyonuna elektrikli Top ve Kule Takat Birimleri entegre edildi. Nişancı ve Komutan periskopları tarafından sürülen elektrikli motorlar sayesinde top/kule kontrolü ve stabilizasyonu gerçekleştirilerek hareketli tanktan gerçekleştirilen atışlarda yüksek İAVİ (İlk Atışta Vuruş İhtimali) sağlandı.

Yeni Nesil Atış Kontrol Sistemi, klasik atış kontrol sistemlerinden farklı olarak hareketli tanktan hareketli hedeflere atışlarda çok yüksek İAVİ değeri elde etmek amacıyla Ataletsel Navigasyon Birimi de içeriyor. Ataletsel Navigasyon Biriminden alınan veri ile desteklenen üstün hassasiyetli hedef takibi ve hedef konum tahmini yeteneği sayesinde nişancı ya da komutan periskopları kullanılarak helikopterlere karşı da yüksek İAVİ değerleri elde ediyor. Ayrıca otomatikleştirilmiş sistem fonksiyonları ve nişancı ile komutana yönelik basitleştirilmiş özgün kullanıcı arayüzü sayesinde Leopard 2 modernizasyon konfigürasyonunun eğitim gereksinimleri de Leopard 2A4’e kıyasla oldukça azaltıldı.

Leopard 2 modernizasyon konfigürasyonuna entegre edilen bir diğer sistem olan Tank Komuta Kontrol ve Muhabere Sistemi (TKKMBS) tabur görev kuvveti unsurlarına durumsal farkındalık sağlarken, tek bir noktadan planlama, hızlı ve hassas karar verilmesi konularında yardımcı oluyor ve bu bağlamda operasyonel esneklik kazandırıyor. TKKMBS, tabur seviyesinden başlayarak tek tank seviyesine kadar tüm unsurlar için muharebe sahası ile ilgili her türlü bilginin hızlı bir şekilde, anlaşılır ve hassas olarak toplanması ve paylaşılmasını mümkün kılıyor; tabur görev kuvveti unsurlarına ise karar destek mekanizmaları ile harekatın planlama ve icrasını destekleyen, harekat sonrası inceleme ve değerlendirme imkanı veriyor.

-TERMAL KAMERALAR

Leopard 2 modernizasyon konfigürasyonuna entegre edilen Tank Sürücü Görüş Sistemi (TSGS) ileri ve geri termal kameraları ile geri gündüz kamerası içermekte olup, sürücüye gece/gündüz her türlü zorlu hava koşullarında üstün durumsal farkındalık sağlayarak güvenli sürüş imkanı sunarken tankın da operasyonel görevinin devamlılığını sağlayan bir sistem.

-UZAKTAN KOMUTALI SİLAH SİSTEMİ

Leopard 2 modernizasyon konfigürasyonuna entegre edilmiş olan Uzaktan Komutalı Silah Sistemi (UKSS) sayesinde tank kendini hava ve yer hedeflerinden koruyabiliyor ve aynı zamanda asimetrik muharebe koşullarında meskun mahalde de kullanılabiliyor. İhtiyaca göre 7.62mm hafif makinalı tüfek, 12.7mm ağır makinalı tüfek ya da 40mm top atar ile kullanılabilen UKSS, atış kontrol sistemi ile tam entegre olarak çalışıyor. Doldurucu tarafından kendi kullanıcı arayüzü ve UKSS görüş optikleri kullanılarak kullanılabilmesinin yanı sıra tank komutanı tarafından da kendi kullanıcı arayüzleri ile tam olarak kontrol edilebiliyor.

-TANK LAZER UYARI SİSTEMİ

Tanka üstün beka kabiliyeti sunmak için entegre edilen Tank Lazer Uyarı Sistemi (TLUS), son teknoloji ürünü bir tehdit uyarı sistemi olup, platform üzerine doğrultulmuş lazer tehditlerinin (Lazer Mesafe Ölçer, Lezer Hedef İşaretleyiciler ve Laser Beam Rider) algılama, sınıflandırma ve tanımlamasını gerçekleştiriyor ve tankı perdeleyerek düşman kuvvetlerden korumak için sis havanlarını anında devreye sokuyor. Atış kontrol sistemi ve UKSS ile entegre bir şekilde çalışan TLUS, algılayıcılardan gelen uyarı doğrultusunda komutan, nişancı ve/veya doldurucuya kendi görüş optikleri ile birlikte ana silah ya da UKSS’yi gelen tehdit yönüne otomatik olarak yönelterek düşman tehdidine karşı karşı tedbir alma imkanı sunuyor.

-ÜSTÜN KORUMA

Günümüz muharebe koşullarının ihtiyaç duyduğu beka seviyesini sağlamak için, Leopard 2 modernizasyon konfigürasyonunun balistik koruma seviyesi de farklı tehdit çeşitlerine karşı koruma sağlayan ilave zırh modülleri ile arttırıldı.

Bu kapsamda kule ve gövde üzerine ilave zırh modülleri, çatı koruması, palet koruma modülleri, kafes zırh ve iç duvar astarı entegre edildi. Kompozit ve hafif alaşım içeren seramik yüzeyli zırh modülleri; KE, ATGM ve RPG gibi günümüz mühimmatlarının yaptığı etkiyi soğurarak minimum seviyeye indiriyor. Kule ve gövde iç duvar astarı ile iç duvardan kopabilecek parçaların yaratacağı risk minimize edildi, çatı koruması ile de tavanda bombalara karşı koruma seviyesi artırıldı.

Gövde karın koruma modülleri, gövde içerisinde gerçekleştirilen yapısal modifikasyonlar ve askılı sürücü koltuğu sayesinde tank mürettebatı hafif ve ağır mayınlara karşı koruma altına alınırken, IED koruması ile farklı IED mühimmatlarına karşı koruma sağlandı. Bunun yanında mürettebat bölmesi için halon gazı içermeyen yangın bastırma ve söndürme tertibatı ile de Leopard 2 NG’nin bekası en üst seviyeye taşındı.

Leopard 2 modernizasyon konfigürasyonunun koruma seviyesinin geliştirilmesi sırasında gelişmiş malzeme teknolojisinden faydalanılması sayesinde tankın ağırlığı aynı seviyede tutuldu, şanzıman ve fren modifikasyonları ile tankın durma mesafesi de orijinal haliyle aynı seviyede kaldı.


ASELSAN'dan haritası içinde telsiz!

ASELSAN, kritik görevlere yönelik olarak entegre GPS’i (küresel konumlama sistemi), haritası, veri uygulama araçları bulunan, çok modlu, çok bantlı ve çok sistemli çalışan, ”ATLAS” adını verdiği yeni bir telsiz geliştirdi. Kullanıcılar, cihazda bulunan entegre GPS alıcısı ile kendi coğrafi lokasyonunu öğrenerek telsiz üzerindeki geniş ekrandaki dijital haritada görebiliyor. Kullanıcının nerede olduğu bilgisi de aynı telsiz üzerinden merkeze iletiliyor. Böylece el telsizi olan devriyelerin merkezden yerlerini, pozisyonlarını izlemek mümkün hale geliyor. Daha önceden kurulmuş olan altyapı ile uyumlu çalışan yeni nesil telsizler polis, jandarma, itfaiye ve ambulans hizmetleri gibi uygulamaların eşgüdümlü olarak yapılmasını sağlıyor.

Çok modlu, çok bantlı ve çok sistemli operasyon özellikleri, günümüz kullanıcılarının kritik görev ortamlarındaki çok farklı taleplerini tek bir el telsizi içinde karşılıyor.

ATLAS, kullanıcıların ihtiyacı olan, geniş ekran, entegre harita, veri uygulamaları, dahili GPS alıcısı, yüksek kapasiteli batarya, gelişmiş kriptolama teknikleri, dayanıklılık, ergonomik ve hafiflik özelliklerini karşılamak için dizayn edildi. ASELSAN’nın 35 yıllık deneyimi ve bütün dünyadan gelen paha biçilmez müşteri geri bildirimleri 4900 telsizinin kusursuz tasarımına katkıda bulundu.

-ATLAS, KAMU GÜVENLİĞİNİN VAZGEÇİLMEZ ARACI OLACAK

ATLAS, farklı mod, sistem ve bant kullanan, Kamu Güvenliği Haberleşme Birimlerinin güvenilir biçimde haberleşmesine imkan veriyor. Bu çeşitlilik ATLAS 4900 el telsizlerini farklı kullanıcılar için eşsiz bir cihaz haline getiriyor. Kurumların şu anda kullandığı telsizler, VHF ve UHF olmak üzere iki ayrı frekans bandı üzerinde çalışıyor. Yeni üretilen ATLAS, tek cihazla her iki bantta da haberleşme imkanı sağlıyor.

MP3 kalitesinde sesi ve gürültü bastırma özelliği sayesinde, gürültülü ortamlarda kullanıma uygun olan ATLAS’ta kolay bağlantı için USB 2.0’lı mini-USB konektörü ve USB On-The-Go desteği telsiz üzerinde bulunuyor. ASELSAN ATLAS 4900 telsizi, içerdiği havadan yazılım güncelleme desteği ve havadan konfigürasyon edilebilme özelliği sayesinde müşterilerin saha operasyonlarını kolaylaştırıyor.

-ATLAS’IN SERİ ÜRETİMİ BU YIL İÇİNDE BAŞLAYACAK

Seri üretimine bu yıl içerisinde başlanacak cihazın ilk teslimatları da yine bu yıl içerisinde gerçekleşecek. İlk siparişlerin teslimatının ardından, tüm kamu kurumları için seri üretime geçilecek.

ASELSAN profesyonel telsizleri ihracat faaliyetlerinde önemli yer tutuyor. 36 ülkeye ihracat gerçekleştiren ASELSAN, aralarında ABD, Pakistan ve Sri Lanka’nın da olduğu çok sayıda ülkeye telsiz satıyor.

Yeni geliştirilen ATLAS’ın da uluslararası pazarda daha etkin ve daha büyük bir pazar payı elde etmesi bekleniyor.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: